Bir Annenin Kaybı ile Yaşamak Çocuklar için Zordur

Kasım 5, 2017 İçinde Duygular 55 Paylaşıldı
Oyuncak ayı ormanda tek başına

Anne, seni kaybetmek istemiyorum. Hiç istemiyorum. Bunu da reddediyorum. Dolayısıyla, sana benim bakmam gerekiyor. Ben vazgeçmemen için savaşmaya devam etmeni istiyorum. Sakın ola o güzel gülüşünü kaybetme, her gün benimle konuş, ışıltısını ve özünü koru.

İşte bu yüzden asla ama asla vazgeçmeni istemiyorum anne. Binlerce kez savaşman gerekse bile sakın ola pes etme. En derin en içten sevgimle, bir ömür boyu sürecek olan sevgim ile ben hep yanındayım.

Birlikte hareket edip, aramızda ve yaşam yolunda önümüzde durmaya çalışan tüm engellerin üstesinden geleceğiz. Bu yüzden, anne, senden beni terk etmemeni, güçlü kalmanı rica ediyorum. Sana söz veriyorum, bu dünya yolculuğunda yanında hep ben olacağım.

Hayatın temel kurallarına bağlı olarak, sensiz yaşamak zorunda olduğumun farkındayım. Bununla birlikte, her zaman (ama her zaman) içimde bir yerlerde olacağından da eminim. Çünkü sen olmasaydın ben de olmazdım. Ama ne yazık ki bunu bilmek korkularımı hiç azaltmıyor.

“Annelerin sahip oldukları en büyük kusur, fedakarlıklarının herhangi bir kısmına dair bir mükafat göremeden bu dünyadan göçüp gitmeleridir. Bizi çaresiz, suçlu ve kaçınılmaz bir biçimde bir yetim olarak bırakırlar. Neyse ki, bu acıyı sadece tek bir kez çekiyorum. Yoksa kimse bir ikincisine katlanamazdı.”

– Isabel Allende

anne kız el ele tren raylarında yürüyor

Bir annenin kaybı ile yaşamak çocuklar için zor bir süreçtir

İçimizdeki çocuk, canavarlardan, karanlıktan, yabancılardan ya da kaostan korkmaz. Endişe duyduğu tek şey, yürekten bağlı olduğumuz insan ile olan bağımızı kaybetmektir. Nasıl mis koktuklarını hatırlamamaktan, saçlarının güzelliğini görememekten ve kalplerinin sıcaklığını hissedememekten korkarız.

Yaşamı boyunca bir kadın birden fazla rol alır: anne, kız, kız arkadaş, eş, kadın, vb. Dolayısıyla, sonsuz miktarda önceliğinin olduğu bir yaşam biriktirir. Kadınlara belirli yükümlülüklerin dayatılmış olduğu bir toplumda yaşadığımızı aklımızdan çıkarmadan, bu rolleri geride bırakmanın çok zor bir süreç olduğunu görebiliriz.

Yaşamın sunabileceği benzersiz yaşamsal zorluklara ek olarak, kadınların anne olma rolü ile toplumsal manada kendilerine dayatılan zorlukları da hesaba katıyoruz. Buna karşılık, bize hayat veren bu nadide karakterleri büyük acılar yaşatacak durumlara sokuyoruz.

yoga yapan anne ve kızı

Annelerimizin maruz kaldığını gördüğümüz bu acı, çocukluğumuz için son derece yıkıcı bir tablodur. Annelerimizi, hep gücü zayıflayan savaşçılar olarak görüyoruz. Yine de bu zorlu süreçten dolayı, bir noktada çocuk rolümüzden çıkıp, “annemizin anneleri/babaları” şeklinde bürünmemiz kaçınılmazdır. Bu rolü üstlenerek onları korumaya ve acılarını önlemeye çalışırız.

Çocuğunun salıncaktan düşeceğinden korkan “yeni yetme anne-babalar” haline geldik. Bu nedenle, birer çocuk olarak, koruyucu bir rol üstlendik.  Yara almış bir insanın yaşamsal dürtülerini tekrar hayata döndüren bir motor olarak çalışmaya başladık. Sonra, kadınların ve özellikle annelerin dünyasında var olan o muazzam gücü fark ettik.

Benzer bir deneyime sahip olan kim varsa, bununla  yaşamanın kolay olmadığını bilir. Fakat şüphesizdir ki, bu kayıp duygusal büyüme ve gelişme yolunda birkaç adım atmamızı sağlar. Annemizin savunmasız olduğunu düşündüğümüzde, onu korumak için artan duygusal yükümlülüğümüz bize bir farkındalık verir. Bu farkındalık türü, kendi içerisinde de çok güçlüdür. Bu yüzden, aynı zamanda, en azından anlık olarak, iç dengemizi bozar ve bize acı verir.

Hiç kimse, hiç bir zaman annesini kaybetmeye asla hazır olamadığı durum bundan ibarettir. Sonuç olarak, kendi içinizde, bir adım daha ilerlemenizi sağlayacak olan bir güç keşfedersiniz. Yara almış annenin yaralarını iyileştiren bir meleğe dönüşürsünüz. İçimizdeki çocuk, sıcak bakışları ile bir yetişkin vicdanına sahip olarak yaşamayı öğrendiği için, iç dünyamızda muhteşem bir şey olur. Ve şüphesizdir ki, bu durum olgunluğa doğru atılmış bir adımdır.

Bunlar da ilginizi çekebilir