Yalnızlık 20 Yaşında Pek İlginç Gelmeyebilir Fakat Daha Sonra Gerekli Olacaktır

· Ağustos 16, 2017

Yıllar geçtikçe yalnızlık başka bir anlam kazanır. Neden mi? Çünkü deneyim edinmeye devam ettikçe yalnızlığın kişisel, samimi ve duygusal alan kavramları ile eş anlamlı olmaya başladığı bir döneme gireriz.

Evet, yalnızlık bağımlılık yapar. İçerisinde bulacağınız huzuru keşfettiğinizde, yalnızlığı kimi zaman bir battaniye gibi üzerinize örtme ihtiyacı hissedeceksiniz. Artık başkalarının sesine eskisi kadar katlanamayacak ve hayatta kendinizi tanıma şansını daha çok sevmeye başlayacaksınız.

Zamanın geçmesiyle birlikte korkmadan yalnızlıkla bir bağ kuracak, kendinizle vakit geçirmekten keyif alacak ve gençlikte ulaşması zor olan bir dengeyi kurmak üzerinde iyice düşünecek ve onu bulacaksınız. Toplum yalnız olmayı 30 yaşından sonrası için olumlu bir şey olarak görürken 20 yaşında aynı şekilde olumlu olarak kabul etmez çünkü 30 yaşına kadar edindiğiniz deneyimler size durmanız ve enerjinizi kendinize saklamanız gerektiğini söyler.

“Yalnızlık en özel mülkümüz
her zamanki alevlerle oynama töreni
içinde döner ve duvarlar kurarız
ebediyen kaçtığımız aynalarla.”

– Mario Benedetti


Yalnızlıkta bizi daha özgür kılan ne olabilir?

Yalnızlık, ruhumuzun küçük bir kısmını kendimize ayırmamıza yardımcıdır ve bu yüzden cezbeder. Onun sayesinde kendimizi dinleyebilir, endişelerimizi yönetebilir, canavarlarımızı gözlemleyebilir ve isteklerimizi gösterebiliriz. Yalnız başımıza geçirdiğimiz zamanımız içimizdeki boşluğu dolduran ve bize zarar vermeyen bir buluşma noktasına dönüşür.

Fakat… dikkatli olun! Yalnızlığı sosyal izolasyonla karıştırmamak gerekir. Yalnızlığın kendi isteğimizle seçtiğimiz bir yol olduğunu anlamalı ve kişiliğimizi tümüyle gözlemlerimiz yardımıyla oluşturmalıyız.

Bir kişi yalnız olmayı seçiyorsa izole olmuş değildir. Hatta seçilmiş yalnızlık, gittikçe artan bir meşguliyeti beraberinde getiren yetişkin hayatının bize izin vermediği bir kontrol hissi geliştirmemize yardım eder.

Bir kişi kendiyle geçirdiği zamanda, aynada gördüğü resmi düzeltmek ve yüz ifadelerinin ardında ne yattığını bilmekten sorumludur. Kendi içimize bakma yetimizle bağlantı kurabilir ve çelişkilerimizin, başarılarımızın ve deneyimlerimizin sebeplerini ve etkilerini analiz edebiliriz.

Yalnızlık bize tadına doyulmayan samimiyet anları verir

Kendimizle samimiyet kurduğumuzda mantıksız duygusal bağımlılıklarımıza veda ederiz. Kendimize ihtiyaç duydukça özümüz ve içsel kişiliğimiz üzerinde çalışır, ihtiyaçlarımızın farkına varır ve korkularımızı yeneriz.

Bu şekilde hayatın anlamını bulamama korkusu azalmış olur çünkü insan kendiyle geçirdiği zamanların değerini bilirse, hayatın anlamını kendi istediğimiz şekilde bizim verdiğimizin farkına varır. Dahası ya da eksiği yoktur.

Yalnız vakit geçirmek isteyen kişiler dünyaya başka bir yerden bakar. Planlar olmadan bir günün keyfini çıkarmanın, kendilerine vakit ayırmanın, bağımsız olmanın, hayatın en güzel keyiflerinden biri olarak tek başına kahve içmenin nasıl bir şey olduğunu bilirler.

Bu şekilde karar verme ve analiz etme becerilerimiz güçlenir. Hatta yalnız kalma ihtiyacı ve bundan keyif almak, yaratıcılık ve özgünlükle bağlantılı iki özelliktir. Asıl farkı yaratan bu küçük ve ince detaylardır.

En derindeki bizle iletişim içinde olduğumuz anlarda kendimizi keşfederiz. Yalnızlığı kişisel alanla eş anlamlı yapan ve kendimizi geliştirmeye devam etmek için bizi sebepler bulmaya iten de budur.

Yalnızlık, kendimizi toplayabilmek, kendimize dönmek ve düşüncelerimizi hayatımızın ihmal ettiğimiz her parçasına yayabilmek için her zaman faydalıdır. Bu duygusal durumun en önemli tarafı bize kendimizle olma şeklimizi paylaşmayı ve verimli hale getirmeyi öğretmesidir, böylelikle hayata devam edebilmemize imkan veren şeyin üzerinde yoğun bir şekilde çalışabiliriz: kendimizi sevmenin.