Hipofiz Bezi: Büyüleyici Bir Hormon

Ocak 17, 2021
Hipofiz bezi, beyin tabanında Sella Turcica (Türk Eğeri) adı verilen kemik yapının içinde bulunan, bezelye büyüklüğünde bir salgı bezidir.

Hipofiz bezi, neredeyse bir bezelye tanesi büyüklüğündedir. Buna rağmen vücudumuzda azımsanamayacak ölçüde büyük bir öneme sahiptir. Hormonal iletişim merkezimiz olan bu “lider bez” ve tiroid, böbrek üstü bezleri veya üreme organlarımızla ilgili endokrin süreçlerini de yönetebilen üçüncü gözdür.

Küçük büyüklükte olup her şeyi çevreleyen bu yapının büyüleyici bir şey olduğunu söyleyerek bir hata yapmış olmayız. Türk eyeri” olarak bilinen, hipofiz bezi kemikli bir boşlukta bulunan beynin ortasındaki çukura tam oturur. Ağırlığı 500 miligramın biraz üzerindedir ve biz kadın isek ve birkaç kez doğum yaptıysak, ağırlığı 700 miligrama kadar çıkabilir.

Hipofiz bezi veya Pitüiter bez, beynimizdeki hormonal süreçlerimizin büyük bir bölümünü düzenleyen küçük bir yapıdır.

Kimyasal-hormonal önemi tartışılmaz. Hipofiz bezi, hipotalamus ile sürekli etkileşimde bulunarak endokrin homeostazını devam ettirir. Vücudumuzdaki işlevi o kadar belirleyicidir ki; içsel manevi dünya bile bu salgı bezine her zaman çok önem vermiştir. Bu (bilimsel olmayan) çerçevede, enerjimizin, bilgeliğimizin ve iç huzurumuzun yoğunlaştığı bir güç merkezini yoğunlaştıran taç çakrada yer alan üçüncü göz olarak kabul edilir.

Hipofiz bezi veya Pitüiter bez nedir?

Hipofiz bezi veya Pitüiter bezi tanımlayan temel üç kelime vardır. Bunlar; koordinasyon, denge ve uyumdur. Beyinle ve özellikle çevremizle etkileşime giren tüm bu duyularla mükemmel bir koalisyon içinde çalışan küçük bir yapıyla karşı karşıyayız. Buna bir örnek verelim: İşteyiz ve patronumuz birdenbire bizden henüz bitirmediğimiz bir işi kendisine teslim etmemizi istemektedir.

Bu mesajı algılamanın hemen ardından talamus hipofizimize bir “alarm” sinyali gönderir. Daha sonra, mümkün olan en kısa sürede bu işi yapıp teslim etmemiz ve kendimizi motive etmek için bize güç veren, harekete geçmemizi sağlayan ve tepki kapasitemizi aktive eden karmaşık süreçler dizisi başlatacaktır. Bu sayede hipofizin yapacağı şey, bu tepki vermeyi belirli bir süre kolaylaştırmak için kan dolaşımına bir dizi hormon salgılamak olacaktır.

Gördüğümüz ve hissettiğimiz gibi, bu bez iç manevi dünyamızla yakından ilişkilidir. Aslında, beyindeki (çukura oturma) konumu nedeniyle, hipofiz bezine hayranlık duyan Descartes, o zamanlar bu küçük bezin ruhumuzun bir yuvası olması gerektiğini söylemiştir. Böyle bir ifadenin o kadar da bilimsel olmadığı aşikârdır. Ancak, duyguların hayatımızdaki büyük önemi göz önüne alındığında, onların kelimelerle ifade edilemeyecek önemini küçümsememiz doğru olmaz.

Hipofizin iki bölümü

Hipofiz bezini şimdiye kadar bir bezelye tanesi gibi benzersiz bir yapıya sahip bir bez olarak hayal etmiş olabiliriz. Ancak gerçek farklıdır: birbirinden çok özel olan iki lobdan oluşur. Neye yaradıklarını anlamak için onları detaylı olarak inceleyelim.

Adenohipofiz

Hipofizin ön lobudur ve Rathke kesesi olarak bilinen kısmı oluşturur. İşlevi, belli bir hücre kümesi aracılığıyla çeşitli hormonları salgılamaktır:

  • GH (büyüme hormonu) salgılayan somatotropik hücreler.
  • PRL salgılayan laktotropik hücreler (meme bezlerinde süt üretiminin ve korpus luteumda progesteronun uyarıcısıdır).
  • ACTH kortikotropin salgılattırıcı hormon (adrenal bezlerle ilgili).
  • LH ve FSH salgılayan Gonadotrop hücreler (ürememizle ilgili).
  • TSH (Tiroid situmule edici hormon)
hipofiz
Fotoğraf reproduccionasistida.org’dan alıntıdır.

Nörohipofiz

Hipofizin bir diğer kısmı ise nörohipofizdir. Görevi diğer yarısı gibi karmaşıktır. Nörohipofiz, sahip olduğumuz en önemli hormonlardan birini olan oksitosini düzenler. Aynı şekilde, antidiüretik (ADH) veya vazopressin adı verilen başka bir hormonun düzenlenmesinden de sorumludur.

Hipofiz bezi ile ilişkili patolojiler

Hipofiz bezinin, duygularımız ve bu bezin endokrin dengesi arasındaki ilişkiyi etkili bir şekilde düzenlediğini biliyoruz. İşte bu küçük yapı, küçültülmüş bir kemik iskeletinin çukur kısmında yer almaktadır. Bazen çeşitli damar ve sinir yapılarıyla çevrili olduğu için üzerinde baskı oluşması yaygındır ve bu nedenle bazı sorunlar ortaya çıkar. Beynin bu bölümünde bulunan tümörler de yaygındır.

Bu nedenle, hipofiz bezi ile ilgili temel bozukluklar, fazla hormon üretilip üretilmediğine veya tam tersine hormon üretiminde bir eksiklik olup olmadığına göre değişiklik gösterir. Aşırı salgılanması durumunda aşağıdaki hastalıklar gelişebilir:

  • Akromegali,
  • Devlik hastalığı,
  • Uygunsuz antidiüretik hormon salınımı (UADHS).

Hipofiz bezinin işlevselliği azaldığında, genellikle diğer hormonal bozukluklar ortaya çıkar:

  • Büyüme hormonu sorunları,
  • Şeker hastalığı,
  • Sheedan sendromu,
  • Hipopituitarizm.

Sonuç olarak, hipofiz bezi bir lider bezden daha fazlasıdır. Birçoğu onu hormonal süreçlerimizin kraliçesi olarak görmektedir. Herhangi bir küçük değişikliğin tuhaf sonuçları getirdiği endokrin orkestrasını yönetmekten sorumlu hormon olması zaten bildiğimiz bir şeydir. Bununla beraber, bu hipofiz bezi genel olarak yaşamımız boyunca etkili bir şekilde çalışır ve böylece gerekli olan iç dengemizi düzenler.