Stres ve Kişisel Alan – İnsanlar Özelinize Girdiğinde

· Kasım 7, 2018

Kişisel alan özeldir, mahremdir ve kimsenin işgal edip üzerinde hak iddia edemeyeceği, kişiye ait bir bölgedir. Kişisel alan terimi sadece fiziksel bir yeri belirtmez. Bu alanın diğer uyarıcılar tarafından işgal edilmesini de içerir. Örneğin, gürültü, başkalarından gelen duygular ve aşırı bilgi yüklemesi. Ayrıca, yalnız ve özel anlarımızın sürekli kesintiye uğramasıdır.

Bazen hayatlarını kalın derili hayvanlar gibi geçiren insanlar olabilir. Diğer insanların alanını işgal eden, haklarını çiğneyen ve özellerine zarar veren büyük filler gibi davranırlar. Bu etki iş yerlerinde sıklıkla gerçekleşir ve üretkenlik üzerinde şüphesiz bir etkisi vardır. Ayrıca yüksek seviye stres ve rahatsızlık da yaratırlar.

İnsanlar, güvende hissetmek, stresi azaltmak ve odaklanabilmek için güvenli kişisel alanlara ihtiyaç duyar.

Burada gözardı edemeyeceğimiz bir taraf vardır. Kişisel alan, sadece başkalarının fiziksel varlıklarına tahammül ettiğimiz alanı belirtmez. Bu fiziksel alanda başka insanların sesleri, nefes alış verişleri ve vücut ısıları bizi rahatsız eder hatta tehdit altında hissettirebilir. Fakat kişisel alan aynı zamanda herhangi bir psikosensori uyarımın da ortaya çıkabileceği bir balondur.

Başka bir deyişle, mobilya, dekorasyon, aydınlatma eksikliği gibi şeyler veya bir çevrenin kendine has kokusu bile stres kaynağı olabilir. Benzer şekilde, ara verememek, sürekli gözetim veya kontrol altında olmak da net bir biçimde özelimizin ihlal edilmesidir.

kişisel alan içinde özel anlar

Mahremiyet ve stres

Anne ve Paul yakın zamanda ebeveyn olmuşlardır ve çok bunalmışlardır. Yaşadıkları stresin bebekleriyle hiçbir alakası yoktur, çevreleri, aileleri, arkadaşları ve iş arkadaşlarıyla ilgilidir. Hastanede oldukları günden beri kişisel alanları sevdikleri insanlar tarafından sürekli işgal edilmektedir. Yeni doğanla sırayla tanışan onu kucağına alan ve binlerce ebeveynlik tavsiyesinde bulunan heyecan dolu ve iyi niyetli insanlar.

Bu küçük örnek, çevremizin sadece kendimize ayırma ihtiyacı duyduğumuz kişisel balonumuzu bazen nasıl ihlal edebileceğine dair bir örnektir. Rahatsızlık duymak için insanla dolu bir asansöre binmeniz gerekmez. En ciddi “saldırılar” çoğunlukla en yakınımızdakiler tarafından gelir. Burası, sınırları belirlemeye dair o yaygın ihtiyacın ortaya çıktığı yerdir.

Dolayısıyla, bu gerçeklik psikologların konsültasyonlar esnasında sıklıkla karşılaştıkları bir şeydir. Hayatlarının yarısında mahremiyetlerini koruyamadıklarını hisseden insanlarla tanışırlar. Kişisel sınırları yönetme konusundaki hareketsizlik veya acizlik yüksek duygusal bedeller ortaya çıkarır, iz bırakır ve psikolojik mimarimizin temellerini tamamen zayıflatır.

Kişisel alanınızı tanımlamak, sınırlandırmak ve korumanın hayatta kalmak için önemli bir nokta olduğunu dikkate alın. Bu ayrıca, hepimizin sınırları olduğunu anladığımız, kendini tanıma konusunda bir egzersizdir. Kimsenin aşmaması gereken çizgilerimiz vardır çünkü burası bizim özgüvenimizin bulunduğu yerdir. Dengemizin korunduğu ve değerli kimliğimizin bulunduğu yerdir.

kişisel alan isteyen kadın

Sakının ve kişisel alanınızı koruyun

Amerika Birleşik Devletleri’nde Caltech Üniversitesinden nörologlar Ralph Adolph ve Daniel P. Kennedy, beynimizde kişisel alanımızın sınırlarının nerede olduğunu söyleyen bir yapı olduğunu keşfetmişlerdir. Bu yapı, korku ve hayatta kalma içgüdüsüyle ilişkilendirilen küçük bir bölge olan amigdaladır.

Bu keşif temel bir şeyi ortaya çıkarır. Beyin, her bireyin kişisel sınırlarını belirlemektedir. Bir kişi veya bir şeyin bizi rahatsız ettiğini söyleyen kişisel bir alarm gibidir. Bir şey refahımızı bozacak derecede özelimizi ihlal ettiğinde veya bütünlüğümüzü bozduğunda devreye girer. Bu sınırlar her insan için değişkenlik gösterir. Bazı insanlar en küçük uyarımda bunalır ve kolayca stres altına girer diğerlerinin ise çok daha fazla toleransı vardır.

Proksemi alan kullanımıyla karşılıklı ilişkilerimizin etkisini inceleyen bilimdir. Anksiyetenin en büyük sebeplerinden birinin her gün her şekilde daha da “kalabalık” hissetmemiz olduğunu bize hatırlatır. Her şey için daha da küçük fiziksel alanlara sahip olmamızın yanısıra etrafımızda çok fazla uyarım, baskı ile birlikte çok fazla etkileşim bulunuyor. Öyle fazla ki hiçbir filtreleme seçeneğimiz olmuyor. Her şeyin önümüze çıkmasına izin veriyoruz, yakalanıp çevremizin sarılmasına müsaade ediyoruz.

kişisel alana sahip olmayan kadın

Kendi koruyucunuz olun

Kişisel sınırlarımızı yönetme yetisine sahip olmalıyız. Mahremiyetimize saldıran ve güçlü birer stres kaynağı işlevi gören tüm dış dinamiklere karşı hem fiziksel hem de psikolojik mesafe koymayı öğrenmekten bahsediyoruz. Bazen iş arkadaşlarımız alanımızı işgal eder. Bazı çok gürültülü, aşırı renkli, ufak veya baskıcı ortamlar sorun olabilir.

Diğer durumlarda ise, hayır deme konusundaki acizliğimiz ve nee tahammül edip edemeyeceğimizi söyleyemememiz kişisel alanımızı belirler. Kişisel sınırlarımızın nerede olduğunu belirtme konusundaki açıklığımız başka insanlarla çok daha iyi etkileşim kurmamıza yardım eder. Çünkü sadece bunu yaparak daha saygılı, üretken ve her şeyden önemlisi sağlıklı bir sosyal çevre şekillendirebiliriz.