Anı Yaşama Konusunda Neden Direnç Gösteririz?

Mart 2, 2020
İnsanlar için bulundukları anı ve yeri yaşamak neden bu kadar zordur? Yaşadığımız zaman dilimi ile bütünleşmenin ne kadar faydalı ve olumlu olduğunu bilsek de, bunu gerçekleştirmemizi çok zor hale getiren bir direnç her zaman bulunmaktadır.

Romalı büyük şair Quinto Horacio Flaco, Carpe Diem, yani “anı yakalamak” diyerek yaşadığımız zamanı boşa harcamamamız gerektiğine vurgu yapmıştır. Orijinali Latince olan cümlenin tamamı “Carpe diem, quam minimum credula postero ” dur. Bu cümleye en yakın çeviri “Günün keyfini çıkar, yarına güvenme” olarak ifade edilebilir. Ancak henüz insanlar şimdi ve burada yaşama ya da anı yaşama konusunda direnç gösterme alışkanlıklarını bırakmış değillerdir.

Öncelikle günün akıp gitmesine engel olmamak ve “anı yakalamak” için yarının gelmesini beklemek, tercih edilebilecek en kolay yoldur. Peki bu davranış şekli neden kaynaklanmaktadır? Kimi insanlar anı yaşama ve şimdiye konsantre olma konusunda başarısız olurlar. Bu tür insanlar, bulundukları zaman dilimini yaşayabilmek için geçmişe bağımlıdırlar. Düşünceleri içinde adeta boğulmuşlardır ve soğuk bir kişilik sergilerler.

Konunun en kötü tarafı ise, anı yaşama yeteneğinin “medeniyet” ve insanlığın ilerlemesi ile elimizden alınıp alınmadığı konusunda bir bilgimiz olmamasıdır. Vahşi yaşam tarzının insanın düşünme isteğini tam olarak engelleyip engellemediği bilinmeyen bir olgudur. Peki biz insanlar neden şimdi ve burada yaşamaya karşı direnç gösteriyoruz? Bu durum acaba insanın evrim süreci ile ilgili olabilir mi?

Geçmişi düşünen bir kadın

Şu Anı ve Burayı Yaşamaya Direniyoruz, Çünkü Yargılıyoruz ve Başkaları Tarafından Yargılanıyoruz

Barselona’da gerçekleştirilen önemli bir konferansta söz alan Eckhart Tolle, insanların yaşadığı şu talihsizliği gündeme getirmiştir: Zihinsel, maddesel ve duygusal anlamda esir olmak. Bunların geçici bir durum olduğunu düşünmekten vazgeçin… bunları tanımlamaya başlayın. Anda kalmayı bırakın… böylece zihinsel anlamda tatmin olun.

Bu konunun “kendi kendine özümsemek” ya da paralize olmakla herhangi bir ilgisi yoktur. Tam tersine, hayatta “bir şeyler yapmak” gerektiği konusunda kimsenin herhangi bir şüphesi bulunmamaktadır.

Bu noktada en önemli detay, bir şeyler yaparken anda kalabilmek ve hissettiğiniz biçimde davranabilmektir. Bunu yaparken de herhangi bir şekilde yargılamamak ya da başkaları tarafından yargılandığınız hissine kapılmamak çok önemlidir. İşte bu, adanmışlık ve karakterin en olgunlaşmış halidir.

“Hareket ya da eylem her zaman şu anda gerçekleşir. Çünkü bunlar, bedenin sadece şu anda ve burada var olan ifadelerinin dışa vurmasıdır. Manevi zihin ya geçmişte ya da gelecekte yaşayan bir hayalet gibidir. Sizin üzerinizdeki tek etkisi, ilginizi şimdiki zamandan uzaklaştırmaya çalışmaktır.”

– Sokrates

Şimdiki Zamanda Kalarak Ego ve Suçluluk Duygusundan Kurtulmak

Bazen zihinsel anlamda bir tutsaklıktan kurtulmak, tıpkı bir bebeği sevmek, doğaya çıkıp temiz hava almak ya da bir hayvanla oynamak kadar keyif verir. Bir insanın kendisini yargılamayan ancak aynı zamanda bundan dolayı böbürlenmeyen biriyle vakit geçirmesi son derece heyecan verici bir duygudur. Bazı insanlar kendilerini korumaya alırken diğerleri ise tam tersi çevrelerindeki her türlü bariyeri indirirler. İşte bu tür insanlar, yargılanmadıklarını hissettiklerinde rahat ve keyifli bir yaşam sürer ve şimdiki zamanda kalmayı başarırlar.

İlk gruba giren insanlar ise sürekli bir biçimde başkalarına bir şeyler gösterme telaşı içindedirler. Aslında bu tür durumlarda, şimdiki zamanda kalmayı başaramama sorununun yanında aşırı derecede narsisizm ve ego problemlerinin de var olduğunu belirtmek gerekir.

Böyle insanların iyi bir arkadaşları bulunmaz. Kimi zaman da etraflarındaki insanları gözardı ederler. Bu insanlar için belki de en zor olanı ise sürekli bir yargılanma durumu olmaksızın hayatı sürdürmek ve yaptıkları ya da yapacakları her şey için hiçbir suçluluk duygusu hissetmemektir. Bu bir anlamda, hayata adeta zihnin içinde bulunan bir seyirci gibi bakmaktır.

Şimdiki zamanda kalmak için herhangi bir etik ya da düşünsel gereksinim duymaksızın zihinsel durumları olduğu gibi kabul etmek gerekmektedir. Dünyayı, bizi tanımlayan duygulardan sıyrılarak olduğu gibi algılayabilmek, aşırı bir düşünsellik ile gerçek bilgelik arasındaki farkı yakalamakla eşdeğerdir.

Ayrılıp Kopmak İçin Buradan ve Şimdiden Uzaklaşma

Batı kültüründe bir yerden ya da bir kişiden uzaklaşmayı ve kopmayı anlamak oldukça zordur. Yani işleri oluruna ve özgür bırakmak yerine sıkı sıkı sarılma anlayışı yaygındır.

Ailemiz, arkadaşlarımız ya da sevgilimiz söz konusu olduğunda bu insanlarla sonsuza dek birlikte ve mutlu bir biçimde yaşayacağımıza inanırız. Ve sonuçta ne olursa olsun acı çekeriz. Aslında bu acılar, kendimizi bazı durumlardan koparamadığımız için yaşanmaktadır. Bunun yerine özgür olduğumuzu hissetmek ve yaşadığımız an ile bağlantılı olmak gerekmektedir.

“Eğer istediğinizi elde edemezseniz acı çekersiniz.
Eğer istemediğinizi elde ederseniz acı çekersiniz.
Hatta tam olarak istediğinizi elde etseniz bile acı çekersiniz. Çünkü elde ettiğiniz şeyi sonsuza dek elinizde tutamazsınız.”

– Sokrates

Sevdiklerimizden birini kaybettiğimizde, bunu kabullenmemiz bazen aylar, bazen de yıllar alabilir. Halbuki ölüm, yaşam döngüsünün doğal bir parçasıdır. Dünya üzerindeki canlı olan her şey günün birinde yaşama veda eder. Bu bağlamda insana asıl acı veren şey ölümün kendisi değil, bu kavramı yaşamın normal bir parçası olarak kabul edememektir.

Mental Sağlığımız İçin Şimdi ve Burada Durmayı Öğrenmek

Sürekli olarak tüketim ve üretkenlikle şekillenen bir çağda yaşayan modern dünyanın insanları için, bulundukları anı aramak neredeyse bir lüks niteliği taşımaktadır. Durup serin bir sabah rüzgarının tadını çıkaran ya da ıslak çimlerin güzel kokusunu içine çeken kaç kişiye rastlayabilirsiniz ki?

Her birimiz sürekli bir koşuşturmanın içinde yaşamaya devam ediyoruz. Pek çoğumuz için bu yarış, kaçınılmaz bir günlük rutin haline gelmiş durumdadır.

Normal günlük yaşantımız neredeyse nefes bile alamayacağız bir hale dönüşmüş durumda. Bu yüzden de hafta sonunun bir an önce gelmesini, çıkacağımız tatili ya da hatta emekliliği adeta iple çeker hale geliyoruz. Çalışırken akşam yemeğinin hayalini kuruyoruz. Pazar günleri ise pazartesinin ve yeni bir haftanın yaklaşması nedeniyle sendrom yüklü bir kişiye dönüşüyoruz. Yani yaşadığımız an o denli sıkıcı ve boş geliyor ki sürekli olarak ondan kaçıp uzaklaşmaya çalışıyoruz.

Sahip Olduğumuz Değerleri Dikkate Alırsak Şimdi ve Burayı Daha Kolay Yaşayabiliriz

Performans odaklı şekillenmiş bir toplumda “burada ve şimdi” kavramları şaşırtıcı gelebilir. Bu kelimeler, tembellik ve dikkatsizlikle eş anlamlı olarak dahi görülebilir. Aslında durum, hiç de bu şekilde bir ucuz felsefe örneği değildir.

Şimdiki zaman anlamını geçmişten ve gelecekten kazanır. Yani durağan bir resim değil, devam eden bir filmin parçası gibidir. Geleceği inşa edecek olan davranışları seçebilmek için bugüne nereden geldiğimizin farkında olmamız gerekir. Örneğin çevresel sorunları düşünebilir ve bugün yaptıklarımızın gelecekte etkilerinin ortaya çıkacağının farkında olarak şu an harekete geçebiliriz.

Bizi durmaya zorlayan aşırı yorgunlukla başa çıkmaya çalışırken tüm bunların ne anlama geldiğini düşünürüz. Aslında çoğu kez hayatımızda eksik olan şey anlamdır. Yani davranışlarımızı ve seçimlerimizi yaparken bizi nelerin motive ettiğinin farkında olmak son derece önemlidir.

Elbette bu, önümüze olağanüstü hedefler koymak anlamına gelmemektedir. Hayata anlam kazandırmak demek bizim için en önemli olanları bulmak ve belirleyeceğimiz bir önceliklendirme içerisinde çalışmak ve harekete etmektir. Bunlar aile, aşk ya da çocuklarımız olabilir. Sadece bizim için bir anlam ifade eden net bir amacımız olması durumunda, bu amaca ulaşacak yolda yürümekten gerçekten keyif alabiliriz.

Geçmişi düşünen kadın

Değerlerinizle İlgili Hatıralarınıza Biçim Vermek İçin Anı Yaşayın

Bir an için durup anın getirdiklerinin keyfini yaşarsak, geride hislerimizle şekillenen mutlu anılar bırakırız. Bazı şamanlar bunlara “sıcak hatıralar” adını verirler. Düşünsel kapasitemizin ürünü olan “soğuk hatıralar”ın aksine sıcak hatıralar, unutulmazdır ve bir tür rahatlama aracı olarak işlev görürler.

Eğer kendimizi bu anlamda boş hissediyorsak, çok yoğun olduğumuzdan ya da sürekli bir şeyler başarmak için koşuşturma içinde olduğumuzdan dolayı hayatımızdaki o küçük mutluluk anlarının keyfini yaşamayı başaramamışsak, o durumda yaşantımızda bir şeylerin eksik olduğu hissine kapılırız. “Karantina krizi” olarak da adlandırılan bu durum işte yukarıda değindiğimiz yaşam tarzının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Neden Bazen Burada ve Şimdi Yaşamaktan Vazgeçiyoruz?

Şu anda ve burada, sağlıklı ve canlı bir biçimde bulunduğunu hissetmek insana keyif verir. Bunu başarsak dahi durup yine de bu tür anların tadını çıkarmak önemlidir. Yazar Sarah Ban Breathnach, bir günlük tutmamızı ve bu günlüğe her gece o gün içinde minnettar kaldığımız beş şeyi yazmamızı tavsiye etmektedir. Bunun sonucunda aslında düşündüğümüzden çok daha zengin ve dolu bir hayata sahip olduğumuzun farkına varırız.

Bazı insanlar anı yaşamanın faydasız olduğunu, bize herhangi bir katkı vermediğini ve hatta tembelliğe yol açtığını vurgulamak için şu tür cümleler kurarlar: “Bugünkü yaşantın geçmişte yaptıklarının bir sonucudur.” , “İyi bir geleceğe sahip olmak tamamen sana bağlıdır”. İyi bir geçmişi olduğunu düşünmeyen ve parlak bir geleceğe sahip olabileceğine inanmayan insanlar büyük olasılıkla kaybolup giderler. Daha hassas insanlarda ise bu tür mesajlar anksiyete, hiperaktivite ya da depresyon gibi sağlık problemlerine yol açar.

Suçluluk duygusu işlediğiniz bir günahtan daha fazla rahatsızlık verir. Korktuğunuz gelecek artık gelmiştir ve bu felaket sürüp gitmektedir. O halde şu anı yaşamaya odaklanın. Sahip olduğunuz bir özelliğe yönelik çalışın ve zihinsel boyuttan uzaklaşın.

Bu tür sorunların üstesinden gelmenin tek yolu hayatınızda karşınıza çıkan her şeyle yüzleşmektir. Şu anda olanlara karşı hazır, dikkatli ve ilgili olmak ve dünyayla gerçek bir iletişim kurduğunuzda aslında hiçbir şeyin o kadar da korkunç olmadığının farkına varmak önemli bir ayrıntıdır. Unutmayın ki, çoğu kez olumsuz şeyler sadece sosyal gereksinimler içinde sıkışıp kalmış ve kendi duyularını hissedemeyen insanların zihinde gerçekleşmektedir.