MKUltra Projesi: CIA’in Zihin Kontrolü Programı

Ocak 21, 2020
CIA insanları kontrol edebilme niyetiyle MKUltra Projesi'ni geliştirdi. Projenin amacı, insanlar üzerinde çeşitli işkence yöntemlerini deneyerek, zihinlerindeki hassas noktaları keşfedip onları kontrol ve manipüle etmenin yollarını bulmaktı.

Nazilerin insanlar üzerinde gerçekleştirdiği akıl almaz deneyler bugün dahi tüylerimizi ürpertiyor. Bu deneylerin amacı, insanların zihinlerini kontrol etmenin bir yolunu bulabilmekti. Bazılarının bildiğine göre, çok daha karanlık yöntemlere başvurularak Amerika Birleşik Devletlerinde de benzer deneyler yapıldı. Bu deneylerden biri de, MKUltra Projesi olarak bilinen CIA’in zihin kontrol programıydı.

2. Dünya Savaşı ile askeri stratejilerde değişikliklere gidildi. Ajanlık oldukça büyük bir önem kazandı. Çünkü savaşa katılan taraflar artık düşmana dair bilgi sahibi olmanın ne kadar faydalı olacağının farkındaydı. Taraflar saldırı stratejilerinin karşı tarafla nasıl çatıştığını bilmek istiyorlardı.

Benzer şekilde, Hitler de aklı başında olan herhangi bir insanın karşı çıkacağı şeyleri insanlara yaptırarak insanların zihnini kontrol ve manipüle edebileceğini kanıtladı. Savaşın sonuna doğru, bilgi edinme ve zihin manipülasyonu Amerika için en önemli araçlardan biri haline geldi. Böylelikle, MKUltra Projesi filizlenmiş oldu.

MKUltra Projesi Neydi?

Kukla yöneten el ve MKUltra Projesi

MKUltra Projesi’nin tam olarak ne olduğunu tanımlamak oldukça zor. 60’ların sonu ve 70’lerin başında basın bu projeden haberdar olduğunda, CIA tüm dosyaların yok edilmesini emretti. Elde kalan tek şey yetersiz bir belge yığını oldu.

Fakat o ufak veri tabanı insanların neler olduğunu anlamasına yardımcı oldu. Ayrıca, bazı kurbanlar da kendilerini bu durumun gün yüzüne çıkarılmasına adadılar. Açıkçası, yine de MKUltra Projesi’nin nasıl ortaya çıktığından emin olmamız mümkün değil. Projenin 150 farklı kolu bulunuyor fakat yalnızca 2 ya da 3’ünün bilgisine sahibiz.

Bildiğimiz şey, insanlar üzerinde psikoaktif ve nörolojik ilaçların denendiği. Tabii bunların yanında başka yöntemler de kullanıldı ve sözde araştırmacılar bu yöntemleri binlerce insan üzerinde onların rızası olmadan uyguladı.

Buradaki amaç, bu ilaçlar sayesinde insanların bildiklerini itiraf etmelerini ya da fikirlerini değiştirmelerini sağlayıp sağlayamayacaklarını öğrenmekti.

Denek Olarak İnsanları Kullanmak

Ulaşılabilen verilere göre, MKUltra Projesi kapsamında yer alan deneklere farklı şekil ve dozlarda LSD gibi ilaçlar verilerek “madde etkisindeki” kişilerin nasıl davranışlarda bulunduğu gözlemlendi.

Bu ilaçların yanı sıra, elektroşok ve hipnoz gibi yöntemlere de başvuruldu. 1950’lerde proje başladığında “beyin yıkama” üzerine epey konuşma dönüyordu.

CIA’in bazı işkence yöntemlerinin etkilerini de ölçtüğünü biliyoruz. Bazen denetleyiciler tekrar tekrar bilinçaltı mesajlar çalarken, “gönüllülerin” günler boyunca uyanık kalmaya zorlandığı işkenceler yapılıyordu. Bazen de sistematik olarak elektroşok ya da yüksek miktarda sentetik ilaçlar veriliyordu.

MKUltra Projesi ve Psikiyatrik “Gönüllüler”

Psikiyatrist Donald Ewen Cameron

MKUltra Projesi’nin en ürkütücü yanı, CIA’in binlerce insanı bu deneylere katılmak için nasıl kandırdığı kısmıydı. CIA “denek farelerini” iki yöntemle kendine çekti.

Öncelikle psikiyatri merkezlerini hedef aldılar. Buralarda hastalara yeni deneysel bir terapi için gönüllü oldukları söylendi. Tabii ki hastane sakinlerinden hiçbiri deneyleri CIA’in yürüttüğünü ya da “uzmanlar” arasında eski Naziler olduğunu bilmiyorlardı.

Hatta projeye en çok katkı sağlayan kişilerden biri psikiyatrist Donald Ewen Cameron idi. Cameron daha sonra Dünya Psikiyatri Birliği’nin ilk başkanı oldu. Kendisi aynı zamanda Amerikan Psikiyatri Birliği ve bunun yanında Kanada Psikiyatrik Birliği’nin de başkanı oldu.

Diğer “Gönüllüler”

Deneylerinde yalnız akıl hastalarını değil, “normal” kategorisinde sayılabilecek daha başka binlerce insanı daha kullandılar. Bu insanları ordu, üniversiteler, hastaneler, genelevler, düşkünlerevi ve ulaşabildikleri hemen hemen her yerden buldular.

Çoğu insan bu deneylere cüzi bir miktar para karşılığında katılmayı kabul etti. Fakat hiçbirine deneylerin asıl amacından söz edilmedi.

Deneklerin çoğu acımasız işkencelerden sağ çıkamadı. Geri kalanların beyinlerinde ise ciddi beyin hasarları oluştu. Basına en fazla yayılan vakalardan biri Amerika’daki Frank Olson vakasıydı. Ayrıca, Kanada hükümeti olayları yatıştırmak için binlerce insanın zararını karşılamak zorunda kaldı.

Araştırmacı gazeteciler sayesinde olan biten gün yüzüne çıktı. Ardından, Amerika Kongre’si olayın araştırılması için bir komisyon kurdu. 1973 yılında dosyaların gizliliğini zorla kaldırabildiler. Fakat CIA de bundan dolayı dosyaların yok edilmesini emretti.

MKUltra Projesi, devlet ajanlarının amaçlarına ulaşabilmek için ne kadar ileri gidebildiklerinin bir yansımasıydı. İşin şaşılacak yanı ise, bunun diktatörlükle değil, demokrasi ile yönetilen bir ülkede gerçekleşmesiydi.

Bugün akıllardaki en rahatsız edici soru ise, benzer deneylerin henüz duymadığımız yerlerde sürdürülüp sürdürülmediği.

  • Frattini, E. (2012). CIA. Joyas de familia: Los documentos más comprometedores de la Agencia, por fin al descubierto. Grupo Planeta Spain.