Hepimiz Işık ve Gölgelerden İbaretiz

· Haziran 16, 2018

Işık ve gölgeler, içimizi dolduran sürekli arkadaşlarımızdır. Onlar bizim kim olduğumuz ve ne olmak istemediğimizin bir parçasıdır. Gelecekte olabilecek olan şeylerdir. Onlar tanıdığımız ve kaçındığımız şeyler arasındaki mücadeledir. Gözardı ettiğimiz ve görmek istemediğimiz şeylerin hayatımıza girmesine izin veriyoruz. Ve bu küçük, ama karmaşık dengeleme eyleminde, herhangi bir parçanın bizi idare etmesine izin vermeden hayatlarımızı deneyimlemeye çalışıyoruz.

Sezgilerimiz bize bildiğimiz ve bilmek istemediğimiz arasındaki dengeyi kurmanın zor olduğunu söylüyor. Kendimizle yaşayabilmek için gerçekleri kabullenmemiz gerekiyor. Hepimiz ışık ve gölgelerden ibaretiz. İşte bu yüzden, kabul etmek istemediğimiz parçalarımız daima olacak.

Işık ve gölgelerimizi tanımak

Hayatımızın karanlık tarafını kabul etmek acıyı içerebilir, ancak aynı zamanda da büyüme, değişim ve kendini kabul etme anlamına gelebilir. Bu, kendimizi tanımamız ve yaşamlarımızda sağlıklı bir benlik saygısı geliştirmemiz gerektiği anlamına gelir. Her şey aydınlık değildir, ayrıca ışıklar hayatımızı her zaman aydınlatmaz. Bazen bizi kör eden ışıklardan gölgelere sığınmamız gerekir.

“Acı çekmeksizin vicdanı uyandırmak mümkün değildir. İnsanlar, saçma bile olsa, kendi ruhlarıyla yüzleşmekten kaçınmak için her şeyi yapabilirler. Kimse ışık figürlerini hayal ederek aydınlanmaz. Tam tersine karanlık yanlarının farkına vararak aydınlanırlar.”

– Carl Jung

Kendi gölgelerinin farkında mısın?

Carl Jung gölgelerimizi, hayal kırıklıklarının, utanç verici veya acı verici deneyimlerin ve bilinç dışımızda yer alan korku veya güvensizliklerin birleşimi olarak tanımlamıştır. Gölgeler kişiliğimizin egomuz tarafından her zaman kabul edilemeyen tüm olumsuz yönlerini içerir. Bundan dolayı, bizi gerçek anlamda yaşamaktan alıkoyup gerçek duygularımızı ifade etmemize engel olabilir.

Kötülük, bencillik, kıskançlık, korkaklık, açgözlülük ve duygu ve korkularımızın birçoğu içeride gizlenen gölgelerdir. Genelde bizi diğer insanlarla çatışmaya sürüklediklerinde onların farkında oluruz. Diğer durumlarda, kendilerini, kendileri bile açıklanamayan depresyon nöbetleriyle suçlu hissettirirler. Başkalarına ilettiğimiz imajı bile tanıyamaz hâle geliriz.

Bu gölgeleri başkalarına da yansıtabiliyoruz çünkü bu duyguların, düşüncelerin veya fikirlerin bize ait olduğunu kabul edemiyoruz. Çocukluğumuzdan beri başarısızlıklarımızı, çaresizliğimizi ve hayatımızın olumsuz taraflarını saklamaya programladık. Bu gölgeleri içimizde tutmak sadece insanı, aynı zamanda ışığı koruyoruz. Işık ve gölgeler el ele gider.

“Tutkuları yüzünden cehennemi yaşamamış bir adam o tutkuları asla aşmamış demektir. Farkına vardığımız kadarıyla, insan varoluşunun tek amacı varlığımızın karanlığında bir ışık parlatmaktır.”

– Carl Jung

dengede duran taşlar
Hiç kendi ışığınızdan kör oldunuz mu?

Bizi oluşturan ışık, çevreleyen ve içsel varlığımızdan dışarı doğru parlayan ışıklar, başkalarına göstermeyi sevdiğimiz nitelikler, erdemler, duygular, davranışlar ya da arzulardır. Sanki tek gerçek kimliğimizmiş gibi onları bir maske gibi takınmak ne kadar kolay.

Şakacı, zeki, anlayışlı, sosyal, çekingen veya cesur olmayı seçebiliriz. Sosyal hayatımızda kendimizi başkalarına nasıl yansıtmayı istediğimizi seçebiliriz.

Bugünlerde kişiliğimizin ışıkları, sosyal ağlardaki görünümümüzle giderek daha fazla parlıyor. Gölgelerin sadece gizlemekle kalmayıp hiç var olmadıkları ikinci bir hayat yaşıyoruz. İlk başta iyi bir şey gibi görünebilir ve kendimizi hayatımızın sefaletinden korumanın bir yolu, aslında modern narsisizm ifadesinin merkez üssü haline gelir.

Kendi ışığımızın bizi kör etmesine izin veriyoruz. Kendimizi dış dünyaya doğru ifade edebilmenin tek yolunun bu ışıklar olduğu fikrini öyle bir saplantı hâline getirmişiz ki, bu yüzden insan olmayı bırakıyor ve içsel benliğimizde büyük boşluklar bırakan fotoğrafları çeken makinelere gülümsüyoruz.

İşte bu yüzden gölgelerimizin ne olduğunu bilmek çok önemlidir. İç dengemizi korumak için bize yardım eden şey bunlardır. Biz yanılabiliriz, kıskançlık ya da suçluluk hissederiz, ama kendimizi de yeniden inşa ederiz. Bizler insanız ve bir kurguyu değil asıl gerçekliği kabul etmek, sağlıklı bir benlik saygısı geliştirmemize ve daha iyi ve daha dolu bir yaşam sürmemize yardımcı olacaktır. Gölgelerinizi inkar etmeyin, kabul edin. Kendinizi ışıklar ile körleştirmeyin – iç dengenizi arayın.