Her Şeyi Akışına Bırakın, Hiçbir Şey Önünüze Çıkamasın

· Mart 14, 2018

Sadece bugünlük, her şeyi akışına bırakın, hiçbir şey önünüze çıkamasın. Sadece bugünlük de olsa, sıkıntıların omuzlarınıza yük olup sizi batırmasına, umutlarınızı kırmasına ve yaşama isteğinizi baltalamasına izin vermeyin. Sadece bugünlük, kara bulutlarıyla sizi etkileyen şeyleri bırakın gitsin, gülümsemelerinizi yüzünüzden silen şeylerden kurtulun, basitçe ortaya koymak gerekirse, ilerlemeye devam edin…

Bunları, yalnızca bugün değil her gün uygulamalıyız. Her sabah, gözlerimizi yeni güne açtığımızda, karşımıza çıkacak yeni zorlukları düşünürüz ve bir an için kendimizi nasıl mutlu olmayı unuttuğumuza ikna ederiz.

Her şeyin akıp gitmesine izin verin, kine ve korkulara yapışıp kalmayın. Kanatlarınızı kesmek isteyen insanlara tutunmayın. Çünkü her şeyin bir zamanı vardır ve fırsatlar yalnızca beyniniz sakin ve kalbiniz aktif olduğunda size gelecektir.

Akış teorisinin en büyük savunucularından biri hiç şüphesiz psikolog Mihaly Csikszentmihalyi. “Flow: A Psychology of Happiness” kitabının yazarı olan isim, önemsiz uyarıcılar için çok fazla fiziksel enerji harcadığımızı söylüyor. Öylesine bilgiyle dolu bir toplumda yaşıyoruz ki tüm varlığımız dışa doğru odaklanmış durumda.

Özgürlük ve mutlulukla “hayatın dalgalarına” kapılıp gelişmemizi sağlayan, kendimizle kurduğumuz o muhteşem bağı kaybettik… Daha fazla bilgi edinmek lütfen okumaya devam edin…

gün batımında ağaç ve uçan kuşlar

Her şeyin akmasına izin ver, hiçbir şey beni tutsak etmesin

Herkes bir şekilde, birinin ya da bir şeyin esiri olur. Kimi zaman olumsuz iş arkadaşımızın sözlerinin etkisinde kalırız, kimi zaman da eşimizin/sevgilimizin bizden beklentilerinden etkileniriz. Kendimiz için koyduğumuz hedeflere ulaşamadan günün sona ermesinden endişe duyarız…

Kendimizden beklentilerimiz ve başka insanların etkileriyle dolu ormanda sıkışıp kalırız. Böylece hayat enerjimizin çoğu, açık bir pencereden uçup giden sigara dumanı gibi, buharlaşıp kaybolur. Dahası, Harvard Üniversitesi tarafından yapılan ilginç bir araştırmada, mutsuzluğun en yaygın sebeplerinden birinin “istikrarsız bir beyin”le hareket etmek olduğu ortaya çıkmıştır.

Zamanımızın çoğunu zaten olmuş ya da daha da kötüsü henüz olmamış şeyler için endişelenerek harcarız. Bu da “esaret”in başka bir çeşididir. Bu çalışmanın yazarı Dr. Daniel T. Gilbert’e göre, gezgin beyin mutsuz bir beyindir. Beynimiz, anı yaşamayı bıraktığı anda, biz de mutlulukla bağımızı koparırız. Kendimize karşı olan sorumluluğumuzu üstlenmeyi bırakırız.

pembe çiçekte pembe kelebek

Şimdi, istikrarsız beyninizin esiri olmayı bırakıp, başkalarının fikirlerinin ve beklentilerinin etkisinden, geçmişin hatalarından, geleceğin korkularından sıyrılıp, “demirlediğiniz halatları koparma” zamanı. Her şeyin akıp gitmesine izin verin ve hiçbir şey önünüze çıkmasın.

Mutluluğun akışına izin verin

Mihaly Csikszentmihalyi’ye göre, mutluluk, botların güvenli bölgeye çıkmasına yardım eden deniz fenerinin ışığı gibi bir anda parlayan bir şey değil. Çoğu zaman dışsal bir olguya değil, gerçekten kaliteli bir hayat yaratma gücümüzü içinde barındıran içsel kapasitemize, içimizdeki deniz fenerini yakmamızı sağlayan yeteneğimize ya da “sihrimize” bağlıdır.

Bu, kaçmadan, kendimiz dahil her şeyi akışa bırakabilmemizle ilgilidir. Çünkü dışsal etkiler ya da zincirler olmadan, kendimizi, hayatımızın ahenkli müziğine bıraktığımızda, daha önce göremediğimiz o kapıyı keşfedeceğiz.

gün batımında deniz feneri

Kendimizi akışa bırakmayı öğrenmenin anahtarları

Her şeyin akıp gitmesine izin vermek ve hiçbir şeyin önümüze çıkmamasını sağlamak için, yukarıdakilerin haricinde gerçekten ihtiyacımız olan şeyin farkındalıkla ilgili derin bir değişim yaşamak olduğunu anlamamız önemli. Bizi olumsuz olarak etkileyin şeyleri pek fazla değiştiremeyiz ancak onların bizi etkileme şekillerini geliştirebiliriz. Örneğin, eğer sürekli geç kalan bir arkadaşınız varsa, onun bu davranışını değiştirmesini sağlayamayabilirsiniz ama kendi programınızı onunla buluşmaya beş dakika geç gitmek üzere ayarlayabilirsiniz. Diğer önemli noktaları da gözden geçirelim:

  • Pek çok insan, mutluluklarını haftasonuna, tatile çıktıkları ya da promosyon aldıkları zamana kadar erteler. Şunu açıkça belirtelim; mutluluk ne erteleyebileceğiniz bir şeydir ne de bir seyahat firmasından satın aldığınız bir son dakika fırsatıdır.
  • Sağlığımız, “ideal deneyimler” olarak adlandırdığımız şeylerde yatar. Yürürken yüzümüzü okşayan rüzgar, çocuğumuzun bizi kucaklaması, bir kitap okumaya başladığımızda gelen his, arkadaşlarımızla buluştuğumuzda hissettiklerimiz… Sağlığınızı programlamaya kalkışmayın, sadece kendinizi akışa bırakın.
  • Ayrıca, hayatımızın en iyi anlarının, bazen, ne pasif ne de stressiz anlar olmadığını aklımızda tutmak önemlidir. Bazen sıkıntılarla yüzleşmek de “işleri akışına bırakmayı bilmektir,” çünkü biz denizin dibine saplanıp kalmış bir kaya değiliz. Daha çok, görünürde zayıf gibi duran ama akıntılara karşı koyup hayatta kalmayı başaran bir yaprak gibi gelişme kaydediyoruz. Elde ettiğimiz bu zaferler ve başarılar da bize mutluluğu getirebilir.
suda el

“İşleri akışına bırakma sanatı”nın, en yüksek zirveye ulaşmakla ya da her geçen gün daha iyi olmakla bir ilgisi yoktur. O sadece anı yaşama meselesidir, bilinçli ve dengeli bir şekilde, özgürce, “şimdinin ve anın” tadını çıkarmamıza izin veren tatmin edici bir iç huzurla gelişme kaydetmektir.

Yani sadece bugünlük bile olsa her şeyi akışına bırakın ve hiçbir şey önünüze çıkamasın.