Erikson’un Psikososyal Gelişim Aşamaları

Haziran 7, 2019
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Erik Erikson en popüler ve etkili gelişim teorilerinden birini geliştirdi: psikososyal gelişim teorisi.

Erikson’un psikososyal gelişim aşamaları, sağlıklı bir bireyin hayatı boyunca deneyimlemesi gereken bir dizi aşamayı tanımlayan kapsamlı bir psikanalitik teoridir. Her aşama, birbiriyle çelişen iki kuvvetin psikososyal bir krizi ile karakterizedir.

Sigmund Freud gibi Erik Erikson da, kişiliğin bir dizi aşamada geliştiğine inanıyordu. Aralarındaki temel fark, Freud’un teorisini bir dizi psikoseksüel aşamaya dayandırmasıdır. Öte yandan Erikson, psikososyal gelişime odaklandı. Etkileşim ve sosyal ilişkilerin büyüme ve gelişimde nasıl bir rol oynadığıyla ilgilendi.

“Bir insanın çatışmaları, ‘gerçekte’ ne olduğunu temsil eder.”

– Erik Erikson

Psikososyal gelişim aşamaları

Erikson’un teorisinde belirttiği sekiz aşamadan her biri, önceki aşamalara dayanarak, sonraki aşamalara yol açar.

erikson portresi

Erikson, insanların her aşamada değişimi teşvik ederek gelişimlerinin bir dönüm noktası olarak hizmet eden bir çatışma yaşadıklarını önerdi. Bu çatışmalar belirli bir psikolojik niteliğin gelişmesi (ya da gelişmemesi) ile son bulurlar. Her aşamada kişisel gelişim potansiyeli yüksektir, ancak başarısızlık potansiyeli de yüksektir.

Bu nedenle, bir kişi bir çatışmayla başarılı bir şekilde yüzleşirse, o aşamayı hayatının geri kalanında kendine fayda sağlayacak yeni bir psikolojik güçle geçecektir. Ancak, bu çatışmaları etkin bir şekilde aşmazsa, aşağıdaki aşamalarda başarılı olması için gereken becerileri geliştirmeyebilir.

Erikson ayrıca bir yeterlilik duygusunun davranışları ve eylemleri motive ettiğini belirtti. Bu nedenle, teorisinin her aşaması bir yaşam alanında yetkinleşmeyi ifade eder. Durumu iyi yönetirse, kişi ustalaştığını hissedecektir. Ancak durumu kötü yönetirse, kişi gelişimindeki o alanda yetersizlik hissi ile baş başa kalacaktır.

1. Aşama: Güven – Güvensizlik (0-18 ay arası)

Gelişim aşamalarının ilkinde çocuklar başkalarına güvenmeyi ya da güvenmemeyi öğrenirler. Güvenin bağlanma, ilişki yönetimi ve çocuğun insanların onun ihtiyaçlarını karşılamalarını ne ölçüde beklediği ile ilgisi vardır. Bir bebek tamamen bağımlı olduğu için, güven gelişimi çocuğun bakıcılarının, özellikle annelerinin güvenilirliğine ve kalitesine dayanır.

Ebeveynler, çocuklarını güvene öncelik veren sevgi dolu bir ilişkiye maruz bırakırsa, çocuğun da dünyaya karşı bu tutumu benimsemesi muhtemeldir. Ebeveynler güvenli bir ortam sağlamıyor ve çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamıyorsa, muhtemelen başkalarından bir şey beklememeyi öğrenecektir. Güvensizliğin gelişimi, hayal kırıklığına, şüpheye veya duyarsızlığa yol açabilir.

2. Aşama: Özerklik – Utanç/Şüphe (18 ay – 3 yaş arası)

İkinci aşamada, çocuklar bedenleri üzerinde belirli bir düzeyde kontrol sahibi olurlar ve bu da özerkliklerini arttırır. Görevleri başarılı bir şekilde kendi başlarına tamamlayarak bağımsızlık duygusu kazanırlar. Bu nedenle, ebeveynler ve bakıcılar çocuğun karar vermesine ve kontrolü ele almasına izin vererek özerklik duygusu geliştirmesine yardımcı olabilirler.

Bu aşamayı başarıyla tamamlayan çocuklar genellikle sağlıklı bir özgüvene sahipken, başarısız olan çocuklar genellikle kendilerini kararsız hissederler. Erikson, özerklik, utanç ve şüphe arasında bir denge kurulmasının iradeyi oluşturacağına inanıyordu. Bu, çocukların makul sınırlar dahilinde kasıtlı olarak hareket edebileceği inancıdır.

3. Aşama: Girişim – Suçluluk (3-5 yaş arası)

Erikson’un önerdiği üçüncü aşamada çocuklar, sosyal etkileşimler için paha biçilemez bir yapı olan oyun yoluyla dünya üzerindeki güçlerini ve kontrollerini güçlendirmeye başlarlar. Bireysel inisiyatif ve başkalarıyla çalışma istekliliği arasında ideal bir denge oluştuğunda, bir amaç duygusu geliştirirler.

Bu aşamada başarılı olan çocuklar, başkalarına yol gösterme konusunda kendilerinden emin ve güvenilir olurlar. Bu niteliklere ulaşamayanlar muhtemel bir suçluluk duygusu hisseder, şüphe duyarlar ve inisiyatiften yoksundurlar.

Suçluluk, çocukların yanlış bir şey yaptıklarını fark etme yeteneklerini göstermeleri anlamında iyidir. Bununla birlikte, aşırı veya yersiz suçluluk, çocukların zorluklarla baş edemeyeceklerini düşünerek bu zorluklardan kaçmalarına neden olabilir. Suçluluk genelde korkuyu besler.

merdivenlerde oturmuş ağlayan çocuk

4. Aşama: Başarı – Aşağılık duygusu (5-13 yaş arası)

Bu aşamadaki çocuklar daha karmaşık görevleri yerine getirmeye başlarlar. Ayrıca, beyinleri soyut konuları işlemeye başlamalarını sağlayan olgunluğa ulaşır. Ayrıca kendi yeteneklerini ve akranlarının yeteneklerini tanıyabilirler. Hatta bu aşamada bazı çocuklar onlara daha zorlayıcı ve zorlu görevler verilmesi konusunda ısrarcı olurlar. Bu görevleri tamamladıklarında, onaylanmayı umarlar.

Bu aşamada dengeyi bulmak, çocukların onlara verilen görevleri yönetme yetenekleri konusunda güven duygusu geliştirmelerini sağlar. Aynı zamanda, hangi zorlukları aşabilecekleri ve hangilerinde başarısız olacaklarını gerçekçi bir şekilde ölçmeye başlamaları da önemlidir.

Çocuklar arzu ettikleri performansı sergileyemezlerse, aşağılık hissi geliştirebilirler. Bu duygu yeterli bir şekilde ele alınmazsa ve çocuk duygularını yönetmede yardım alamazsa, o duyguyu tekrar yaşama korkusu yüzünden zor olan herhangi bir görevi reddedebilir. Bu nedenle, bir görevi değerlendirirken, çocuğun çabasını sonuçtan ayrı tutarak ele almak önemlidir.

5. Aşama: Kimlik kazanımı – Rol karmaşası (13-21 yaş arası)

Beşinci aşamada çocuklar artık ergendirler. Cinsel kimliklerini bulurlar ve gelecekte olmak istedikleri kişinin görüntüsünü tasarlamaya başlarlar. Büyüdükçe, toplumdaki amaçlarını ve rollerini bulmaya ve aynı zamanda benzersiz kimliklerini sağlamlaştırmaya çalışırlar.

Bu aşamada, gençler aynı zamanda hangi aktivitelerin yaşlarına uygun olduğunu ve hangilerinin “çocukça” kabul edildiğini seçerler. Kendilerinden bekledikleriyle başkalarının onlardan beklentileri arasında bir ara yol bulmalıdırlar. Erikson’a göre, bu aşamayı tamamlamak yetişkinliğin temelini atar.

6. Aşama: Yakınlık – Yalıtılmışlık (21-39 yaş arası)

Bu aşamada gençler genç yetişkinler haline gelir. Kimlik ve rol arasındaki karmaşa sona erer. Normalde bu aşamada, genç yetişkinler için başkalarını memnun etmek ve “uyum sağlamak” hala bir önceliktir. Ancak, bu aynı zamanda kendi sınırlarını koymaya başladıkları bir aşamadır: artık başka birini memnun etmek için feda etmeyecekleri şeyler vardır.

Bunun ergenken de gerçekleştiği doğrudur, ancak anlamı farklıdır. Yetişkinler reaktif olmayı bırakıp bunun yerine inisiyatif almaya ve aktif olmaya başlarlar.

İnsanlar kimliklerini belirledikten sonra, diğer insanlarla uzun vadeli ilişkilere girmeye hazır olurlar. Samimi ve karşılıklı ilişkiler kurma yeteneğine sahiptirler ve bu ilişkilerin gerektirdiği fedakarlıkları ve bağlılıkları isteyerek gerçekleştirirler. Bir kişi bu samimi ilişkileri oluşturamazsa, istenmeyen bir yalıtılmışlık hissi duymaya başlayabilir.

Bir kişi bu aşamada bir eş bulamazsa, yalıtılmış veya yalnız hissedebilir. Yalıtım, diğer insanların ne düşündüğünden korkma konusunda güvensizlikler ve aşağılık hissi yaratabilir. Diğer insanlar için yeterince iyi olmadıklarına inanabilirler ve bu kendilerine zarar verme eğilimlerine yol açabilir.

7. Aşama: Üretkenlik – Durgunluk (40-65 yaş arası)

Yetişkinlik döneminde insanlar hayatlarını inşa etmeye devam eder ve kariyerlerine ve ailelerine odaklanırlar. Üretkenlik, yakın aile ve arkadaş çevrelerinin dışında kalan insanları önemseme anlamına gelir. İnsanlar “orta yaşlara” girmeye başladıklarında, vizyonları kendileri ve aileleri dahil olmak üzere yakın çevrelerinden toplumlarını ve miraslarını içeren daha geniş ve eksiksiz bir çevreye uzanır.

Bu aşamada insanlar yaşamın sadece onlar hakkında olmadığını kabul ederler. Eylemleriyle miraslarının bir parçası olacak katkılar yapmayı umarlar. Bu hedefe başarıyla ulaşanlar, kendilerini başarılı hissederler. Öte yandan, bir şeye katkıda bulunduklarını hissetmiyorlarsa, önemli bir şey yapmadıklarını veya yapmaya hazır olmadıklarını düşünebilirler.

Üretkenlik yetişkinler için gerekli değildir. Bununla birlikte, bu eksiklik bir insanı büyük bir başarı hissinden yoksun bırakabilir.

gülen mutlu kadın

8. Aşama: Benlik Bütünlüğü – Umutsuzluk (65 yaş ve üstü)

Psikososyal gelişimin son aşamasında, insanlar bütünlüğü ya da umutsuzluğu seçebilirler. Yaşlanmayı karşılık gerektiren bir kayıp birikimi olarak düşünebiliriz. Öte yandan, arkamızda kalan zamanın, önümüzdeki zamandan daha fazla olduğuna dair bir his duyarız.

Geçmişe bu şekilde bakmak, ya umutsuzluk ve nostalji yaratır, ya da aksine, paylaştığımız ve elde ettiğimiz her şeyin değerli olduğuna dair bir his verebilir. Bu iki görüşten biri, bir kişinin şimdiden ve gelecekten ne beklediğini gösterir.

Yaşamları hakkında tam bir vizyon sahibi olan insanlar, kendi geçmişleriyle başa çıkmakta zorluk çekmezler. Varlıklarını yeniden onaylarlar ve sadece kendileri için değil, başkaları için de önemini kabul ederler.

Son düşünceler

Psikososyal teorinin güçlü yanlarından biri, yaşam boyu gelişimi görmek için kullanabileceğimiz geniş bir çerçeve sağlamasıdır. Ayrıca, insanların sosyal doğasını ve sosyal ilişkilerin gelişimimiz üzerindeki etkilerini vurgulamamızı sağlar.

Ancak, Erikson’un psikososyal gelişim aşamalarının sıralı olarak kabul edilip edilmeyeceği ve sadece belirtilen yaş aralıklarında gerçekleşip gerçekleşmediği sorusu sorulabilir. İnsanların gençlik yıllarında kimliklerini tanımlamaya çalışıp çalışmadıkları veya bir aşamanın diğeri tamamen tamamlanmadan başlayamaması konusunda süregelen tartışmalar var.

Erikson’un psikososyal gelişim aşamalarının önemli bir zayıflığı, çatışmaları çözmek için gereken eylemleri tam olarak tanımlamamasıdır. Bu anlamda, teori bir sonraki aşamaya geçmek için ne tür deneyimlerin yaşanması gerektiğini tam olarak ayrıntılandırmamaktadır.

  • Erikson, Erik (2000). El ciclo vital completado. Barcelona: Ediciones Paidós Ibérica.
  • Erikson, Erik (1983). Infancia y sociedad. Buenos Aires: Horme-Paidós.
  • Erikson, Erik (1972). Sociedad y Adolescencia. Buenos Aires: Editorial Paidós.
  • Erikson, Erik (1968, 1974). Identidad, Juventud y Crisis. Buenos Aires: Editorial Paidós.