Duygusal İyileşmeye Karşı Direnç

21 Şubat, 2017
 

Hepimiz, refahın peşindeyiz, derler. Hepimiz mutlu olmak isteriz. Bunu başarmak için elimizden geleni yaparız. Zor bir zamandan geçiyorsanız ve size bu durum sorulursa, şüphesiz, kurtulmak için her şeyi yapabileceğinizi söyleyeceksinizdir.

Fakat psikoanaliz ve psikologlar, bunun çok da doğru olmadığını keşfetmiştir. Terapi sırasında şu kanıtlanmıştır: hastalar kimi zaman iyileşmeye direnir. 

“Körün körlüğü ve tedbirli yürüyüşü bile baktığım güneşin gücüne şahittir.”

– Nietzsche

Psikoanaliz süreci ve psikolojik terapide direniş, farklı şekillerde ifade edilir. Oturumlara gidecek vakit yoktur, süreç içinde ilginizi kaybedersiniz ya da terapist veya psikoanalisti aşırı derecede eleştirebilirsiniz…

İlerlemeyi engelleyen veya durduran her şey, iyileşmeye karşı bir tür direniş teşkil eder. Acı çeken ve iyileşme fırsatına sahip bir kişi bu fırsatı neden sabote etsin?

Direniş

Gerçekte direniş, değişmek için bilinçli istek ile bu süreci engelleyen bilinçsiz güçler arasındaki mücadeleyi gösterir. Acı çekmenin bu kökeni, bu bilinçsiz güçlerde yatar.

Paradoks şu: iyileşme, insanlar için büyük bir sorun teşkil edebilir. İşte bu yüzden neredeyse herkes, bu acılardan kurtulmalarını sağlayacak süreçlere direnir.

Çözümün sorunlu olmasının birçok nedeni var ama biz üç tanesine odaklanalım:

  • Acıyla yüzleşmekten korkarız.
  • Büyük bir acıyı iyileştirirken, onun getirdiği bazı faydaları da kaybederiz. 
  • Büyük bir suçluluk duygusunu beraberinde getirir.
uzgun-kadin-1
 

Daha da fazla acı çekme korkusu

Sorunlarınız ve çatışmalarınız sorulsa, sizi üzen genel durumların bir listesini yapabilirsiniz: partneriniz veya işiniz yüzünden mutsuzsunuzdur, ailenizle ilişkileriniz iyi değildir, başkalarının hakkınızdaki düşüncelerinden korkuyorsunuzdur ve buna benzer başka bir durum vardır.

Daha dikkatle baktığımıza, durumun daha karmaşık gerçekler açısından buz dağının ucu olduğunu fark ederiz.

Mesela, aslında partnerinizle mutsuz değilsinizdir ama terk edilmek gibi feci bir korkuya kapılmışsınızdır ve bu yüzden, problemlere yol açan kontrol delisi bir insan haline gelirsiniz. Aynı şekilde, işinizden memnunsunuzdur ama patronunuzdan korkuyorsunuzdur ve belli konularda hakkınızı istemek imkansız gibi gelmektedir.

Farkında olmasak bile temel sorunlarımızın ardında gizli nedenler olduğunu hepimiz biliyoruz. Bilinçli olarak kabullenmediğimiz korkular, suçluluk duygusu ve arzulardır bunlar.

Bunun sonucunda iyileşme konusunda direnebiliriz. Bu acı verici ya da rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek istemeyiz çünkü bunlarla baş edemeyeceğimizi düşünürüz.

Acı çekmenin ikincil faydaları

Beraberinde getirdiği bütün güçlüklere rağmen, acı çekmenin faydaları da vardır. Gerçekte yaşadığımız problemleri alışveriş listesi yapar gibi sıralamak, bunları analiz ederek çözmeye çaba harcamaktan çok daha kolaydır. Dolayısıyla, acı çekmeye devam etmek, enerjimizi korumak anlamına gelir.

Acılarımız sayesinde hayat karşı belli bir pozisyon belirleriz ve böylece problemlerimizi gerekçelendiririz. Mesela, “Daha iyi bir iş bulamam çünkü ekonomik kriz var ve elimdekiyle yetinmek zorundayım.”

 

Böyle düşününce, bizde sorumluluk kalmaz. Dolayısıyla, koşulların kurbanı haline geliriz. Öyle ki insanlar bize “yazık” der ve biz de bundan teselli buluruz.

Son olarak, kulağa tuhaf gelse de insanlar problemlerine bağlanmaktadır. Gerçekten, bir problemi çözdüğümüzde bir tür hüzün hissederiz.  

uzgun-dusunceli-kiz

Suçluluk ve ceza

Bilinçli olarak kabul etmeyecek de olsalar, bazı kişiler yaşadıkları acıyı hak ettiklerinden emindir. Kasten acı çekmek istemezler elbette ama ellerine fırsat geçse bile bu acıdan kurtulmaktan kaçınırlar.

Bu kişiler için hiçbir terapi işe yaramaz. Hiçbir psikolog, hiçbir psikoanaliz uzmanı yardım edemez. Hiçbir değişim, sonuç vermez. İşe yarayan tek şey, kendi çektikleri acıdır.

Bu insanlar farkında olmasalar da cezalandırılmaları gerektiğini düşünürler. Neden mi? Çoğu zaman bunun nedeni, çocukken yaşadıkları bir travma, anne babaların aşıladığı imkansız talepler ya da buna benzer şeyler olabilir.

Gerçek şu ki ihtiyaç duydukları yardımı almalarını engelleyen fikir ve tavırlar geliştirirler. Böylece geçerli sebepler olmaksızın hak ettiklerini düşündükleri çileyi doldurabilirler.

 

Hepimiz bazı direniş şekilleri geliştiririz ve bu durum, duygusal acımızın iyileşmesini engeller. Psikolojik veya psikoanalitik bir danışmada bu direniş daha açık şekilde görülür ama günlük hayatımızda da bunu hissederiz.

Direnişi aşmak zor bir iş ama bu durum, en büyük acılarımızın sonunun başladığına da işaret eder.