Affedecek, Öğrenecek ve Şükredecek Bir Şey Her Zaman Var

28 Ocak, 2018

Nasıl şükredeceğimizi, öğreneceğimizi ve kendimize bazı şeyleri affetmek için nasıl izin vereceğimizi bilmek pek çok yaşam felsefesinin ve dinin temeli olmakla kalmıyor. Aynı zamanda akıl sağlığının da anahtarı. Örneğin “Duygusal özgürlük” gibi teknikler, özgür hissetme ihtiyacını, negatif duygulara takılıp kalmamayı, olduğumuz kişinin değerini bilmeyi, öğrenmeye ve deneyimlemeye devam etmeyi vurguluyor.

Takıntılarının ötesini gören, acıdan kurtulup özgürleşmek için affetmeyi başaramayan ve ruhunu zenginleştirmek için küçük şeyler sayesinde yeni şeyler öğrenmeyi reddeden kişiye cahil denir.

Sürekli, önemli olana öncelik vermekten bizi alıkoyan bir zihinsel gürültüye maruz kalıyoruz. Anksiyete, stres ya da “ona sahip olduğumda, öyle olduğumda, bunu aldığımda” gibi cümlelerle mutluluğu erteleme alışkanlığımız, günlük melodimizin başlangıç noktası olması gereken bu boyutları görmemizi engelliyor.

Sizi, şükür, bağışlama ve öğrenebilme üzerine düşünmeye davet ediyoruz.

Affetmek beyne iyi gelir

adam ve beyaz kumaş ardındaki kadın

Affetmek, her zaman yapamadığımız cesur bir davranıştır. Affetmeyi, bir pes etme davranışı gibi yorumlarız, halbuki o bize acı veren şeylerin esiri olmaktan bizi kurtaran bir duygusal özgürleşme biçimidir. Acı bağını koparmanın ve bir sayfayı kapatmanın yoludur.

“Psikonöroimmunoloji” alanında öncü isimlerden olan Robert Ader, duygular ve sağlık arasında yakın bir ilişki olduğunu belirtiyor. Öyle ki kin, öfke ve kızgınlık gibi duyguları içimizde tutmak, doğrudan bağışıklık sistemimizi etkileyip bizi hastalıklara yakalanmaya daha açık bir hale getiriyor.

Negatif duygular özellikle, istem dışı vücut fonksiyonlarımızı yöneten otonom sinir sistemini etkiliyor. Kin, stres gibi duygular, vücudu koruyan hücrelerin işlevlerini engelleyerek kandaki adrenalin, noradrenalin ve kortizolu yükseltiyor.

Affetmek, sağlığımız ve duygusal dengemiz için yapabileceğimiz en güzel şeydir. Sertliği bırakıp yeni fırsatların kapılarını açmak demektir.

Daha iyi uyum sağlayabilmek için öğrenebilme 

elinde parlak kutu tutan kız çocuğu

Öğrenmek, bilgileri ve tarihleri biriktirmek ya da ezberlemek demek değildir. Öğrenmek, çevremize daha iyi uyum sağlamak için, bir birey olarak her gün kendimizi yeniden keşfettiğimiz aktif bir davranıştır. Kim sahip olduğu düşünce kalıplarını esnetemeden olduğu yerde sabit kalırsa, gözlüklerinin çerçevelerinden ötesini göremez.

Öğrenmek, bir birey olarak gelişme kaydetmek, yanlışlarını görüp onların üstesinden gelmek, başka bakış açılarının da kendi bakış açın kadar geçerli olabileceğini kabullenmek için her gün yeni bir şey keşfetmektir.

İspanya’da University of La Rioja’da yapılan iki araştırmaya göre, hayat boyu beyni aktif olarak kullanma seviyemiz yüksekse, buna bağlı olarak yaşlılığı daha iyi karşılıyoruz ve bunama riskimiz de düşüyor.

Var olmak, zihinsel ve ruhsal bir açıklıkla ve hevesle kucaklamamız gereken, aralıksız süren bir öğrenme deneyimi. Her gün yeni bir şey öğrenin. Böylece içinizde ortaya çıkmak için bekleyen o ideal kişiye yakınlaşarak gelişme kaydedecek, olgunlaşıp “çiçek açacaksınız”.

elde renkli yapraklar

Şükredebilme erdemi

2003 yılında, Emmons ve McCullough isimli iki bilim adamı, bir grup insandan birkaç ay boyunca gün içinde sahip oldukları için şükrettikleri şeyleri yazmalarını istedi. Bu ilginç çalışmada, başka bir grup insandan ise gün boyunca deneyimledikleri negatif şeyler üzerinde düşünmeleri istendi.

Sonuçlar oldukça dikkat çekiciydi: etraflarındaki her şeyi takdir edip şükredebilen insanların eksiksiz, tatmin edici bir hayat yaşadıkları ortaya çıktı. Bu yalnızca başkalarının bizim için yaptıkları şeyleri fark etmekle ilgili değil. Şükredebilmek, kendimizi de pozitif gözlerle görebilmek demek.

Şükretmek aynı zamanda beynimiz için de faydalı: stres ve anksiyete duygularını azaltıyor, uyku kalitemizi artırıyor ve depresyona yakalanma riskini düşürüyor.

Şükretmek, olduğumuz kişinin ve sahip olduklarımızın değerini bilmek demek. Negatif duyguları bir kenara bıraktığımız, çevremizin yalınlığına ve kişisel ilişkilerimize karşı daha duyarlı olduğumuz erdemli bir döngü başlatmamızı sağlıyor.

Sahip olduğumuz şeyler için şükredip, her gün etrafımızdaki insanlarla birlikte hevesle yeni şeyler öğrenip kin duymadan ilerlememiz gerekirken, neredeyse her zaman neye ihtiyacımız olduğunu, neye sahip olduğumuzu ve ne kaybettiğimizi düşünüp duruyoruz.

beyaz çiçek ve kadın