Vermek de Almak da Eşit Derecede Önemlidir

Ağustos 1, 2017 İçinde Psikoloji 0 Paylaşıldı

Mutluluk, karşılığında hiçbir şey beklemeden yapılan bir fedakarlıktan çok daha fazlasıdır. Herkesin hem alma hem de verme hakkı ve hatta ihtiyacı vardır. Bu, kalbimizi motive eder ve karşılıklı alıp verme eyleminin temelini oluşturur.

Mahatma Gandhi, “kendinizi bulmanın en iyi yolu başkalarının hizmetinde kendinizi kaybetmektir” demişti. Bu kuşkusuz ki asil bir hedeftir ancak bu hizmet fikrini kişisel veya duygusal ilişkilerin işleyişi ile karıştırmamamız gerekir; bu ilişkilerde “vermek ve almak” aynı çemberin döngüsüne aittir -aynı yunan mitolojisinde kendi kuyruğunu yiyen yılan ouroboros’un hikayesindeki gibi- ve bu döngünün ne başı ne de sonu vardır.

Çok şey vermek ve karşılığında çok az şey geri almak yorucu olmakla birlikte -karşılığında hiçbir şey beklememenin güzelliğine rağmen- aynı zamanda sormaya gerek duymadan da bazı şeyleri alabilmeniz gerekir.

‘Give and Take’ kitabının yazarı psikolog Adam Grant, bizim hep vermeye alışık olanlar ile sadece almayı bekleyen kişilerin spektrumunda bir yerde oturduğumuzu söylüyor. Ahenk, kişinin hem verici hem de alıcı konumunda olduğu bir orta yolda kendini gösterir. Ne yazık ki, bizler bunu her zaman bu şekilde göremiyoruz.

Bu durum özellikle romantik ilişkiler için geçerlidir.

Kalp aynı zamanda tanınmayı da arzular

Hediye istemiyoruz; Ayrıntıları tercih ediyoruz. Gösterdiğimiz bütün çabalar için, ayırdığımız tüm zaman için, ya da onlarla ilgilenerek ulaşmalarına yardım ettiğimiz tüm hayalleri için, başkalarının bizlere geri ödeme yapmasını ya da bize plaket vermesini istemiyoruz. Ve onları mutlu etmek.

Kalbin almak istediği şey saygı, farkındalık ve karşılıklılıktır. Bunların hiçbiri fiziksel olarak somut olan kavramlar değildirler, ancak ruha dokunmanın ve sevildiğini hissettirmenin incelikli erdemine sahiptirler. Bu nedenle, bunlardan hiçbirine sahip olmadığımızda sıklıkla kendimizi boş ve çaresiz hissediyoruz.

Romantik ilişkilerdeki sorun, bu uyumsuzluktan kaynaklanıyor, çok verip karşılığında çok az şey almak bu soruna neden oluyor. Çalışmalarının hayat doluluğuyla tanınan Henry Miller, kitaplarından birinde bu asimetrik ilişkilerde her iki tarafın da hasta olduğunu belirtti: bu tür ilişkilerde bir taraf almaya diğeri de vermeye bağımlı oluyor.

İlişki dinamikleri

İster romantik, ister aile, isterse de arkadaşlık ilişkisi olsun, hepimiz bir noktada, kimin verip ve kimin aldığı konusunda yalan söylüyoruz. Hepimizin “dengeleyici” rolünü üstlenip etkileşimin özelliklerine bağlı olarak verdiklerimiz ve aldıklarımız arasında saygılı bir uyum sağlamaya çalışması ideal olurdu.

Hadi beraber Give and Take yazarının teorilerine göre ortaya çıkma eğilimi gösteren dinamikler türlerine ayrıntılı olarak bakalım.

  • Verenler: Bu, psikolojinin “Wendy sendromu” olarak tanımladığı profildir. Bu insanlar, mutluluğun karşılığında hiçbir şey almadan başkalarına her şeyi verdikleri zaman gerçekleştiğini düşünüyorlar.
  • Alanlar: Burada yalnızca almaya alışkın olan insanları buluyoruz.
  • Dengeleyiciler: Daha önce bahsettiğimiz şey. Bu insanlar uyum ve karşılıklı yarar ararlar.
  • Sahte Verenler: Daha önce bu tür insanlarla karşılaştığınızdan eminiz. Bu insanlar maskelerin arkasına saklanır ve çok hileci olurlar. Çok cömert görünürler ancak stratejileri keskin ve bencilcedir: size bir iyilik yaparlar ve daha sonra, The Merchant of Venice’deki klasik karakter Shylock gibi kalbinizden bir parça isterler.

Neyi hak ettiğinizi bilmek zorundasınız

Dünyanın, iyi ve kötü niyetlerin günlük bir düzende var olduğu, mutluluk ve sefaletle dolu bir yer olduğu açıktır. Ancak yine de, eşinizin veya aile üyelerinizin vermeye hazır olduklarından fazlasını vermeleri için herhangi bir şey yapamazsınız.

Sağlıklı ilişkilere sahip olmak için, birini suçlamanın yalnızca beraberinde daha çok acı getireceğini bilmelisiniz. Bazı ilişkiler arada aşk olmasına rağmen sürdürülemez durumdadır ve bu genellikle iki kişiden birinin diğerinin istediği, beklediği veya ihtiyaç duyduğu gibi bir sevgiyi verememesi yüzünden gerçekleşir. Kimseyi suçlamanın anlamı yok.

Bunu hatırlamak zorundayız, her şeyden önce, hepimizin kendisi ile adil bir ilişki kurması ve benlik saygısına önem vermesi gerekiyor. Unutmayın ki aşk, yalnızca bir kişinin kazanacağı bir oyun değildir.

Gerçek aşk, insanın ruhundan gelen aşk, iki bilge insanın birbirlerine özgürce kendilerini teklif edip, ilişkiye eşit olarak yatırım yapmasıyla gerçekleşir. Aşk, geri ödeme olarak kendi mutluluğunu talep etmeden diğer kişinin mutlu olmasını istemektir.

Bunlar da ilginizi çekebilir