Endüstriyel Ortam Suçluluk Duygusu Enjekte Ediyor

24 Temmuz, 2020
Endüstriyel ortam size kendinizi suçlu hissettiriyor. Bu ortamın ana hedefi karar verme becerilerinizi ortadan kaldırmak. Böylece tüketmeyi bırakamayacak hale geliyorsunuz. Bu durum, daha yoğun tüketim yapmanızı sağlayacak şekilde suçluluk duygusu üretiyor.

İnsanlık, gelişmişlik ile birlikte ortaya çıkan ve giderek artan zorluklarla uğraşmak zorunda kalıyor. Bu problemlerin ortaya çıkışı da çılgınca bir hızda gerçekleşiyor ve insan biyolojisi buna ayak uyduramıyor. İnsanları zorlu koşullar altında korumak veya ihtiyaçların karşılanması için avlanmak gibi amaçlara yönelik tasarlanan bu bedenler, günümüzde teknoloji kaynaklı zorluklarla karşı karşıya. Bu zorluklardan biri de, endüstriyel ortam tarafından yaratılan ortamın insanlara kendilerini suçlu hissettirme yolu.

Marta Peirano’nun Düşman Sistemi Biliyor (El enemigo conoce el sistema) kitabı bunun nasıl olduğunu açıklamak anlamında harika bir iş çıkarmış. Yazar, bu kitabında, zihninizin nasıl çalıştığı hakkında sahip olunan bilgilerin sizi nasıl savunmasız hale getirdiğini detaylandırıyor. Şirketler, tüketimi desteklemek ve tüketiciyi daha fazla bu yönde motive etmek için bu güvenlik açığından yararlanmakta.

Endüstriyel ortam ve yarattığı duygusal durum

Endüstriyel ortam kendinizi suçlu hissettiriyor

Örneğin, araştırmacılar, artık hareketli bir müziğin, daha hızlı ürün satın almanızı sağladığını çok iyi biliyorlar. Diğer taraftan da, sakin bir hava veren bir müzik türü de, sizi bir yerde daha uzun süre kalmaya teşvik ediyor. Mesela, büyük mağazalarda hangi tür müziği daha çok duyuyorsunuz? Daha pahalı ürünler satan bir mağazada arka planda ne tür müzik çalıyor? Günün sonunda, eve vardığınızda, satın aldığınız tüm gereksiz şeyleri görmek oldukça korkutucu. Bu durumda, bu endüstriyel ortam, kendinizi kesinlikle suçlu hissettirecektir.

Abur cubur yemeyi bırakamadığınızda da kendinizi suçlu hissedebilirsiniz. Bu da sık sık olan bir durum: beslenme alışkanlığınızı iyileştirmeye ve geliştirmeye karar verirsiniz ve sonra başarısız olursunuz. Gerçek şu ki, bunun sebebi, bu durumun önceden tasarlanmış olması.

Peirano’nun sözleriyle, “Gezegendeki en güçlü ve toksik endüstrilerden birinin yüksek maaşları ve gelişmiş laboratuvarları ile olağanüstü bir derecede motive olmuş dahilerle tam karşımızda çalışmakta olduğuna inanmak yerine, azıcık bir miktar disiplinden yoksun domuzlar olduğumuzu düşünmeyi tercih ediyoruz. Bu ortamın arkasındaki şey ise şu ki; tek amacı farkında olmadan bizi manipüle etmek olan son teknoloji ”.

Başka bir deyişle, birçok insan ve bunların kullandığı teknoloji, durmaksızın, iradenizi kırmak için çalışıyor. Hiç aşmaya çalıştığınız güç odağının boyutu hakkında durup düşünme şansınız olmuş muydu?

Besin değeri düşük, ucuz ve tatmin edici olmayan yiyecekler satan bir sektörle karşı karşıyasınız. Bu, tabii olarak bir paradoks yaratıyor. Günümüzde birçok insan hem obez hem de yetersiz besleniyor. Bunun nedeni, gıda miktarının gıda kalitesi ile ilgisinin olmaması.

Endüstri, insanların çok az zaman ve bilişsel enerjiyle ve uğraşacak çok şeyle dürtüsel kararlar almasını istiyor. Aynı zamanda, günümüzde, insanlar diyetleri hakkında daha fazla endişelenmeye başladığında da görüyorlar ki, birçok eski yemek tarifi “sağlıklı” olarak ön plana çıkıyor.

Gıda ambalajlarında, çalışanların ve ürünün içermediklerinin reklamını yapan ifadeleri her zaman görürsünüz. Alışveriş yaparken unutabileceğiniz şey ise, bu ürünün içerdiği şeyleri kontrol etmek.

Bazı endüstriler, ürettikleri gıdalardaki şeker içeriğini azalttı. Ancak, bunun sonucunda da, satışları düştü. Peirano’nun dediği gibi, “Bağımlılık yaratmak, ondan kurtulmaktan daha kolay”.

Daha açık bir ifadeyle, bu  durum, genç yaşlardan itibaren girdiğiniz bir döngü. Örneğin, çocuklar için üretilen mısır gevrekleri, çoğu insanın bu ürünlerin “sağlıklı” olduğunu düşünmesine rağmen, potansiyel olarak bağımlılık yaratan ve sağlıksız bileşenler içeren besin kaynakları.

Tüketim dünyası ve sonuçları

Endüstriyel ortam ve internetten tüketim

Öyle ya da böyle, endüstrinin amacı tüketmeyi bırakmadığınızdan emin olmak. Şu anda popüler olan nedir? Bu duruma en mükemmel örnek, izleyebileceğiniz bir dizi TV şovu ve film içeren çevrimiçi akış platformları.

Sinema salonları, her biri bölüm ardına yeni bir bölümün başladığı ve kesintisiz devam edecek şekilde erişim kolaylığı sağlayan ve “karşılanabilir bir fiyat” ile insanlara sürekli olarak yeni bir doz daha dizi sunan platformlarla yer değiştirdi.

Eğer endüstriyel ortam sizi suçlu hissetmiyorsa, uzun bir yapılacaklar listeniz olmasına rağmen bütün bir öğleden sonrayı televizyonun veya bilgisayarın önünde geçirdikten sonra sizce ruh halinize hangi başka duygu hakim olabilir ki? Sosyal medya ise, bu pastanın üzerindeki krema. Kendinizi günde kaç kez başka bir şey yapmak  üzere telefonunuzun ekran kilidini açıp sosyal medyada gezinirken buluyorsunuz?

Sosyal medya, başka hiçbir şey değil, tam anlamıyla otomatik bir tepki. Size özel ve kişiselleştirilmiş bir görünüm vermek üzere, sonsuz kere başkaları tarafından görüntülenmiş sayfalar, sizin de ekranınıza yapışmanızı sağlar. Örneğin Facebook sayfanıza gidebilir, sürekli bir biçimde aşağıya doğru kaydırma, kaydırma ve kaydırma yapabilirsiniz. Tanıdığınız kişilerin hikayeleri, videoları, resimleri ve yorumları hiç bitmez. Oturumu kapatmak için, kendi dikkatinize ait kontrolü tekrar kazanmanız gerekecektir.

Bunu yapmak oldukça zor, çünkü bu platformları tasarlayan insanlar, onları sadece bu amaç için, yani dikkatinizi elinizden almak için yapmışlardır. Mümkün olduğunca uzun süre sanal alanlarında kalmanızı istiyorlar. Bu kişiler, beyninizin nasıl çalıştığı ile ilgili ihtiyaç duyabilecekleri tüm bilgiye sahip insanlar. Ve ne yazık ki, insan beynini istismar etmek de inanılmaz derecede kolay.

İçerisinde bulunduğumuz endüstriyel ortam da sizi sürekli bir biçimde suçlu hissettiriyor. Hatta haddinden fazla suçlu. Örneğin, dondurma yiyor ve kendinizi suçlu hissediyorsunuz. Çaresizlik ortaya çıktığında da, genellikle bahsettiğimiz bu suçluluk duygusundan kaynaklanıyor. Gerçekte, tıpkı filmlerde olduğu gibi, bu çaresizlik durumu da, televizyonun önünde pes etmiş bir biçimde dondurma yemenizi sağlıyor.