Ebeveynler ve Çocukları Arasındaki Bilinçsiz Narsistlik

Şubat 9, 2019

Kişinin kendisine duyduğu sevgi ve hayranlık uyandıran sürekli bir tatmin hissiyatı arayışı olarak bilinen narsisizm, ebeveynlik ilişkilerinde bilinçsiz narsistlik olarak kendini gösterir. Ebeveynler çocuklarına yaşamaya ve sevmeye dair inanılmaz dürtülerini yansıtırlar. Ancak çoğu zaman bu dürtüye, benmerkezci olmasa da özlem duyan ya da beklentileri olan narsisizm ilişkisini etkileyen, ebeveynlerin kendi arzuları aracılık eder.

Literatür ve teoride, ebeveynlerin çocukları ile nasıl etkileşime geçtiklerinin incelenmesindense çocukların ebeveynleriyle nasıl etkileşime geçtiklerinin incelendiği görülür. Bu sebepten ötürü literatürde, ebeveynlerin yabancı oldukları şeyler ya da çocuklarının özelliklerini kendi özellikleri olarak görmeleri gibi yorumlanan ebeveynlik ilişkilerinde bilinçsiz narsistlik hususuna dair açık referanslar bulmak oldukça zordur.

Freud, bu fenomene ilgi gösteren ilk kişiler arasındaydı. Bütün mükemmellikleri çocuğa atfetme eğiliminin varlığını teorik olarak ortaya atan kişi oldu. (Burada, yalnızca ebeveynlerin çocukları ile ilişki kurma biçimiyle ilgilendiğini vurgulamamız  gerekir). Bu, bebeğin majesteleri olarak aileye katıldığı, ebeveynlik ilişkilerinin ilk başladığı anda hissedilir.

Bunu da okuyun: Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu Nedir?

dizine kapanmış çocuk

“Bebek Majesteleri” fenomeni, yetişkinlerin geride bırakmaları gereken, çocuk olarak sahip olmayı hayal ettikleri ayrıcalıkları yenilemenin bir yoludur. Bu olgu dahilinde, ebeveynlerin çocuklarına inanılmaz ayrıcalıklar tanıdıklarını, onları şımarttıklarını, çocuklarının sahip olduğu özelliklere taptıklarını ve ardından çocuklarının gelişiminin kendi planlarına göre ilerlemesini beklediklerini görürüz.

Birçok ebeveynin, çocuklarına “ideal benliklerini” yansıttıklarını, onları kendi olduklarını düşündükleri ya da olmak istedikleri “mükemmel ve mükemmeliyetçi” versiyonları haline getirdiklerini gözlemleriz.

Bu bağlamda, ebeveynler ideal benliklerini çocuğa yansıtır ve çocuklarını ebeveyn benliklerinin hayal kırıklıklarından ve en derin arzularından sorumlu tutarlar.

Bu sebepten ötürü, bilinçsiz narsistlik ve hakkında konuştuğumuzda, ebeveynlerin sevgisi, kendileri çocukken nasıl olduklarını ya da nasıl olmak istediklerini düşünüyorlarsa, o şekilde bir kendini sevme haline dönüşür. Ayrıca bu, bahsedilen sevgi dolu ilişkiyi daha fazla açmanın bir yoludur.

Bunu da okuyun: Ebeveynlerle Çocukları Arasındaki İletişimi Geliştirecek 6 Tavsiye

bilinçsiz narsistlik

Bu Davranış Nasıl İnşa Edilmiştir?

Klinik literatür, ebeveyn-çocuk ilişkileri alanıyla ilgili profesyonelleri, bu tür ilişkilerde bulunabilecek bilinçsiz narsistlik üzerine daha derinlemesine araştırma yapmaya davet eder. Buna cevaben, psikanalist Juan Manzano bize bu ebeveynlerin sahip olduğu bilinçsiz narsistlik olgusunu oluşturan dört temel ögeden bahseder:

1. Ebeveynin Çocuğu Üzerine Aynalaması

Ebeveynler, çocukken sahip oldukları ya da olmayı istedikleri kendi özelliklerini; artık sahip olmadıkları ya da eksik hissettikleri bu özellikleri aynalarlar. Bu özellikleri çocuğuna yansıtan anne ya da baba, oğlunun ya da kızının bu özlediği ya da arzu ettiği şeyden mahrum kalmasını istemez. Sonuç olarak, çocuklarında kendi ideal benliklerinin mükemmel bir yansımasını görürler. Bu aynalamanın büyük ölçüde bilinçsiz olması ya da en azından ebeveynin bu davranışı hiçbir zaman açıkça yansıtmaması mümkündür.

2. Ebeveynlerin Tamamlayıcı Kimliği

Anne ya da baba, kızlarının ya da oğullarının kendilerine ait bir parça ya da öyle veya böyle ebeveyne bağımlı içsel bir nesne olduklarını düşünürler. Bu, ebeveynin yansıtığı, çocuğun kendi kişiliğini inşa etmesini engelleyen, aşırı bir sahiplik hissinin dışa vurumudur.
kurumuş yaprak tutan çocuk

3. Spesifik Hedef

Yukarıda bahsettiğimiz gibi, bu aynalamadaki ve tamamlayıcı kimlik özdeşleşmesindeki hedef, narsisistik bir yapıya sahip kişinin tatmin olmasıdır. Fakat, kaybın reddedilmesi gibi diğer hedefler de bu tarz bir ebeveyn davranışının temellerini oluşturuyor olabilir.

4. İlişkisel Bir Dinamik

Etkileşim daha önce kişiye atanmış rollere dayanır ki; sonunda hayal gücünden öteye gidebilecek ve diğer insanlarla kurulan ve çocuğun kendi içinde olan ilişkisel dinamiklerin gelişimini şekillendirecektir. Temelinde, bu tür bir ilişki, gerçeğe dönüşmekle sonuçlanan kurgusal bir profil yaratır.

Patolojik vakalarda, çocuklar farklı şekillerde tepki gösterebilirler. Bazen, daha sonra kendilerini etkileyecek bozukluklara sebep olacak şekilde kendilerine verilen rolleri kabul ederler ve bu da terk edildiklerini düşündükleri için asi olmalarına sebep olur. Bu terk edilme duygusu oldukça basit bir sebebe dayanır; çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişki kurulmamıştır ya da sınırlıdır. Bu bağlamda, çocuk istediklerinin kendine ait olmadığı, ebeveynlerinin beklentileri tarafından dayatıldığı hissine kapılabilir.

NOT: Bu yazının içeriği, Juan Manzano’nun “Ebeveynlikte Narsisistik Senaryolar” makalesinden alınmıştır.