Aimée Ya Da Kendini Cezalandırmayı İçeren Paranoya

· Mart 16, 2019

Aimée vakası, psikiyatrik ve psikanaliz alanlarında en ünlü vakalardan biridir. Bu iki ana sebepten kaynaklanmaktadır. Birincisi, Jacques Lacan’ın tezini kanıtlayan temel vaka olmasıdır. İkincisi, paranoid psikozla ilgili çalışmalarda önemli bir temel taşı temsil etmesidir.

Jacques Lacan, Sigmund Freud’dan sonra muhtemelen en ünlü psikanalisttir. Araştırması klasik psikanaliz için kesin bir ilerlemeyi temsil eder.

Aimée vakası, onu bu alanda ünlendiren çalışmaydı. Aimée vakası ayrıca, tedavinin gerçekleştirilme ve bilimsel topluluğa sunulma şeklinin yol açtığı tartışmalar nedeniyle de meşhur. Ayrıca sonuçları nedeniyle de çok konuşuldu. Şüphesiz, bu ruh sağlığı çalışmaları tarihinde heyecan verici bir bölümdü.

Gerçek olan, sembolizasyona kesinlikle direnen şeydir.”

– Jacques Lacan

sahilde oturan kadın

Marguerite Pantaine, Lacan’ın Amacı

Marguerite Pantaine tarihe “Aimée” olarak geçti. Bu yazdığı romanlardan birindeki karakterlerden birinin adıydı. Ayrıca Lacan’ın, tezinde ona verdiği isim de buydu. Fransa’da bir çiftlik evinde doğan ve 28 yaşlarında zulüm görmekle ilgili duyguları geliştirmeye başlayan Katolik bir kadındı.

Bunların hepsi ilk hamileliği sırasında başladı. Bazı insanların ona zarar vermek istediğini ve şiddet içeren davranışlar geliştirdiğini düşünüyordu. Düşük yaptı ve arkadaşının bundan sorumlu olduğuna kendini ikna etti.

İyileşti, ancak ikinci hamileliği sırasında tekrar zulüm gördüğünü hissetmeye başladı. Bu nedenle, hayatının ilk beş ayında hiç kimsenin oğlu Didier’e bakmasına izin vermedi. Zulüm sanrıları arttı. Sonuç olarak, bir psikiyatri hastanesine yatırıldı.

Taburcu edildikten sonra Paris’te yalnız yaşamaya başladı. Sonra, genç bir aktris Huguette Duflos’un oğluna zarar vermek isteyen kişi olduğunu düşünmeye başladı.

Şüpheleri hakkında Galler Prensi’ne mektup bile yazdı. Sonunda, Nisan 1913’te Marguerite genç oyuncuya bıçakla saldırdı. Bunun için hapse girdi.

Aimée vakasındaki ilginç gelişme

Akıl durumunu değerlendirdikten sonra psikologlar, Marguerite’i Santa Ana’daki bir akıl hastanesine gönderdi. Burada Jacques Lacan, bir buçuk yıl boyunca onu tedavi etti. Hastaneye girdiği andan itibaren semptomları kayboldu. Lacan’ bu nedenle “kendi kendini cezalandırıcı paranoya” durumundan muzdarip olduğu sonucuna varmıştı.

Başka bir deyişle, cezalandırılmak onu daha iyi kılıyordu. Farkında olmadığı bir suçluluktan acı çekiyordu ve hastaneye yatırıldıktan sonra artık sanrılara ihtiyacı yoktu.

Aimée vakasının kendine özgü bir gelişimi ve sonucu vardı. Bu kadının durumu Jacques Lacan’ın çok ilgisini çekmişti. Esasen, ona verilen “Aimée” ismi Fransızca’da “sevilen” anlamına gelir. Bu kadına bu ismi vermesi çok ilginç. Onunla romantik bir ilişkisi yoktu, ama onun durumunda psikoz üzerine tezini geliştirmek için bir anahtar bulmuştu.

Marguerite, kimsenin yayınlamaya cesaret edemediği romanlar yazdı. Tedavisi sırasında, yazılarını Lacan’a verdi. Lacan bunları geri vermedi. İronik olarak, Lacan’ın çalışmaları nedeniyle ün kazandı.

Tedavinin başlangıcından itibaren, Margeritte bazı kişilerin yazdığı romanları çalmak istediğini söylüyordu. Yazar Pierre Binot’u fikirlerini çalmakla suçladı.

aimee vakası

Beklenmeyen bir son

Jacques Lacan’a göre, Marguerite, cinayete teşebbüs ettiği için aldığı ceza ile iyileşmiş oldu. Sanrılarından bazıları bir süre sonra nüksetti fakat hayatını zorlaştıracak seviyeye ulaşmadı. Bir daha hastaneye yatırılmadı. Bu da, Lacan’ın tezini onaylıyordu.

Bu hikayede şaşırtıcı olan, Marguerite’in oğlu Didier’in bir psikanalist olması. Otobiyografisinde, annesinin durumu nedeniyle gerçekten yalnız hissettiğini belirtir.. Ünlü Aimée vakasının annesiyle ilgili olduğunu bilmeden, psikanaliz için Lacan’ın ofisine gitmiştir.

Aimée vakası ve Lacan

Aimée vakası ile annesinin yaşadıkları arasındaki benzerliklerden şüphelenir ve daha sonra “Aimée” ile annesinin aynı kişi olduğunu anlar. Bunu ona söylemediği için Lacan’a sitem eder.

Didier, annesinin romanlarını geri almaya çalışır ama başaramaz. Bu hikayenin güzel bir sonucu var, çünkü annesinin yazdıklarını hiç okumamasına rağmen, kendisi bir yazar oldu.

Muñoz, P. D. (2003). La categoría clínica “paranoia de autocastigo”: una aproximación al estudio de su vigencia en la actualidad. Investig. psicol, 8(3), 109-121.