Freud’un Ötesi – Psikanaliz Ekolleri ve Yazarları

· Haziran 18, 2018

Büyülü dinsel bir kavramdan Freud’un koltuğuna kadar, zarar görmüş bir zihinsel durumu olan biri için aktif dinleme ve endişenin izleri hep olmuştur. Geçmişte Padre Jofré ve akıl hastaları için açtığı kliniği vardı, Arap dünyasında akıl hastaları birer deliymiş gibi değil, Tanrı’nın elçisiymiş gibi dinleniyordu.

İnsanlar her zaman psikoloji yapmaya çalışıyorlar, çünkü Skinner’ın dediği gibi, gerçek şu ki, politika bizi kurtaramaz. Sadece kendimiz hakkında daha fazla şey öğrenmek sayesinde bunu yapma şansına sahip olacağız. Neredeyse deneme yanılma yoluyla bir tür olarak evrimleştik. İnsanların o anda doğru olduğunu düşündüğü ama aslında yanlış olan her şeyi ayırmak için çok çaba sarf etmedik.

İşte bu yüzden, bazı insanların psikolojiye ilk resmi yaklaşımlardan biri olarak düşündüğü şeyi analiz edeceğiz. İnsanlar genellikle psikanalize saldırıyor ve küçümsüyor. Ancak bu yaklaşım ve belirli klinik vakaları analiz etme konusundaki ilgisi, bu büyüleyici bilimin tohumlarını eken şey olmuştur.

Psikanalizin başlangıcı – Sigmund Freud

Freud ve çalışmaları konusundaki hayranlık, geniş ve yaygın. Günümüzde pek çok insan, Freud’un spekülasyon dışında bir şey yapmadığını söylüyor. Bilimsel yöntemin gerçek ışığından uzak olduğunu söylüyorlar. Fakat onu insana ve sorunlarına nasıl devrimci bir bakış açısıyla bakılacağını anlayan bir vizyoner olarak görenler de vardır.

Freud, insan öznelliğine ciddi bir yaklaşım getiren ilk kişiydi ve yaklaşımı devrim niteliğindeydi. Bizi birbirinden ayıran şey, neden belli bir şekilde davrandığımızdır. Aynı zamanda, nevrozun temel nedenlerini ve tetikleyicilerini bulmaya çalıştı.

freud'un kafası

Ödip kompleksi, kastrasyon korkusu, ya da tüm psikolojik sorunların kökünün yanlış cinsel libidodan kaynaklandığı gibi açıklamalar yaptı. Bunlar şimdi tamamen psikolojik teori ile ilgili ciddi bilimsel çalışmalardan hariç tutulmuştur. Bunun nedeni, bu açıklamaların çoğunun, yetişkin bir hastanın gözlemlerinden ziyade, bozuklukların kökenlerinin çocuklukta yatmasından bahsetmesidir.

Ancak klinik vakalarla ilgili son derece ayrıntılı açıklamaları için Freud’a şükran duymalıyız. Ve aynı zamanda, öneri, çekim, direnç ya da aktarım ve karşıaktarım yasası gibi belirli bilinçdışı olayları tanımlaması için. Bunların hepsi terapi dünyasında çok iyi gelişmiştir.

Freud sonrası – Adler, Carl Jung, neo-Freud’cular ve ego psikolojisi

Adler

Adler, Freud’a katılmayan ilk insanlardan biriydi. Bunun nedeni, sıradan bir davranış teorisinden çok bir sonuç teorisine inanmasıydı. Gerçek şu ki, davranışlarımızın çoğu, nihai hedeflerine göre yönlendiriliyor. Ancak bunun böyle olmadığı birçok davranış var. Anne babasının odasını temizlemesini söylediği bir çocuk düşün. Son hedef temiz oda, ama bu eylemi gerçekleştirmesinin nedeni, annesinin bunu istemesi.

Bunun dışında, Adler egonun gücüne inanıyordu, ama Freud egomuzun “doğal olarak” zayıf olduğunu düşünüyordu. Erken aile ilişkileri, aile değerleri ve aile topluluklarına dayanan bireysel bir yaşam tarzından eder. Adler, cinsel libidoya bir tepki olarak bireysel gelişimden bahsetmez. Bunun yerine bedensel yetersizliğimizin üstesinden gelebilme arzusundan söz eder.

Jung

Jung özellikle bilinçaltı kavramı hakkında Freud’la aynı fikirde değildi. Jung, her şeyin bireyin ötesine geçtiğini düşünüyordu. Onun fikri, bireyselleşme sürecini anlama söz konusu olduğunda daha geniş bir vizyon anlamına geliyordu. Farklı kolektif arketipler ve psikolojik türlerinden söz ediyordu. Okumak gereken büyüleyici ve değerli bir yazar.

“Yalnızlık insanın etrafında kimsenin olmamasından kaynaklanmaz, kendisi için önemli görünen şeyleri iletememek ya da başkalarının kabul edilemez buldukları belirli görüşleri içinde tutmaktan kaynaklanır.”

– Carl Jung

carl jung

Neo-Freudçular

Freud’un mirasının bir kısmı ile kendini özdeşleştiren takipçilerinin pek çoğu, nevroz gelişiminde cinselliğin önemini en aza indirmişti. Bazıları bilinçaltının oynadığı rolün önemini bile saf dışı bırakmıştır. Bunun yerine, kültürel ve sosyal alanlar ile kişilerarası ilişkilere önem verdiler. Ya da söz konusu hastanın deneyimlerine ve acil koşullarına daha fazla önem verdiler. Bu yeni Freud’cuların bazılarına örnek olarak Erich Fromm, Karen Horney ve Harry S. Sullivan verilebilir.

Ego psikolojisi

Bir psikanaliz dalı olan ego psikolojisi söz konusu olduğunda, Freud’un kızı Anna Freud gibi kişiler vardır. Diğer önemli isimler de Melanie Klein, Erik Erikson ve John Bowlby’dir. Bu grup, egoya özel bir vurgu yapar. Özellikle, bir ego yaratmamıza yol açan şey olarak kişilerarası ilişkilere odaklanırlar.

Birkaç yazarın altını çizmek istiyoruz. İlk olarak bir oyun teorisi geliştiren Melanie Klein var. Ve sonra geçiş nesnesi teorisi geniş çapta incelenmiş ve onaylanmış olan Winnicott var.

Anna Freud, ünlü savunma mekanizmaları için bu psikanalitik akımda öne çıkıyor. Bunlar: baskı, regresyon, reaksiyon oluşumu, geri alma, introjeksiyon, izdüşüm, izolasyon, kendine karşı durma ve zıddına dönüşme ve teslimiyetçilik.

“Yaratıcı akılların her zaman kötü eğitimden sağ kurtulduğu bilinmektedir.”

– Anna Freud

Erik Erikson, egonun evrelerini tarif ederken çok fazla ün ve prestij kazandı. Bu teori klinik kullanışlılığı bakımından yaygın olarak kabul edilmektedir. Erikson’un çizdiği çerçevede insanların sekiz aşaması ve bunların karşıtları var. Bu aşamalar: güven/güvensizlik, özgürlük/utanç, inisiyatif/suçluluk, üretkenlik/aşağılık, kimlik/rol konusunda kafa karışıklığı, yakınlık/izolasyon, yaratıcılık/durgunluk, benlik bütünlüğü/umutsuzluk .

Bu konuyu bititrirken John Bowlby’den söz etmek istiyoruz. Bu yazarın bağlanma teorisi çok etkili olmuştur. Çocukların rol modellerine nasıl bağlandıklarını anlamak için bir referans noktası olarak kullanılan ve yaygın kabul gören bir teoridir. Ayrıca bu önemli ilişkilerin ve yarattıkları dinamiklerin, büyüdükçe ilişkilerimizin geri kalanı için bir temel olduğunu açıklar.

John Bowlby

Diğer yazarlar ve psikanalitik gelişmeler

Zamanla ortaya çıkan psikanaliz ekollerinin zenginliğini tanımlamak imkansız olurdu. Ama kesinlikle en önemli ve etkili olanlardan birkaçını belirtmeye değer:

  • Tedavinin süresini sınırlayan kısa psikodinamik tedavi. Bu, belirli bir problem etrafında toplanır ve terapist daha aktif ve doğrudan bir rol alır. En tanınmış uygulayıcılar Sandor Ferenczi ve Otto Rank’dır.
  • Alexander ve düzeltici duygusal deneyimi. Bu modern terapi çok başarılı olmuştur.
  • Ackerman ve nevrotik ve psikotik bozukluklar arasındaki aile ilişkileri üzerine yaptığı çalışma.
  • Jacob Moreno ve psikodrama.
  • Freud’un hipotezine dönüşüyle, Saussure ve Levis-Strauss’tan fikirler getiren Lacan.

Freud’un düşüncesini kabul etmeyi seçebilir veya reddedebiliriz. İnkar edemeyeceğimiz şey, düşüncesinin eylemlerimizi ve onların arkasındaki motivasyonları anlamamız konusunda bir devrim başlatmasıdır. Aynı zamanda günümüzde hepimizin aklında olan bir fikrin yolunu açan bir uyandırma çağrısı anlamına gelmiştir. Bilinçli ya da bilinçsiz olan uzak geçmişimizden gelen ve şu anki davranışlarımızı koşullandıran anılarımız var.