Egomdan Kurtulduğumda Her Şeyimi Kazandım

Eylül 9, 2017

Egomuz, acınacak haldeki duygusal bir eğitim modelinin ürünüdür ve sadece bir fikir etrafında yoğunlaşmıştır: başarı, kusursuz, korkusuz veya herhangi bir şüpheye mahal vermeyen bir imajı herkese göstermek anlamına gelir. Arkadaşlarınızı her alanda geçmek sanki hayati bir meseledir. Bunu yapmak, gerçekten ne hissettiğimizi ve ne istediğimizi gölgelemek anlamına gelse de, böyle davranmaktan kendimizi alamayız. Bu nedenle, kendimize duyduğumuz saygı ile egomuzu ezdirmemeyi sık sık birbirlerine karıştırırız.

Yara almış egonuz, başkalarının gözünde aşağılandığınızın veya yenilgiye uğradığınızın her izini ortaya çıkarır. Ve bu, sizin hiç de hoşunuza gitmeyen ve aynı anda üzülmenize ve öfkelenmenize neden olan bir durumdur. Bize hep kazanmamız öğretildi, ancak kazanmak için öğrenmeye istekli olmamız gerektiği söylenmedi. Bu durum, kendimizi savunmasız hissettirir, sayısız kez düşüp kalkmamızın da bir göstergesidir. Hayattan dersler almak için egonuzu bir kenara bırakın.

Bu döngüde, elinizden gelenin en iyisi olamama ihtimalini de göz önünde bulundurup, her duruma hazırlıklı olun. Başkalarından saklamaya çalıştığınız şeylerin, herkes tarafından görülebileceğini de kabul edin. Eğer bir şeyleri değiştirmek için harekete geçmek isterseniz, birçok durumda maskenizin düşme riskini de kabul etmeniz gerekir. Birçok kişi kendilerini, “bıçak sırtına” koyabilecek riskleri kabul etmediği yüzünden tüketir. En sonunda egolarının kazanmasına ve her şeylerini kaybetmelerine izin verirler.

Egomuz için verilen mücadele bizi huzurumuzdan eder

Varoluşsal bir sorun içerisinde kendi kendinizi tüketiyor olabilirken, savunmasız görünmemek adına, hiç bir sorununuz yokmuş gibi yaşamayı tercih edersiniz. Şans ya da talih sayesinde, hiç bir hastalığınız da olmaz. Ne yazık ki çok sayıda insanı etkileyen bir durum sizde de mevcut olur: gösteriş merakı, ego, sürekli “ben ben ben” demek.

“Her otobiyografinin iki ana karakteri vardır: Biri Don Quijote, yani ego, ve diğeri de Sancho Panza, yani ben.”

– W. H. Auden

Bazen haklı olmaktansa,mutlu olmak tercih edilir. Kendi huzurumuzu korumak ve devam ettirmek adına, diğerlerinin bir başarısızlık, bir kayıp ya da bir zayıflık olarak gördüğü durumları kabul etmek gerekebilir. Bazen kendi fikrimizin doğru olduğuna %100 inandığımız bir meselenin üzerinde pek bir durmuyor, aksi takdirde bile “başımızdan savmaya çalışıyoruz“.

Egomuzu korumak için verilen mücadelede baştan mağlubuz

Egonuzu güvende tutmak için verilen mücadele, egonuzun dünyaya karşı vermiş olduğu nedensiz bir mücadeledir ve bu mücadelenin mağlubunun siz olduğu kesindir. Bir gün, bir zayıflığı kabul etmemenin, aslında bahsi geçen o zayıflığı daha da güçlendirdiğini görebiliriz. Bu kabullenememe durumu, hayatımız boyunca sevdiğimiz bir insanı kaybetmemize neden olur.

“Hayatınızı egonuz ile sürdürmek kötüdür. Kendine güven duymak ise harika bir şeydir.”

– Fred Durst

İstediğimiz bir şeyi, sadece bize sağlayacağı tatmin duygusu adına, başkalarına herhangi bir hava atma duygusu olmadan ya da herhangi bir şeyi kanıtlama çabası içerisine girmeden elde etmek için, sık sık o arkasına saklandığımız gösteriş maskesini çıkarmamız gerekir. Bu, tecrübe gerektirir ve bazı dürtülerden vazgeçmek anlamına gelir, ancak aynı zamanda anlamlı bir yaşam sürmeyi de sağlar.

Bu durum, ayrıca, attığımız her adımda ne kadar çok hata yaptığımızı ve kendimizi haklı çıkarmaya çalışmadan geçmişimiz ile yüzleşmemizi sağlar. Belki de hep biz haklıydık ya da hep biz haksızdık, ama bugün bunun bir önemi yok artık. Çünkü şu anın, geçmiş ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

Egonuzdan kurtulduğunuz zaman hayatınızı geri kazanırsınız

Hayatınızın kontrolünü yeniden elinize almak için, kendi iç dünyanızı ele geçiren o egonuzdan önce bir kurtulun. Duygularınız, hisleriniz ve düşünceleriniz, tıpkı hayatınızda meydana gelebilecek her olay gibi otomatik ve önceden tahmin edilemez bir yapıya sahiptir. Yaşamın çelişkileri ve günlük olaylarıyla uğraşmak zaten yeteri kadar zordur. Bu zor koşulları, başkalarının isteyeceği şekilde ya da her şeyi mükemmel bir çerçeveye oturtarak her zaman kusursuz yapmaya çalışmak, işinizi daha da kötüleştirir.

Eğer her zaman mükemmel bir görünüme sahip olmak ve kendinizi olabilecek en iyi şekilde tanıtmak istiyorsanız, belki de oturup, yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle, kusursuz bir şekilde giyinerek geçip giden yaşamı izlemekten elinizdeki tek seçenek olur. Hata yapmadan, risk almadan ve hayatınızı yaşayamadan ot gibi nefes almaya devam edersiniz.

Her zaman duygusal olarak kendinizi iyi hissetmeyeceksiniz ve her zaman mükemmel bir imaj ile ortalıkta gezemezsiniz. Kendinizi muhtemelen başkalarının yanında da kusurlu bir insan olarak göstereceksiniz. Ama yaşadığınızı hissedeceksiniz.

Tüm bu iniş çıkışlarımız, ihtişamımız ve mutsuzluklarımızla, hayatımızı olabildiğince iyi görmeye çalışıyoruz. Kabul ve itiraf etmek ne kadar zor olursa olsun, bütün bunlar sahip olduğumuz karakterin birer parçası. Sizin veya başkalarının kabul edilemez olduğunu düşündüğünüz kusurların çoğu, başkalarına görünmez bile. Bazen o maskeyi çekip çıkarmak, kendinize duyduğunuz saygıyı kazanmaktır.

“Gerçek ben, bir insanın en güzel parçasıdır. Zaten endişeli olan, evrim hakkında tutkulu olan da benim bir parçamdır. İçinizdeki gerçek ‘ben’i harekete geçirip, egonuzun gücünden daha da güçlü olun. Ancak o zaman dünyada bir fark yaratmaya çalışırsınız. Yaratıcı ilke ile tam anlamıyla bir ittifak haline girersiniz.”

– Andrew Cohen

Geçmişteki hatalarınızın çoğunu başkalarının hafızasından silinip gitti bile. Şimdi ise sadece yaralı ve kibirli “ben”in savunmacı dünyasında yer alıyorlar. Sizi içinize kapatan ve sizi bulunduğunuz zamandan ve mekandan koparıp boğan bir egonuz var. Artık var olmayan bir zafere ulaşmak için gösterilen bu çabadan dolayı, içinizde kalmış tek şey, iyileştirmeniz gereken dargınlık ve öfkedir.

Egonuza kapıyı gösterin ve tüm kötü yanları ile birlikte gitmesine izin verin. Evet, sizi bazen üzer ama olsun, kendinizi hayata açın. Egonuzdan kurtulmak, dünyadaki tüm dertlere değer.