Herkes Samimi Bir "Nasılsın?" Sorusunu Sever

16 Şubat, 2018

Samimi bir tebessüm ve sıcak bir bakış eşliğinde sorulan bir “Nasılsın?” sorusu iyileştiricidir. Bazen tek ihtiyacınız budur.

Bazen bu bir kelime sizi güvende ve bir başkasıyla bağlantılı hissettirmeye yeter.

Evrimsel psikoloji ne kadar tuhaf gözükse de bu konuda söyleyecek çok şeye sahiptir. Buna göre insanlar kendi gruplarının bakım ve korunmasını teşvik ederek sosyal zekayı geliştirmiştir. Dolayısıyla, “yoldan çıkan” ve işbirliği yapmayan ya da grubu desteklemeyen her üye reddedilmiştir.

“İnsan karakterinin en derin ilkesi takdir edile, tanınma ve değer görme arzusudur.”

– William James

Arkaeolojik ve etnografik kanıtlar da tarım çağının ilk yıllarında barışçı işbirliği ve yardımseverliğin normal olduğunu göstermektedir. Muhtemelen bu özel maceraya destek olan buydu.

Aslında, Neandertallerin yaşlılara özenle baktıklarına dair kanıtlar vardır. Karşılığında herhangi bir şey beklemeden onlara hürmet gösterdiler ve ardından duygusal ve dini sembolizmi açıkça gösteren cenaze törenleri yaptılar.

Bütün bunlar açıkça gösteriyor ki başkaları için endişelenmek ve onlara bakmak, türümüzü meydana getiren özelliklerin bir parçasıdır. Rahatlama, destek verme veya ilgi göstermeyi amaçlayan her bir davranış, fiziksel ve psikolojik mutluluğumuzu olumlu yönde etkiler.

Ayakta kalmamıza ve birbirimizle anlamlı bir şekilde bağlantı kurmamıza yardımcı olur.

Dolayısıyla, samimi bir “Nasılsın?” sorusu, yüz yüze olsun ya da olmasın, düşündüğümüzden çok dahasına muktedirdir.

kalp tutan eller

Sana yardım etmek için buradayım: Senin için buradayım ve karşılığında hiçbir şey istemeyeceğim

David Graeber, sosyal aktivizmi ile tanınan ünlü bir antroplogdur. Teorilerinden biri, para ve ekonominin öncül yardımseverliğimizi bütünüyle yok etmesine odaklanmaktadır. 

Ona göre uyumu teşvik eden, insan grupları arasında kurulmuş olan ve ahenk içinde ayakta kalmamızı sağlayan bu temel birliği geliştiren “gen” yok edilmiştir.

Bu fikri desteklemek için Graeber Grönland’daki Eskimo ve Amerika’daki Kızılderililerden söz etmektedir. Bu topluluklarda insanların birbiri için samimi şekilde kaygılandığını anlatmaktadır.

Gerçekten de bir iyiliğin karşılığını ödemek fikri yoktu bu topluluklarda. Eskimoların dediği gibi “ülkemizde bizler insanız ve birbirimizle ilgileniriz.” Birinin ayakkabıya ihtiyacı varsa, bunun için tek yapması gereken şey istemektir. Bir avcı kötü bir av geçirdiyse, komşuları kendi yiyeceklerini onunla paylaşacaktır.

ayakkabıda çiçekler

Geçmişte ve gelecekte ve (bazı yerlerde ise) şu anda etkileşimlerini yardımseverlik ve başkaları için endişelenmeye dayandıran gruplar vardır.

Ego köpüğünden çıkıp başkalarını kendi parçanız olarak görüp takdir etmek şeklinde samimi bir arzu vardır. Günümüzün sözde “gelişmiş” toplumlarında uygulamaya koymamız gereken bir şey bu.

Nezaketin ötesine geçen bir “nasılsın?”

Evet, doğru, hepimiz her gün “nasılsın?” sorusunu duyuyoruz. Çoğu zaman insanlar bunu söylüyor ama cevap almayı bile beklemiyor.

Bu, bir konuşmaya başlamanın ya da selamlaşmanın bir yolu. Dürüstlük beklemeyiz burada çünkü kültürümüzün şekilsel bir parçasından ibarettir.

“Yalnızca başkalarına ait olana iyi bakanlar kendilerine ait olan sahip olabilir.”

– George Gurdjieff

Eduardo Galeano’nun söyleyeceği gibi bu “sandık kültüründe Eskimo ve Kızılderililerin hâlâ hatırladığı insanlık ilkesini unutmuş gibiyiz. İnsanlar, ayakkabıdan, yemekten ya da giyecekten çok destek, anlayış ve ilgiye ihtiyaç duyar.

Samimi sözlere ve bizimle içten bir şekilde ilgilenen insanlara ihtiyacımız vardır. Bir “Nasılsın?” sorusunun ardından sessizlik olsun isteriz ki cevap vermeye vaktimiz olsun ve kulaklarını açıp bu cevabı dinlemek isteyen bir kişi isteriz karşımızda.

Yazımızı sonlandırmadan önce bir şeye açıklık getirmemiz gerek. “Nasılsın?” sorusunun iyileştirici etkisini hissetmek için zor zamanlardan geçmemize gerek yok.

O basit soru bizi mutlu ve bağlantılı hissettirme gücüne sahip. Gelin, bu soruya daha büyük bir anlam ve özgünlük katalım.

Birbirimizi ihmal etmeyelim. Sadece nezaket göstermek için yapmayalım bunu; anlayış, takdir etme ve karşılıklık sanatını da öğrenelim. Her gün özgün bir “Nasılsın?” sorusu soralım.