Bağ Kurmanın Psikolojisi: İnsanlarla Yürekten Bağ Kurma Sanatı

Mayıs 7, 2018 İçinde Psikoloji 183 Paylaşıldı

Bağ kurma psikolojisi, insanlarla iyi anlaşmanın “bağ kurmakla aynı şey olmadığını söylüyor. 

Hatta bu çeşit bir manyetizme dönüşen ruh halleri hayatta nadir tattığımız duygulardır. Kalplerin ortak atmaya başladığını hissetmek, hayatımızın en iyi dostluğunu bulduğumuzda gelen o derin ama garip ahenk hissi. Ya da hayatımızın aşkını bulduğumuzda.

Bu belki de sizi şaşırttı. “Bağ kurmanın psikolojisi” diye bir şey gerçekten de var mı? Psikolojinin birçok alanında da olduğu gibi, bir alandaki çalışmalarda elde edilen bulguların diğer alanlarda da geçerli olduğunu sıkça görüyoruz.

“İyi anlaşmak harikadır fakat bağ kurmak bir mucizedir.”
Paylaş

Bağ kurma psikolojisine gelince, bunun iş dünyasından özellikle de pazarlama alanından çıktığını söyleyebiliriz. Reklam araştırmacıları ve büyük şirketlerin genel müdürleri, müşterilerin bir ürünle daha çok “bağ kurmasının” ya da o ürüne hemen kapılmasının fakat başka bir üründe bunu hissetmemesinin altında yatan süreçleri hep bilmek istemiştir.

Bazen satın almaya karar verme aşamamız öyle bilinç dışı, karmaşık ve açıklanamayan süreçler tarafından kontrol ediliyor ki nöropazarlama uzmanları bile bunun nasıl işlediğini çözemiyor.

Bu yüzden, on yılı aşkın süredir geliştirilen bu bilimsel yaklaşımın öne sürdüğü enteresan istatistikler ve bulgular, kişilik psikolojisi alanında çalışan araştırmacılar ve psikologlar tarafından, psikolojiden ayrı bir dal olan pazarlama sektörüne yönlendiriliyor.

Keşfettikleri şeyler oldukça etkileyici ve açıklayıcı. Bu bulgular, nöroloji ile zihin ve duygular üzerinde yapılan çalışmaları bir araya getiren bir sürecin sonucunda elde edildi. Bunlar, bugün derin bağ kurmanın psikolojisi olarak bildiğimiz bu psikoloji dalına şekil veren alanlar olmuştur.

beyin gifi

Bağ Kurma Psikolojisinin Anahtarları

Biriyle iyi anlaşmanın onunla bağ kurmakla aynı şey olmadığını ilk başta söylemiştik. Bu hepimizin her gün yaşadığı bir şey.

Günlük hayatta bulunduğumuz ortamlarda (iş yeri, okul, mahalle ya da eğlence alanları olabilir) mutlaka birçok insanla görüşüyoruz. Onlarla birlikte yaşıyoruz. Ancak hayatımız boyunca sadece birkaç tanesiyle derinden bir “bağ kurmayı” başarabiliyoruz.

Harvard Üniversitesinde görev yapan örgüt psikolojisi uzmanı ve antropolog Judith E. Glaser, “Derin Bağ” dediğimiz şeyin araştırması ve uygulamasında adından en çok söz edilen bilim insanlarından biridir.

Birçok kitabında ve çalışmalarında, hepimizin bir şeyin ya da bir kişinin bizim için önemli olduğunu anında söyleyen bir iç sesi olduğunu açıklıyor.

“Sezgi” dediğimiz şey aslında beynimizde kendine ait özel bir noktaya sahip. Şimdi bunun detaylarına ineceğiz…

Derin Bağ: Beynimizde “Işık Yandığında”

Beynimiz çok temel bir ihtiyaçlar serisi tarafından yönetilen bir oluşum. Sosyallik de bunlardan biri. Yani, günlük hayatımızda insanlarla tanıştığımız zaman, deyim yerindeyse beynimizde bir “ışık yanıyor.” İşte beynimizde bu ilk tepkiyi veren bölgelerden biri medial prefrontal kortekstir.

Ancak, beynimizin yılbaşı ağacı gibi yanan daha derin, daha gizemli ve etkileyici bir başka kısmı daha var.

Daha yoğun bir bağ kurabildiğimiz biriyle tanıştığımız zaman yanan bölge de işte burasıdır. Temporal lob ile yan lobun tam olarak birleştiği yerde bulunur.

Nörobilimciler muhakemelerimizin burada oluşturulduğunu söylüyor. En soyut, karmaşık ve bazen de açıklanamayan bilişsel süreçlerimizin yaşandığı yer de burasıdır.

beyne dokunan iki el

Bağ Kurma Psikolojisini Yöneten Süreçler

Biriyle aramızda bir bağ oluştuğunu daha ilk bakışta anlayabildiğimizi söyleyenleri duymuşsunuzdur. Bu yorumun, konumuzun biraz dedikoduya giren kısmı olduğunu da söyleyelim; “derin bağ” derken kastettiğimiz şeyin özündeki anlamı tam olarak yansıtmıyor.

Bu alandaki gerçek uzmanlar, bu yakın ve belirgin olarak hissedilen bağın birçok sınırı aştığını bize gösteriyor.

  • Derin bağ yalnızca bir “bakış”ta hissedilmenin de ötesinde, etkileşimlerden ve davranışlardan doğar. Bunun yanı sıra özellikle de önemli ve büyülü bir kelimeyle başlar: “paylaşmak.”
  • Biriyle samimi bir ilişki kurduğumuz, sırlarımızı anlattığımız, değerlerimizi ve tutkularımızı paylaştığımız zaman beynimiz oksitosin hormonu salgılamaya başlar.
  • Ancak bu paylaşma süreci, olmazsa olmaz tek bir kelime tarafından yönetilen, transparan ve tamamlayıcı bir eylem olmalıdır: güven.

Nöropsikologlar, oksitosin nörotransmitterinin, en yakın arkadaşlarımızla ya da partnerlerimizle kurduğumuz bu anlamlı bağları oluşturan temel bileşenlerden biri olduğunu açıklıyor.

Bizim için önemi büyük olan bu insanları beynimizin en özel ve derin bölgesine davet ederek güvende, rahat ve güvenilir hissediyoruz… ancak hepsinin de ötesinde mutlu oluyoruz.

saçları birbirine örülmüş kızlar

Özetle, bu tür bir bağı, bu denli büyülü ve güçlü ilişkileri kurmak öyle pek kolay olmasa da biz umudumuzu kaybetmeyelim.

Tek yapmamız gereken bu üç basit faktörü günlük etkileşimlerimizde uygulamak: yakınlık, güven ve samimiyet.

Daha sonra olacakları zaman gösterecek ve bir gün başımıza geldiğinde zaten anlayacağız. Beynimiz ve kalbimiz bu özel insana yoğun bir tepki verecektir.

Bunlar da ilginizi çekebilir