Çok Zeki İnsanlar ve Depresyon: Garip Bir İlişki

· Nisan 29, 2018

Çok zeki insanlar her zaman en iyi kararları vermez. Yüksek IQ başarıyı ya da mutluluğu da garantilemez. Zeki insanlar çoğu zaman kendi endişelerinin, varoluşsal sıkıntılarının ve çaresizliklerinin yarattığı ağa takılıp kalırlar.

Sanatsal, matematiksel ya da bilimsel dehaları “asık suratlı” yaratıklar olarak görmek gibi yaygın bir eğilim var. Bu dehalar biraz garip ve bu garipliğiyle de oldukça özdeşleşmiş insanlardır. Hemingway, Emily Dickinson, Virginia Woolf, Edgar Allan Poe, hatta Amadeus Mozart gibi isimleri bir düşünün. Parlak, yaratıcı, olağanüstü zekalar —trajik anksiyeteleriyle beraber.

“Birinin zekası katlanabildiği belirsizliklerin çokluğuyla ölçülebilir.”

– Immanuel Kant


Peki bütün bunlarda bir gerçeklik payı var mı? Yüksek IQ ile depresyon arasında doğrudan bir bağlantı var mı? Öncelikle, yüksek zeka herhangi bir zihinsel hastalığı tetikleyecek diye bir kural olmadığını baştan söyleyelim.

Ancak çok zeki insanlarda aşırı endişeye, kendini eleştirmeye ve çarpık, genellikle de negatif, bir dünya görüşüne sahip olmaya eğilim söz konusudur diyebiliriz. Bu faktörler çoğu durumda depresyon için ideal koşulları yaratır.

Bununla birlikte, elbette bazı istisnalar olduğunu da belirtmek gerekir. Toplumumuzda, sadece kendi hayatına değil toplumun kendisine de katkı sağlayarak potansiyelini en iyi şekilde kullanan birçok zeki insan vardır. Yine de çalışmaların ve kitapların çoğu, özellikle de IQ’su 170’in üstünde olan kişilerde, yüksek zekanın depresyonla olan bu benzersiz ilişkisinin varlığını kanıtlıyor.

düşünceli bakan adam

Çok Zeki İnsanların Kişiliği

“Yaratıcı Beyin” en zeki ve yaratıcı insanların beyninin nasıl çalıştığını anlamak için oldukça yardımcı bir kitaptır. Nörolog Nancy Andreasen, toplumumuzdaki dehaların bazı bozuklukları geliştirmeye belirgin bir yatkınlığı olduğunu titizlikle gösteriyor: bipolar bozukluk, depresyon, anksiyete atakları ve özellikle de panik atak.

Aristoteles bile zekanın melankoliyi de beraberinde getirdiğinden kendi yaşadığı dönemde bahsetmişti. Sir Isaac Newton, Arthur Schopenhauer ve Charles Darwin gibi dehalar nevroz ve psikoz rahatsızlıkları ile uzun bir süre baş etmeye çalıştı. Virginia Woolf, Ernest Hemingway ve Vincent Van Gogh en sonunda kendi hayatını sonlandıracak o korkunç adımı atma noktasına bile geldiler.

Bu kişilerin hepsi tanınmış simalardı. Ancak tarihte, kendi küçük dünyasında yaşayan sessiz, yanlış anlaşılmış ve yalnız dehalar da her zaman oldu. Bu kişiler son derece kaotik, anlamsız ve hayal kırıklığı yaratan bir yer olarak gördükleri bu dünyadan kopuk yaşamayı tercih ederler.

Çok Zeki İnsanlar Üzerinde Yapılan Çalışmalar

Sigmund Freud, kızı Anna Freud ile beraber IQ’su 130’dan yüksek olan bir grup çocuğun gelişimini inceledi. Çalışmalarında çocuklardan neredeyse %60’ının majör depresif bozukluklar geliştirdiğini keşfetti. Ayrıca 20. yüzyılın başlarında eğitim psikolojisinin öncüsü olan Lewis Terman’ın da bu konuyla ilgili meşhur bir çalışması var.

Yüksek kapasiteli çocuklar üzerinde uzun süre yapılacak çalışmalar 60’lı yıllarda başlatıldı ve IQ’su 170’ten yüksek olan çocukların katılım sağladığı, psikoloji tarihinin en meşhur deneylerinden biri gerçekleştirildi. Bu çocuklara “termit” adını verdiler. Çalışmalardan önemli bulgular elde etmeye ise ancak 90’lı yıllarda başlayabildiler.

Vincent Van Gogh

Zeka: Ağır Bir Yük

Lewis Terman’ın artık orta yaşlı yetişkinler haline gelen “termitler”inde enteresan bir şeye rastladılar. Yüksek zeka ile hayattan alınan tatminin düşüklüğü arasında bir bağlantı olduğu keşfedildi. Çoğunun toplumda ün kazandığını ve önemli pozisyonlara ulaştığını düşünürsek, aynı kişilerin bir defadan fazla intihar girişiminde bulunması ya da alkolizm gibi bağımlılık yapan alışkanlara düşmesi oldukça ilginç bir bulgu oldu.

Bu grubun keşfedilen bir başka önemli yanı da dünyanın problemlerine özel bir hassasiyet duymalarıydı. Ve sadece eşitsizlik, açlık ya da savaş ile ilgili endişeler duymuyorlardı. Çok zeki insanlar egoist, mantıksız ve yersiz davranışlardan da rahatsız oluyordu. 

Çok Zeki İnsanların Duygusal Kör Noktaları

Uzmanlar, yüksek zekalı kişilerin bazen dissosiyatif kimlik bozukluğu geliştirdiğini de söylüyor. Hayatlarını, üçüncü kişi olarak yorumluyormuş gibi titizlikle bir objektiflikle fakat tamamen bir parçası gibi hissetmeden dışarıdan izlerler.

Buna odaklandıklarında da “kör noktalar” ortaya çıkar. Daniel Goleman’ın aynı başlıktaki enteresan kitabında anlattığı gibi bu kavram duygusal zekayla yakından ilgilidir. Burada kendini kandırmak ve algıda ciddi yanılsamalar söz konusudur. İşte sorumluluktan kaçmak için neye odaklanacağımızı ve neyi görmezden geleceğimizi tam bu noktada seçeriz.

gerçekliğe hoşgeldin pankartı
“Gerçekliğe Hoşgeldiniz”

Çok zeki insanlar çoğu zaman özellikle çevresinde eksik olanlara odaklanır. Uyumu bozan şeylere, dünyanın bencil yönlerine, uyum sağlayamadıkları dünyaya. Çoğunlukla kafalarını karıştıran bu dünyada huzur bulabilme becerisine sahip değildirler.

Çok zeki insanlarla ilgili yapacağımız bir diğer çıkarım ise genellikle şu kritik alandaki eksiklikleridir: duygular. Bu da bizi bir diğer sonuca ulaştırıyor: belki de IQ’ya başka bir faktör daha eklemeliyiz.

Burada bilgelik faktöründen bahsediyoruz; yani günlük hayatımızda mutlu olabilmemiz için gereken bilgi birikimine sahip olmak. Bunu kimse inkar edemez: belgelik benlik algısı, öz saygı ve mutlu bir hayata sahip olmak için son derece önemli bir erdemdir.