Ölüm, Yaşamış Olmanın Bir Belirtisidir

19 Temmuz, 2017

Toplumuzda ölümden söz etmek bir tabu gibi görülüyor çoğu zaman. Çünkü bu pek çok insanda reddetme, korku ve ızdıraba yol açan bir konu. Fakat ölüm, hayatın özüdür. Er ya da geç hepimizin yüzleşmesi gereken gerçektir ve varlığımızda daima mevcuttur.

Ölümü tecrübe etme şeklimiz, bu konudaki inançlarımıza bağlıdır. Geliştirdiğimiz bu anlayış, kendimiz hakkında ve yolumuzda hangi konumda olduğumuza dair çok şey söyler. Korku, öğrenme, sonsuzluk, ceza, ödül ve hatta hiçbir şeyin olmayacağı ve ölümün her şeyin sonu olduğuna inanmak.

“Ölüm, korkmamamız gereken bir şeydir çünkü biz varken ölüm yoktur, ölüm varken biz yokuz.”

– Antonio Machado

Ölümün gizemi

Ölüm vaktimiz geldiğinde neler yaşandığı tüm kültürlerde bir gizem olmuştur. Dine, ritüellere, maneviyata ve felsefeye dayanan inançlar geliştirdik. Bilim de bu bakımdan pek çok çalışma yürüterek bilinmeyen çoğu şeyi aydınlığa kavuşturmuştur.

Ölümden sonra hayat var mı? Bir şey, bizi aşan bir enerji olduğu fikrine tutunuyoruz. Bu reenkarnasyon ya da bir başka boyutta yaşamak olabilir. Ne olduğunu bilmiyoruz ama Immanuel Kant’ın dediği gibi her insan, varlığına anlam katmak için bir şeye inanma ihtiyacını duyar. 

Peki, bir yakınımız öldüğünde ne yaşarız? Sevdiğimiz birini kaybetme fikri bizi dehşete düşürür. Birkaç günlüğüne, her şeyin ne kadar geçici olduğunun farkına varırız. Sonra gerçekliği görür, birçok endişemizin ne kadar saçma olduğunu anlarız.

“Soluk ölüm, yoksul adamın kapısına ve kralların sarayına aynı şekilde uğrar.”

– Horace

Kaçınılmaz olanın farkında olmak 

Öleceğimizi bilmek, hayatın değeri üzerinde düşünmemize yardım ettiğinde değerlidir. Kaçınılmaz olanın farkında olmak, bir olgunlaşma sürecine işaret eder.

İnançlarımıza rağmen ölüm geldiğinde ne olacağını bilmiyoruz. Kesin olarak bildiğimiz tek şey, bildiğimiz hayatın dönüşüme uğrayacağı bir zamanın geleceği. Bu anın farkında olmak, hayatı daha gerçekçi görmemizi, şu ana odaklanmamızı sağlar.

“Ölüm, yaşanmış bir hayattır. Hayat ise ölüme yaklaşmak.”

– Jorge Luis Borges

Farkında olduğumuzda bilinmeyen son hakkında korkularımıza yol açmış oluruz ama aslında bu adım, korkularımızla yüzleşmemizi sağlar. Böylece bilerek ya da bilmeyerek bizi yönetmelerine izin vermeyiz. Bunun yerine, kendi kararlarımızı verebilmek için ölümün farkında oluruz. Ölümün sembolizmine dikkat edersek, bir yenilenmenin, sürekli bir enerji yaratımı anlamını anlamış oluruz.

Ölüm, hayattan farklı mı?

Bildiğimiz şey şu ki ölüm, hayatın bir parçasıdır. Ölümün, bildiğimiz her şeye son verdiğini düşünüyoruz. Bu yüzden inançlarımıza dayanarak bilinen ve bilinmeyen arasında köprüler kurmaya çalışırız.

Önemli şeylerden biri, bu konunun ölmek üzere olan insanlar tarafından öğretilmesidir. Onlara hayatları hakkında sorular sorduğumuzda, elimizdeki tek şeyin şu an olduğunu ve onu en dolu şekilde yaşamak için eimizden geleni yapmamız olduğunu hatırlatırlar.

Ünlü psikiyatr Carl Gustav Jung, insanlar ölüm korkusuyla yaşadıklarında bu korkunun tıpkı yaşadıkları zaman olduğu gibi ölmeden önce de onları dondurduğuna inanmıştır.

“Ölüm ruh için doğum kadar önemlidir ve hayatın ayrılmaz bir unsurudur. Bilincimiz bedenimizden ayrıldığında ne olduğunu bir psikologa soramayız. Hangi teorik konumu edinirseniz edinin, çaresizce bilimsel rakibinin sınırlarına gidecektir.”

– Carl Gustav Jung

Bu videoda görebileceğimiz gibi Jung, ölüm karşısında hayatın devam edecekmiş gibi davrandığı fikrini sunuyor: