Acı Çekmek Bir Olgunluk Sınavıdır

Eylül 13, 2017

Sevilen birini kaybetmekten doğan duygusal acından kurtulmak için gerekli olan zamanı acı çekme süreci olarak adlandırmışızdır hep. Bu açıdan hayata bakmak da genel bir yaklaşım oluştururken, günlük yaşantımızda da bir çok farklı durumdan kaynaklanan acı ile yaşadığımızın farkında olamıyoruz bazen. Bu durum bizleri daha az sarsabilirken, kesinlikle daha sık görüldükleri bir gerçektir. Bu şekilde, hayatımızın boyunca çeşitli kayıplar ile yüzleşerek büyüyor, olgunlaşıyor ve bu sayede meydana gelen duygular ile hayat öykümüze zenginlik katıyoruz.

Bugün, başka bir acı şekli ile ilgili konuşmak istiyorum. Bir ayrılık sonrası yaşadığımız acı ile ilgili. İki kişinin, beraber geçirdikleri süre zarfı sonrası aralarındaki ilişkiyi bitirmeleri sonrası ortaya çıkan acı. Bu süreç içerisinde, kendimizi, güçsüz veya hayata geri dönmeyi istemeyecek kadar yitik hissederiz. Sevdiğimiz bir insanı kaybettiğimiz zaman duyduğumuz acı ile benzer bir durumdur.

Biten ilişki sonrası acının aşamaları

Her insanın, yaşadığı ilişkinin sona ermesi sebebi ile yaşadığı acının bir diğerinden farklı olduğu malum bir gerçektir. Eğer ilişkiyi sonlandırma kararını veren siz iseniz ya da karar, karşılıklı temenni ile alınmış ise veya bir ihanet durumunda ortaya çıkan bir durum ise, acının katmanları değişse de, genel anlamda, ister yüksek yoğunlukta olsun ister acı bakımından teğet geçsin, her bir ayrılık sonrası çekilen acılarda ortak bir payda bulabiliriz.

Bir ilişki sona erdiği zaman, hissettiğimiz acıya karşı bir koruma kalkanı örmek yaptığımız ilk iş olur ve bunu yapmanın en iyi yolu da, sanki böyle bir olay hiç yaşanmamış gibi davranmaktan, olayı öyle kabul etmekten geçer.

Başımıza neler geldiğinin farkına varmaya başlayınca, ilk başta ördüğümüz koruma kalkanı ortadan kalkar ve cenge başlarız. Bu, içimizde ve kendimizle verdiğimiz, öfke ve hiddetten oluşan bir savaştır. Daha önce hiç bir anlam ifade etmeyen bir durum, şimdi açıklanamaz bir hale gelmiştir. Bu nedenle, kendinize şu soruyu sormaya başlıyorsunuz: “Ben ne yaptım?“, “Bana bunu nasıl yapabilir?“, “Belki de her şey en başından hataydı, değil mi?” ve benzerleri.

Şu andan itibaren, mantığınızı devre dışı bırakıp, hayallerinizdeki sevgiliyi, eski sevgilinizden daha çok istersiniz. Ayrıca, ilişkinin sona ermesi ile beraber ortaya çıkan gerçek acıyı da hissetmeye başlarsınız. Artık iç savaşınız sona erdi, çünkü savaşacak hiç kimse de kalmadı. Duygusal acının ağırlığı, bu evrede hiç olmadığı kadar baskın gelecek ama bir sonraki adımı atmanız için de size gerekli desteği verecektir.

Çektiğiniz acının akabinde, hayat normal akışını bulmaya başlar. Ayrıldığınız sevgili da hala bir şekilde hayatınızdadır ve siz de bunun farkında olsanız dahi bundan dolayı acı çekmezsiniz. Bu durumun değiştiremeyeceğiniz bir gerçeklik olduğunun aydınlığı ile, ayrılığın çok da büyük bir sorun olmadığını çözümlersiniz. Sizi seven insanları hatırlamaya başlarsınız, çünkü bu gibi durumlar sayesinde, bu gerçeği şimdiye kadar olduğundan daha iyi bir şekilde size hissettirmişlerdir. Durumu olduğu gibi kabul etmenin muhtemelen en iyi seçenek olduğunu kabul etmeye başladığınız an, son aşamaya hazırsınız demektir.

Bu işin en eğlenceli kısmı burada başlıyor. Artık geriye dönüp, yaşadıklarınızdan ders alacak bir kıvama geldiniz. Sevdiğiniz insan ile birlikte yaşadığınız ve size yeni beceriler ile “yeni” bir siz kazandıran anların toplamını benimsersiniz. Aniden, yaşadığınız ayrılığın yıkıcı bir olay olmadığını, sizi daha aklı başında bir insan haline getirdiğini ve eski sevgilinize hayatta gerçekten mutluluklar dileyecek bir olgunluğa eriştiğinizin farkına varırsınız. Çünkü artık eski sevgiler birer düşman değil, bu uzun hayat yolculuğunda bir gelip geçen eşlerdir sizin için.

Acı çekmenin son amacı öğrenmektir

Bu sürecin en sonunda, yaşadıklarımızın bize yeni ufuklar açan ve öğrenmemizi sağlayan tecrübelerden başka bir şey olmadığını anlarız. Ne kadar zor olursa olsun, mümkün olan en iyi şekilde bu dönemi atlatırız. Her olayın iki tarafı vardır ve bunların en azından biri iyidir. Kitabının “Kadınsız Erkekler” kısmında, Murakami, bu tür acının son evresini veya aşamasını mükemmel bir şekilde özetlemiştir:

-Senin için zor oldu mu?
-Ne zor oldu mu?
Bir elmanın yarısı gibiyken, birdenbire, sap gibi tek başına kalmak.
-Dürüstçe cevapladım: “Bazen”.
-Ama, gençken, bir dereceye kadar, böyle zor ve sıkıntılı zamanlardan geçmenin gerekli olduğunu düşünmüyor musun? Yani, olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak.
-Sen öyle mi düşünüyorsun?
-Bir ağacı düşün mesela: ne kadar çok fırtınaya göğüs gererse, o kadar uzayıp, dallanıp, yeşerir. Eğer hava her zaman günlük güneşlik olsaydı, kışın bir gün bile yaşayamazdı.