Bizler Yıldız Tozuyuz: Parlamak için Yaratıldık

· Ocak 30, 2018

“Kozmik Bağlantı” isimli kitabında (The Cosmic Connection), öğretmen Carl Sagan, tüm insanların, olağanüstü bir maddeden oluştuğunu iddia ediyor: yıldız tozu.

DNA’mızda, yıldızları oluşturan, gökyüzüne baktığımızda bizi hayretlere düşüren o görüntü ile aynı yapı taşını paylaşıyoruz. Biz de parlamak için yaratıldık.

Bu şiirsel sözler, aslında ilk olarak 70’lerde ortaya çıkmıştı. İlham verici bir parça olan “Woodstock” şarkısının yazarı Joni Mitchell’di. İnsanlara “parlak bir altın gibi, bir yıldız gibi parlamalarını” söylerdi.

Ancak daha sonra Carl Sagan bu fikri bilimsel bir tabana oturttu. Bedenlerimiz içerisinde, her hücrede, her küçük parçacığın içerisinde, kozmik bir geçmişin olduğunu gösterdi.

“Mütevazi ol, çünkü topraktan yaratıldın. Asil ol, çünkü yıldızlardan yaratıldın.”

– Eski bir Sırp Atasözü

Kendi DNA’larımızda böyle bir yapının olduğunu düşünmek çok büyük ve heyecan verici bir histir. Ve bu konu üzerine yapılan araştırmalarda, her yıl bu gerçeği doğrular niteliktedir. Bir bilim adamı ve Arizona Üniversitesi Astronomi Profesörü olan Chris Impey, 2010 yılında karbon içeren bütün organik maddelerin, son derece eski bir yıldız kuşağı tarafından üretildiğini ortaya koymuştur.

Ayrıca, dünyada mevcut olan tüm temel unsurlarının hepsinin aynı kaynağa sahip olduğunu göz önünde bulundurursak, vücudumuzun% 97’sinin bu eski yıldızlardan gelen bir madde olduğunu varsayabiliriz.

Bu bilgiler gerçekten büyüleyici ve ufuk açıcı. Bizler, parlamak ve dünyayı aydınlatmak için yaratıldık. Ama … nasıl oldu da yaradılışımıza karşı gelip, parlamayı unuttuk? Eğer yıldızlardan yaratıldıysak, neden daha mutlu değiliz?

eller gökyüzüne açılıp yıldız topluyor

Bizler Yıldız Tozlarından Olmayız ama Bazen Karanlıkta Yaşıyoruz

Gece ne kadar karanlık olursa, yıldızlar da o kadar parlak olur. Bazen, yapmanız gereken tek şey, gece gökyüzüne bakmak, sonsuzluğu düşünmek ve bundan ilham almaktır.

Döngüleri, hareketleri, sessiz müzikleri ve kozmik güzellikleriyle yıldızlar, her zaman insanlığın referans noktası olmuştur. Tarım ve bilimden, maneviyata kadar her konu ile içli dışlı olmuşlardır.

Ancak, işin asıl büyüsü de işte tam buradadır. Kendimizi, yıldızlara uzaktan bakmak ile sınırlayıp, onları bizden çok üstün varlıklar olarak tasavvuf ettik. Artık bir bütün olduğumuzu anlamanın zamanı geldi. Bu göksel madde, bizim varlığımızın her parçasında mevcut.

Bunu hemen kabul etmek kolay değil, tamam. İnsanlar olarak, karanlıkta gezinme eğilimindeyiz. Sürekli bir mutsuzluk bataklığı içerisinde, kendini sevmenin imkansız olduğu bir çölde yürüyoruz uzun zamandır.

Dediğimiz gibi kabullenmesi zor bir gerçek. Ve insanlığın bu karanlık tarafının bir göstergesi olarak, son zamanlarda manşetleri süsleyen bir oyunumuz var artık: “Mavi balina”.

Bu kelimin tek anlamı ile ölümcül oyun, 2013’te Rus sosyal ağı VKontakte aracılığı ile ortaya çıkmıştır. Şu anda dünyanın her yerinde yayılmış olup, 50 görevden oluşmaktadır.

Bu görevler, birçok farklı, karmaşık nedenlerden ötürü, yüzlerce genci maalesef cezbetmektedir. Bu oyun, verdiği görevler sebebiyle, oyuncularının en sonunda kendilerini öldürdükleri bir yıkım yolculuğuna çıkarıyor. Sonunda, sözüm ona bir cesaret göstergesi adına, bu gençler, kendi canlarına kıyarak, oyunu kazanıyor.

bir el mor balinayı suya bırakıyor

Bu sadist oyunun yaratıcısı Philipp Budeikin, sadece 21 yaşında. Bu oyunu yaratma gerekçesi olarak verdiği ifade ise: “bu toplum için, hiçbir değeri olmayan, biyolojik olarak parçalanması gereken atıklar var” şeklindeydi.

Rus psikologları, bu genç adamda ve takipçilerinde, ideolojileri ve psikopatlıkları arasında gidip gelen, daha derin bir yapı olduğunu ileri sürmüştür. En önemlisi ve bizleri en çok endişelendiren durum ise, elektronik cihazlar aracılığıyla kaç kişinin bu oyun karşısında savunmasız kaldığıdır. Her bir bilgisayar, her cep telefonu bu oyuna rahatlıkla ulaşabilirdi.

Herhangi bir umut kırıntısı göremeden yaşamaya çalışan yüzlerce genç beyin ve kırılgan kalp var etrafımızda. Yaşamak, kendine saygı ve güven duymak için gerekli olan tüm o enerjiden, mutluluktan ya da bir yol göstericiden yoksun yaşamaya çalışan insanlar…

Hem Kendimiz Hem de Başkaları için Parlamaya Başlayalım

Hayatınızın en mutlu anını düşünün ve o anın keyfini çıkarın. Bir yabancıya gülümseyin. Sevdiğiniz müzik parçalarından bir liste yapın. Bir parça meyve yiyin. Günlük konuşmalarınızın arasında şarkı sözleri katın. Hayali bir hayvan çizin. Bulutlardan şekiller uydurun. Yeni bir arkadaş edin. Duşta şarkı söyleyin.

“Bizler yıldızlar hakkında düşünen yıldız tozlarıyız.”

– Carl Sagan

Yukarıda bahsettiğimiz bu fikirler de “Pembe Balina” (The Pink Whale) adlı oyunun görevlerini oluşturuyor. Bu oyunda, Mavi Balina’ya bir cevap olarak, dünyanın dört bir yanındaki genç insanlar için 50 mutlu görev vaat ediyor.

Buradaki amaç, bu gençlere pozitif bir yaşam tarzı sunmak ve Mavi Balina’ya bir alternatif oluşturmaktır. Şu anda, Pembe Balina’nın 290.000 takipçisi var ve binlerce kişi son görevlerini tamamladı bile: bir hayat kurtarmak (sınıf arkadaşları tarafından sürekli olarak itilip kakılan bir arkadaşına destek olmak gibi). Harika bir fikir.

kedisiyle gökyüzü yapan kız

Çoğumuzun umutları var. Çoğumuz başkalarına yardım etmek istiyor. Bazen parlamayı unuttuğumuz doğru olsa da, bizi tekrar ışığa kavuşturmaya teşvik eden biri her zaman var.

Yaşadığımız evrenin ne kadar güzel ve muazzam olduğunu anlatmak için başka birinin hayatına değer katmak ve ruhuna dokunmak kadar güzel bir his yok şu hayatta.

Görseller: Little Oil