Küçük Şeylerin Değerine Dair Bir Kısa Film

Aralık 12, 2016

Kahramanların robot olduğu animasyon filmlerinden söz edersek akla ilk gelen film muhtemelen WALL-E olur. Ancak yazımızda anlatacağımız kısa filmi gördükten sonra, Bibo adındaki yalnız bir robot için de kalbinizde özel bir yer olacağını umuyoruz. Bibo’nun hikayesi, hayatımızdaki küçük şeylerin değerini hatırlamakla ilgili önemli bir mesaj paylaşıyor.

Bibo, kendisinin bir nevi hayatta kalmasını sağlayan, rutin bir hayata sahip eski bir robottur. Bibo’nun hayattaki varlığı, kendisine güç katan ve ruhunu besleyen basit, küçük şeylere bağlıdır. Robot Bibo’nun işi dondurma satmaktır ve, kendi hayal dünyasında hala küçük bir kız çocuğunu mutlu edebildiği için, işine sıkı sıkıya bağlıdır.

Bibo, maziyi çağrıştıran bir müzik eşliğinde verdiği mesajla izleyici üzerinde güçlü bir etki bırakan bir kısa filmdir. Bu robotun her gün yaptığı küçük şeyler, aslında sadece hayatta kalmasının tek yolu değil, aynı zamanda hayatını anlamlandırma biçimidir.

Bu filmi çok beğeneceğinizi biliyoruz, aynı zamanda kafanızda pek çok şeyi sorgulamanıza neden olacağına da eminiz. Film ekibi, etkili bir karakteri nasıl seçeceklerini ve çevrenin belirli bir anlam bütünlüğü içerisinde nasıl oluşturulacağını çok iyi biliyorlar. Bu özellikler bir araya gelerek, güçlü bir etki yaratmaktadır. 

Robotlar görünüşte yapay ve cansız olan; gelecekte ise, belki de, insani davranışları taklit etmeye mahkum olacak varlıklardır. Peki öyleyse, neden insani duyguları da taklit etmesinler ki? Filmi izlerken, bu fikirler üzerinde de düşünmenizi umuyoruz. 

Bibo’nun hayali hayatı: bir ‘insanlık hali’ hikayesi

robot-film

Bibo, ıssız bir dünyada yaşar. Bu, mekanik ve garip bir şekilde yapay bir dünyadır. Gerçekte ise, bu yalnız kahramanımız, kendi dünyasını kendi hayal gücüyle yaratır. Sadece rutinden oluşan bir dünya. Her geçen gün yaptığı küçük şeyler, ruhunu besler ve hatta onu mutlu eder.

Bibo, kendisini makineler ve melankoli dolu bir dünyada kapana kısılmış olarak bulur. Yapması gereken tek şey, her sabah saat 8’de çocuklara dondurma vermek için her zamanki yerinde hazır bulunmaktır. Halbuki bu çocuklar kendi hayal dünyasının yansımalarıdır.

Bu mekanik, dörtgen ve içi boş karakterin bir çok açıdan insanı resmettiğini söylersek, gerçekten çok da uzaklaşmış olmayız. Film, seyircinin, insanlık fikrini sorgulamasını sağlar ve insanlığın kendini nasıl hala makinelerin üzerinde gördüğünü gözler önüne serer. 

  • Biz insanlar da içinde yaşadığımız gerçeklikte kendimizi korumak için demir ağlarla örülü savunma mekanizmaları yaparız.
  • Bazen, küçük şeylere değer vererek kazanılmış rutinler ve alışkanlıklar bir evren yaratabilir. Bu yaratılmış evrenler, bir dünyadan öbür dünyaya göç ederken bizi hayatta tutar. Bu, hayatı bütünüyle yaşamak olmasa da, gücümüzü ve saygınlığımızı sürdürebilmek için iyi bir kendini koruma yoludur.
  • Bibo basit şeylerden hoşlanır. Sallanan sandalyesinde sallamayı ve geceleri ateşin başında ayağını ısıtmayı sever. Tüm varlığı keder ve eskiye özlem ile dolup taşmıştır. İnsan ırkının sona erdiği bir çağda, bir ‘insanlık halini’ çok başarılı bir şekilde yansıtır.
bibo-film

Zor zamanlarda bizi ayakta tutan hayal dünyaları

Hepimizin kendi hayalleri, bazen sabah kalkmamız için yegane dayanağımız olan kendi iç dünyalarımız var. Fakat, bu his kalıcı olmamalıdır; sadece savunma mekanizmalarımız, rüyalarımız ve sahte umutlarımız arkasına sığınarak yaşamamalıyız.

Filmde Bibo, geçmiş anıları ile yalnız başına kalmak, her bir adımında, nefesinde ve hatta hiç şaşmayan, dakik saatindeki melankoli ile yaşamak zorunda olmanın lanetiyle uğraşıyor. Dondurma dağıttığı çocuklar bile çoktan göçüp gitmişler.

Bu kısa filmin ödüllü yaratıcıları Anton Chistiakov ve Mikhail Dmitriev’dir. Kendilerine göre, bu narin, sembolik, duygusal ve dokunaklı filmde anlatmak istedikleri şey, insan olma döngüsünün bir yansımasıdır.

Zaman içerisinde insanlar, dondurma satıcısı Bibo gibi, toplum içerisinde yerine getirecekleri bir iş bulurlar. Sonra bir an gelir, her şey değişir ve biz sadece geçmişteki en mutlu anlarımız ile avunabilir bir hale gireriz. Yaşamdaki küçük şeylerin değerinin geçmişin hatıralarını geri getirdiği bir savunma mekanizması içerisine sığınırız. Bu hatıralar, bizi yaşama bağlayan ve bize devam etmememiz için enerji veren kutuplar haline gelir.

Bu filmde, ‘insanlık hali’ sadece teneke bir robotta vücut bulmuş. Bu robot, insan ırkının geriye kalan son dürtülerini temsil eder: bizi imkansızı yapmaya iten melankoli, geçmiş, keder ve sevdiklerimiz için muazzam bir sevgi. Ve hatta, artık var olmayan hayali bir dünya yaratmak…

Sizleri, bu kısa filmin tadını çıkarmaya ve paylaşmaya davet ediyoruz!