Aşkın Göz Bağı Sizi Kör Etmesin

· Eylül 26, 2017

Er ya da geç gözlerinizdeki bandanayı çıkarıp saçınızı bağlamak için kullanacaksınız. Bunu yaptığınızda yüzünüz daha güzel görünecek, gözleriniz daha özgür, daha umutlu ve daha uyanık olacak. Görmeyi hakkettiğiniz gibi ayan beyan göreceksiniz gerçeği.

Ortega ve Gasset şöyle demiştir: “aşk geçici bir aptallık gibidir, ruhsal bir acı tat ve zihin ağrısıdır.” Ünlü filozoflar, insan duygularına açıklama getirmeye olan istekleri sonucunda muhtemelen aşık olmanın ve bizi tatlı bir hayale mahkum eden bu göz bağının mantığını bulamamışlardır. Fakat bunu anlamamız zor olsa da aşkın ne mantığı ne de anlamı vardır.

“Aşk ve nefretin gözü kör değildir fakat kendi içlerinde barındırdıkları alevle kör edilmişlerdir.”

– Friendrich Nietzche

Harvard Üniversitesi’nden Dr. Robert Epstein’ın belirttiği gibi ister duygusal bir ilişkiye, ister kişisel bir duruma tepki olarak hayatınızın bir kısmını gözünüzde bir bağla yaşadığınızda o bağ sizin psikolojik ve duygusal gelişiminize yön verir. Ancak bu bağla geçen zamanımızdan, ilişki için harcadığımız enerjiden, kurduğumuz hayallerden ya da yaşadığımız duygulardan dolayı pişmanlık duymamalıyız. Böyle yaparsak kendimize ait olan bir parçadan pişman olmuş oluruz.

Gerçekte aşkın gözü kör değildir. Bazen görmemiz gerekenden bile daha fazlasını görürüz. Gerçekle bağdaşmayan seraplar ve çarpık resimler görürüz. Yaşama kalpten bakmanın bir bedeli olsa da bu hayattan çıkarılacak başka bir derstir. Ola ki aşık olmaktan, denemekten, deneyimlemekten ve paraşütsüz atlamaktan geri durduysanız kendinizi bu dersten mahrum bırakmışsınız demektir. Bazen tek bir çizik almadan atlatırsınız bunu, bazen de biraz yaralanmışsınızdır.
bandanaları gözlerinizi örtmek için değil, saçınızı gözünüzün önünden çekmek için kullanın

Göz bağınızın birkaç kere düşmesine göz yummuşsunuzdur

Bazen göz bağını çıkarırız gözlerimizden. Ama uçlarını bağlayıp saçımıza tuttururarak yolumuza başımız dik ve gözümüz açık halde devam etmek yerine önceki hatalarımızı tekrarlarız. Körü körüne aşık olur, karanlıkta güvenir, etrafı yoklar ve kalplerimizi başkalarının kalbine emanet bırakırız. Neden yapıyoruz bunu? Neden hapsedici ve acı verici aşkın bitmek bilmez saldırılarına göz yumuyoruz?

“Ama aşkın gözü kördür ve sevenler kendi yaptıkları tatlı aptallıkları göremezler.”

– William Shakespeare

Zararlı aşk tarafından rehin alınan ve aynı taşın darbelerine defalarca maruz kalan insanlar çok yaygın bir hastalıktan mustariptir: öz sevgi eksikliği. Dünyada her zaman için bencil ve duygusal dengenizi taciz eden “kötü insanlarla” tanışacaksınız diye bir kaide yok. Yalnızca gerçekten neye ihtiyaç duyup neye ihtiyaç duymadığınızı anladığınızda daha seçici, dikkatli ve yenilikçi olursunuz. Çünkü ne istediğinizi bilirseniz hak ettiğinizi bulursunuz.

İngiltere Ulusal İstasitik Birimi tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre insanlar hayatları boyunca istedikleri şeyi 30 ve 40 yaşlarına girdikten sonra bulduklarını belirtiyor. Bu aşamada insanlar kendilerine daha çok güveniyorlar ve geçmişteki ilişkilerini, her şeyin ne eksik ne fazla olduğu şimdinin huzuruna entegre edebiliyorlar.

Bu noktada insanlar gelip geici hevesten ya da tutkudan daha fazlasını arıyorlar. Aşkı arıyorlar, bir hayat arkadaşıyla birlikte kendilerini gerçekleştirme yetisini ve olgunca ve dürüstçe yatırım yapacak ortak bir amaç arıyorlar.
aşkın gözü kördür

Gözlerinizi açın, kalbinizi koruyun

Evrimsel biyologlar bizi kör eden, hapseden, nabzımızı arttıran ve köhne ama tutkulu bir labirente atan duygusal kargaşanın amacının üremeden kaynaklandığını belirtiyorlar. Bu yaklaşıma göre aşık olduğumuzda böyle hissetmek genlerimizde var. Ayna nöronlarımız başka biriyle bağlandığı anda beynimizde havai fişekler patlıyor. Taraflar arası çekim gücünü arttıran dopamin, testosteron, vaspopresin, oksitosin ve serotonin içeren havai fişekler…

Aşkın gözü kördür ve kendisine delilik eşlik eder.

Benzer şekilde nörologlar aynı zamanda tutkunun bazı önemli süreçleri beklemeye aldığına dikkat çekiyor. Bu süreçler ayrımcılık yetimiz, mantıksal analiz ve hatta yargı mekanizmamızı bile kapsıyor. Zihnimiz önemli olan şeye, duygusal partnerimize odaklanmak için bir tünel görüşü geliştiriyor.
kalbinizin yükünü daha ne kadar sırtınızda taşıyacaksınız?

Göz bağı olmadan aşk

Erich Fromm kendinden emin bir şekilde bazı insanların aşık olmaya bağımlı olduğunu söylemiştir. Yukarıda bahsettiğimiz aşamada, kör, buğulu ve neredeyse sancılı aşkı hissetmekten keyif alıyorlar. Yine de olgunluk evresi gelip de farklılıkları üzerinde çalışmaları, karşılarındaki insanın hatalarını kabul etmeleri ve ortak bir amaç için çalışmaları gerektiğinde kaçıveriyorlar.

Sevme Sanatı kitabının yazarının da belirttiği gibi gerçek bilgelik ve duygusal doyum aşka yakalanmaktan değil aşık olmaktan geçer. Aşık olduğumuzda en yoğun tutkuya karışmış havailikle yoğrulmuş samimiyet olan o derin bağdan keyif alırız.

Bu iyi bir şey, bundan şüphe eden yok ama gerçek macera sonrasında, dikkatini verip dinleyen, el birliğiyle yoğrulmuş aşkla başlıyor. Bu aşk diğer insanın kusurlarının, zayıflıklarının ve karanlık taraflarının farkında. Olgun insanlar gözlerini açıp kalplerini koruyan insanlardır. Hayatı olduğu gibi görürler ve hayat için savaşmayı, aşktan yapılma parlak bir deniz feneri olmayı, birlikte kendi başlarına yeniden yaşam kurabilecekleri liman olmayı tercih ederler.

Eğer hala böyle birini bulamadıysanız acele etmeyin. Kederlerinizi örgü haline getirip sıkıca bağlayın ve dünyaya gerçekten hakkettiğiniz şeyleri nihayet bulacağınızdan emin gözlerle bakın.