Sigmund Freud’un Kişilik Teorisi

· Ekim 26, 2018

Sigmund Freud’un kişilik teorisi fikirleri ilerledikçe değişmiştir. Freud, insan kişiliğinin yıkıcı dürtüleri ve haz arayışımız arasındaki savaşın bir ürünü olduğunu düşünmüştür. Fakat, bu savaşı yönetebilecek toplumsal faktörleri de bu konunun dışında bırakmamıştır.

Kişiliğimizi yaratışımız sadece bir üründür. Kişilerin iç çatışmalarıyla mücadele ediş şekillerinin bir sonucudur. Dolayısıyla bir insanın kişiliği toplumsal ortamdaki gelişimleri ve iç veya dış çatışmalarıyla yüzleşme şekillerinin yolunu yapar.

Avusturyalı bir nöroloji doktoru ve aynı zamanda psikanalizin babası olan Freud kişiliği tasavvur etmek için beş model belirlemiştir. Topografik, dinamik, ekonomik, genetik ve yapısal olan modeller bulunmaktadır. Bu beş model her birimizin kişiliğini tanımlayabilecek bir çerçeve sağlamaya çalışmıştır.

Sigmund Freud’un kişilik teorisindeki modeller

Freud’un kişilik teorisi yapılara odaklanır. Az sonra açıklayacağımız modelleri mutlak gerçek olarak almamanız gerekmektedir. Fakat hala insan ruhunu anlamak için son derece faydalı araçlardır. Her birini ayrı ayrı açıklayacağız ancak hepsi birbiriyle bağlantılıdır.

1. Topografik model

Freud zihnin üç bölümünü daha anlaşılır kılmak için buzdağı metaforunu kullanmıştır. Buzdağının tepesi, görebildiğiniz kısım bilinçli zihindir. Bu bölüm herhangi bir zaman diliminde deneyimleyebileceğiniz her şey ile ilgilidir: algılar, anılar, fanteziler ve duygular.

Buzdağının su içine gömülmüş olan fakat hala görülebilen kısmı ise zihninizin bilinç öncesi bölümü gibidir. Hatırlayabildiğiniz her şeyle ilgilidir. Bunlar, şimdiki zamanda artık deneyimleyemeyeceğiniz fakat bilinçli zihininizde ortaya çıkarabileceğiniz zamanlardır.

Buzdağının, suyun altında gizlenen ana kısmı bilinçdışı gibidir. Burası, bilinçli zihninizin ulaşamadığı tüm anıların, duyguların ve düşüncelerin depolandığı yerdir. Kabul etmesi zor veya hoş olmayan, acı verici, rahatsız edici ve her şeyden önce acıklı şeyleri depolar.

kişilik teorisi ve buzdağı

2. Dinamik model

Bu, Freud’un kişilik teorisindeki modeller arasında anlaması en güç model olabilir. Sınırsız bir biçimde tatmin arayan içgüdüler ve bu içgüdüleri durdurmaya çalışan savunma mekanizmalarının mücadelesinden doğan psikolojik dinamik ile ilgilidir.

Bu düzenleyici psikolojik dinamiğin ana amacı gelişerek sosyal çevrelerimize uyum sağlamamızdır. Bu modelden kaynaklanan savunma mekanizmaları ise şunlardır: baskılama, yansıtma, içe atım ve yüceltme. Bunlar Sigmund Freud’un kişilik teorisinin çok önemli bir parçasıdır.

3. Ekonomik model

Bu, Freud’un “dürtü” dediği şeyle ilgilidir. Bunu, belirli bir amaç elde etmek için sizi iten güç olarak düşünebilirsiniz. Dürtü sizi hareketlendiren motor ve enerjidir. Bu manada, Freud tüm davranışlarımızın dürtülerle güdüldüğünü düşünmüştür. Bunları, yaşam dürtüsü (Eros) ve ölüm dürtüsü (Thatanos) olarak ayırt etmiştir.

Yaşam dürtüsünün, hayatta kalma, yaratma, kendimizi koruma ve ilişkiler kurma içgüdülerimizle ilgisi vardır. Öte yandan ölüm dürtüsünün kendimiz veya diğer insanlara karşı yıkıcı eğilimlerimizle ilgisi vardır. Bunu hiçlik, var olmama veya boşluk anlamına gelen Nirvana kavramıyla bağdaştırır.

4. Genetik model

Bu model psikoseksüel gelişimin beş evresine sahiptir. Bunların hepsi vücudumuzun erojen bölgelerindeki haz arayışı ile ilgilenir. Yaşımız ilerledikçe değişirler fakat Freud sadece yetişkinlerin değil çocukların da erojen bölgelerinden haz aldıklarını keşfetmiştir. Fazla haz almak veya bu evreler esnasında yaşanan ani bir hüsran insanların bazı kişilikler geliştirmesine sebep olabilir.

Sigmund Freud’un kişilik teorisindeki psikoseksüel gelişimin evreleri veya aşamaları şunlardır:

  • Oral evre: 0-18 ay. Ağız, haz kaynağıdır: emme, öpme ve ısırma. Bu evrede ortaya çıkan bir takıntı, bir oral alıcı kişiliğe sebep olabilir. Bu da kişinin ağzından kaynaklanan hazları arayacağı anlamına gelir (sigara içmek, fazla yemek yemek vb.). Öte yandan burada karşılaşabileceği ani bir hüsran, oral-saldırgan kişiliğe neden olabilir. Bu da kişinin diğer kişilere karşı sözlü saldırı yoluyla haz araması anlamına gelir.
  • Anal evre: 18 ay-4 yıl. Anüs haz kaynağıdır: içeri çekerek ve dışarı iterek. Bu noktada fazla kontrol tutucu, cimri bir kişiliğe sebep olabilir. Tam zıttı söz konusu olduğunda ise kaygısız ve savurgan bir kişiliğe neden olabilir.
  • Fallik evre: 4-7 yıl. Haz kaynağı cinsel organlardır. Mastürbasyon bu yaşlarda oldukça yaygındır. Anne veya baba ile kendini özdeşleştirme durumu söz konusudur. Oedipus kompleksinin çözümlendiği evredir. Kişiliğimizi kurar ve toplumsal kuralları kabul etmemize yardım eder.
  • Gizlilik evresi: 7-12 yıl. Bu evre esnasında Freud, daha fazla şey öğrenerek çevremize daha iyi uyum sağlayabilmek için cinsel isteğimizi bastırdığımızı düşünmektedir.
  • Örgensel evre: 12 yıl ve sonrası. Burası cinsel dürtünün ergenlik esnasında özellikle sekse odaklı bir biçimde geri geldiği evredir. Bu ayrıca bir kadın veya erkeğin cinsel kimliğini doğrulayan yerdir.
çocuklukta kişilik teorisi

5. Yapısal model

Bu model, Freud’un kişilik teorisinde öne çıkar çünkü zihnimizi üç parçaya böler. Bu üç parçanın her biri çocukluğumuz boyunca gelişim gösterir. Her bir parçanın, zihnimizin farklı seviyelerinde kendine özgü gösterdiği fonksiyonlar bulunmaktadır. Fakat yine de hepsi birlikte kişiliğimiz içinde tek bir yapı oluşturur.

  • İd: bu, kişiliğimizin ilkel ve içgüdüsel bölümüdür. Tek amacı bütün dürtülerimizi tatmin etmektir. Ayrıca iki dürtü olan en temel ihtiyaçlarımız ve isteklerimizi temsil eder.
  • Ego: bu, biz yaş aldıkça evrimleşir. İd ve süperego arasında bir arabulucu gibidir ve gerçekliğimizle nasıl yüzleştiğimizi temsil eder.
  • Süperego: bu, kültürümüzden aldığımız maneviyat ev ahlakı temsil eder. Ayrıca kanunlar ve kuralları da temsil eder.

Özetlememiz gerekirse, tüm modellerinin birbirlerine bağlı olduğunun altını çizmek istiyoruz. Bu modeller kişiliği, her bir insanın belirli şartlar altında davranış biçimlerini şartlandıran psikolojik özelliklerin oluşturduğu dinamik bir grup haline getirir.

“Medeniyetimizdeki ilerleme için ödediğimiz bedel suçluluk duygusunun artırılması yoluyla mutluluğun kaybedilmesidir.”

– Sigmund Freud