Titanik: 20 Yıllık Bir Aşk Hikâyesi

· Aralık 13, 2018

Titanik, tüm zamanların en çok izlenmiş ve gişe rekorları kırmış filmlerinden biridir. Filmin başarısı o kadar büyüktü ki adeta bir salgın hâline gelmişti. İnsanlar bu filmi izlemek için birbiriyle yarışıyordu.

Titanik, Kasım 1997’de prömiyer yaptı, ancak diğer ülkelerde gösterime girmesi 1998 senesinin Ocak ayını bulmuştu. 2012 yılında, ünlü Titanik gemisinin batışının yüzüncü yılının anısına 3D formatıyla yeniden piyasaya sürüldü. Titanik’in vizyona girdiği günün üzerinden yirmi yıl geçti. Ancak çağdaş sinemanın bir simgesi olarak hâlâ canlılığını koruyor.

Titanik Gemisinin Tarihi

Titanik ilk günden beri anıtsal bir gemi olmuştur. Sadece zamanının en lüks gemisi değil, o zamanki en büyük transatlantik gemiydi. Ancak geminin hayatı kısa oldu ve ilk yolculuğunda battı. Gemideki 2,223 kişinin 1,514 hayatını kaybetti. Atlantik Okyanusunun buzlu sularında gerçek bir trajedi yaşanmıştı.

Titanik’in tarihi gizem, önseziler ve tartışmalarla çevrilidir. Tekne eksikliği ve White Star Line’ın yönetim sıkıntısı ağır şekilde eleştirildi. Buna ek olarak, kurbanların çoğu üçüncü sınıftaki yolculardı. Yani bu trajedi, dönemin sosyal eşitsizliklerinin açık bir göstergesiydi. Bu nedenle, çok sayıda filme ilham vermesi şaşırtıcı değil. Geminin battığı 1912 senesinden hemen sonra Saved From the Titanic aldı film gösterilmişti. Ancak en iyi bilinen Titanik filmi şüphesiz Cameron’un çektiği filmdir.

Cameron’un filmi, daha önce hiç görülmemiş gişe rekorları kırmasının yanında, özel efektleriyle de bizi gerçekten dokunaklı ve trajik sahnelerle baş başa bırakmıştı. Cameron, Jack ve Rose’un öyküsünün ötesinde, Titanik’teki bazı gerçek karakterleri de ele aldı. Bu karakterler arasında Molly Brown, Thomas Andrews, Benjamin Guggenheim ve Kaptan Smith de var.

Trajedi, aşk hikayesi, özel efektler, setler, kostümler ve My Heart Will Go On adlı şarkı sayesinde film 11 Oscar adaylığı almıştı. Cameron bizi hayal etmeye, bir trajediyi ve toplumsal eşitsizliklerle dolu bir zamanı yeniden yaşamaya davet etti. Titanik’in hikâyesinden ne kadar etkilendiğini gösterdi. Titanik sergisine yapılan ziyaretler, bu dünya çapındaki hayranlığı yansıtılıyor.

“Titanik’e rüya gemi diyorlardı… ve gerçekten öyleydi.”

– Rose, Titanik

Aşk arayışımız

Kuşkusuz, geminin batışı yanında filmin en dikkat çekici yanı Jack ve Rose’un aşk hikayesiydi. Tamamen farklı dünyalardan gelen iki genç insan birbirlerini mükemmel bir şekilde tamamlıyor gibidir. Bu hikaye bize ideal bir aşk sunar. Her şey ilk görüşteki etkilenmeyle başlar, çok geçmeden bu bir aşka dönüşür ancak bu aşk, mümkün olan en trajik şekilde biter.

Aşk her zaman var olmuştur. Her yerdedir, ama tanımlaması çok zordur. Yunan filozofları aşk hakkında bazı teoriler önermiştir. Psikoloji, aşkı ele alır. Sinema ve edebiyat da bu konudan bahseder. Aşk rasyonellikten uzaktır. Bunu anlamakta güçlük çekeriz. İşte bu nedenle aşk konusunda sayısız teori ortaya konmuştur.

“Bir kadının kalbi, sırların derin bir okyanusudur.”

– Rose, Titanic

Örneğin, Symposion adlı eserinde Platon, ruh eşi arayışını açıklayan efsaneyi anlatır. Efsaneye göre ilk başta hepimizin dört kol, dört ayak ve iki yüzü vardır. Daha sonra, insanın doğmasına neden olacak şekilde yarıya bölünürüz. Bu yüzden, sürekli olarak diğer yarımızı arar dururuz.

Aşk bize enerji verir ve tükenmez bir ilham kaynağıdır. Dünyamızı ve bizi çevreleyen her şeyi hareket ettirebilir. Diğer yarımızı bulmak bize dengeyi getirecektir. Bu manevi ve neredeyse ilahi bir arayıştır. Filmlerde ve edebiyatta aşk söz konusu olduğunda ölüm de ortaya çıkar. Romeo ve Juliet’te bunu görebiliriz. Shakespeare’in bu ünlü eserinde, genç aşıklar Titanik’te olduğu gibi sosyal bir engelle karşı karşıya kalmıştır.

Titanik gemisi

Titanik, Jack ve Rose’un hikayesi

Stenberg, aşk hakkındaki üçgen kuramını teorileştirmiş bir psikologdur. Teorisinde, bir aşkın doğması için üç boyut yani tutku, samimiyet ve bağlılık geliştirmesi gerektiğini açıklar. Bu üç boyutu Jack ve Rose’da kolayca tanımlayabiliriz. Filmin başından beri iki karakterin birbirlerini tanımak istediğini görebiliyoruz. Başka bir deyişle, samimi bir şekilde bağlanmak istiyorlar. Kontrolsüz bir güç bir araya gelmelerine yol açmış gibi, onlar arasında da güçlü bir tutku görüyoruz. Elbette filmde, “atlarsan ben de atlarım” şeklindeki meşhur cümle, bu bağlılığı açıkça gösteriyor.

Titanik’teki aşk hikayesi çok büyülüdür. Bu durum idealleştirme belirtilerini gösteren imkansız bir aşka yol açar. Bu işaretler güçlü bir etkilenme, geri alınamaz tutku, engeller, toplumsal farklılıklar ve elbette trajediyi içerir. Bu, hayallerimizi sonsuza dek besleyen bir idealleştirmedir. Ancak bunlar sadece idealleştirmelerdir. Bu tip bir aşk öyle ilahi ve ulaşılmaz bir şeydir ki buna ancak öldükten sonra, ruhumuz bedenimizin hapishanesinden kurtulduktan sonra ulaşabiliriz. Tıpkı Romeo ve Juliet’in hikâyesindeki gibi.

Titanik ve sosyal sınıflar

“Unutma, insanlar paraya bayılır. Bir altın madenin varmış gibi davran, kulübe alınırsın.”

– Molly Brown, Titanik

Söylediğimiz gibi, Jack ve Rose iki farklı dünyaya ait. Jack üçüncü sınıfta yolcudur ve Titanik’te şans eseri (ya da talihsizlik diyelim) biniyor. Bir poker oyununu kazanarak biletini alır. Öte yandan Rose, annesi ve nişanlısı Caledon Hockley ile birinci sınıfta seyahat ediyor. Rose, Jack’in aksine, mutlu değil. Hayatı bir tiyatrodan ibaret. Babası ona borçla yüklü bir miras bırakmış ve statülerini kaybetmemek için annesi Rose’un çok varlıklı bir adam olan Hockley ile evlenmesi gerektiğine karar verir.

Film eşitsizlikleri eleştiriyor. Üçüncü sınıf yolcuların giremediği ama birinci sınıf yolcuların tadını çıkardığı alanlar var gemide. Ölürken bile eşit değiller. Kurbanların çoğu üçüncü sınıf yolculardır.

“Para seni ya da beni kurtarmayacak.”

– Murdoch, Titanik

Titanik

Titanik ve sosyal eşitsizlik

Birinci sınıf yolcular arasında bile eşitsizlikler görüyoruz. Örneğin, Molly Brown karakteri zengin bir kadındır. Ancak “yeni zenginlerden” olduğu için yolcuların geri kalanınca reddedilir. Belki de mütevazı kökeni nedeniyle Molly Brown, Rose’un annesinin aksine gemideki en empatik yolculardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tüm bu toplumsal farklılıklara ve birçok kurban üzerindeki etkilerine rağmen, film bizi mutluluğu düşünmeye davet ediyor. Bu insanların sadece doğal bir şekilde davrandığını anlamak için üçüncü sınıfta geçen sahneleri görmeniz yeter. Zorluklarına rağmen, mutlular. Bu farklılıkların bizi rahatsız etmesi gerek ama bunlar paranın pek çok kapıyı açsa da mutluluk getirmediğini gösteriyor.

“Ben dünyanın kralıyım!”

– Jack, Titanik