Logo image
Logo image

David Hume: Biyografisi ve Çalışmaları

4 dakika
David Hume, çalışmaları bugün bile hala geçerli olan büyük bir filozoftur. Bu yazıyla, hayatı ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi sahibi olacaksınız.
David Hume: Biyografisi ve Çalışmaları
Gema Sánchez Cuevas

tarafından incelendi ve onaylandı. psikolog Gema Sánchez Cuevas

Tarafından yazılmıştır Pedro González Núñez
Son Güncelleme: 22 Aralık, 2022

Felsefe, yaşamın gizemlerini, dünyamızı ve varlığımızın nedenlerini çözmeye çalışan bir disiplindir. Bilimden önce, insanoğlu bazı soruları çok farklı yollarla cevaplamaya çalıştı. Her şeyden önce, yaratılışla ilgili mitler ve fikirler oldukça çoğaldı. Sonraları, felsefenin de ortaya çıkmasıyla, mantıklı düşünme biraz daha objektif hale geldi.

Felsefe, varoluş nedenini ve dünyanın tabiatını araştırmada kullanıldı. Zamanla, felsefe farklı dallara ve disiplinlere ayrıldı. Filozoflar, insanoğlunun gerçeği algılayış biçimini derinlemesine araştırdılar.

David Hume büyük filozoflardan biridir. Öğrenmenin, alışkanlıkların oluşmasının ve doğuştan gelen, ilkel bilginin yokluğunun önemini vurguladı. Elbette, bu görüş o zamanın felsefesini önemli ölçüde etkiledi. Ayrıca, yaklaşık bir yüzyıl sonra psikolojiyi de etkiledi.

“Reddetme özgürlüğü olmadıkça, seçim özgürlüğü diye bir şey yoktur.”

– David Hume

Hume’un felsefesini anlamak için, onun geçmiş deneyimlerine bakmak gerekir. Rönesans’ta, bilgi karşıtı iki felsefi akım ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri rasyonalizm idi. Bu teori, insanoğlunun gerçeği yorumlamada kullandığı belli evrensel gerçeklerle dünyaya geldiğini ifade etmektedir.

Bu düşüncenin karşısında ise diğer bir akım vardır: deneycilik. Deneycilik, insanoğlunun doğuştan hiçbir bilgiye sahip olmadığını ortaya koymuştur. Bu nedenle de insanlar sadece deneyim yoluyla öğrenebilirler. Bu noktada belirtmemiz gerekir ki, bu akımın en büyük temsilcilerinden biri şüphesiz David Hume idi. Bu yazı boyunca, onun hayatını ve çalışmalarını anlatacağız.

Some figure

David Hume’un hayatı

David Hume, 1711’de İskoçya’nın Edinburgh şehrinde varlıklı bir ailede dünyaya geldi. Babası bir avukattı ve Hume daha çocukken öldü. Bu nedenle ailesi, babasının yolundan gitmesini ve hukuk fakültesinde okumasını bekliyordu. David Hume, Edinburgh Kolejinde okudu. Bu kolejdeki profesörlerinden bazıları Isaac Newton’un öğrencileriydi.

Daha sonra ailesinin isteğini yerine getirmeye karar verdi ve hukuk okumak için Edinburgh Üniversitesine gitti. Ancak, beğenmedi ve bu yüzden de okumayı bırakmaya karar verdi. Ondan sonra, ticaret dünyasında bir yer edinmek için Bristol’e taşındı. Ancak bir ekonomik kriz sonrası, yalnızca felsefe okumak istediğine karar verdi.

Yıllar sonra Fransa’ya gitti ve 1735’ten 1737’ye kadar orada yaşadı. Önce Reims’de, daha sonra da önceleri La Flèche olarak bilinen Sarthe’de yaşadı. Bu şehirlerde, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme adlı eserini yazdı ve Londra’ya döndüğünde de bu çalışmayı yayınladı. Bu kitap onun inançlarını ve iç felsefesini yansıtır. Ancak, bu çalışma başarısız oldu ve onu tekrar İskoçya’ya geri getirdi.

Edinburgh’da yaşarken, Denemeler, Ahlak, Politika ve Edebiyat çalışmasının ilk bölümünü yayınladı. İlk yayınından farklı olarak, bu gerçekten başarılı oldu. Daha sonra, farklı pozisyonlarda bulundu: Annandale Markisinin öğretmeni, General St. Clair’in sekreteri ve Edinburgh Barosu kütüphanecisi.

1763 yılında, Lord Hertford’un yardımları ile Paris elçiliğine katıldı. Bu şehirde, d’Alembert, Diderot ve Jean-Jacques Rousseau ile arkadaşlıklar kurdu. Paris’teki kalışını 1769 yılına kadar uzattı ve sonra kendisini yazmaya adamak için daimi olarak Edinburgh’a geri dönmeye karar verdi. 1776 yılında öldü.

David Hume ve düşünme tarzı

David Hume’un düşünme tarzını özümsemek için ilk yapmamız gereken, çalışmalarını araştırmak ve her zaman savunduğu deneyci teoriyi tanımlamaya çalışmaktır.

Deneycilik bir dizi prensibe dayanır:

Doğuştan gelen bilgi yoktur

İnsanlar gerçeği nasıl yorumlamaları gerektiğini dikte eden doğuştan gelen düşünce kalıpları ve bilgileriyle doğmazlar. Deneycilik akımına göre, gerçeklik hakkında bildiğimiz her şey bizim deneyimlerimizden gelmektedir.

Deneyimler içsel veya dışsal olabilir; bu ise kendi iç yaşamımıza dair düşüncelerimiz ve bilgilerimizden veya tam tersine, yaşam duyularımız ve algılarımızdan gelebilir. Deneyciler için deneyimlerin önünde olan hiçbir şey yoktur. Onlara göre, mantıklı bir dünyada öğreniyoruz ve başka da hiçbir şey yapmıyoruz. Akıl, zamanla edindiğimiz bilgileri aksettirdiğimiz boş bir tuval gibidir.

David Hume ve John Locke bu fikirlere inanıyorlardı. Yine de, deneyimin sınırlarında farklılıklar gösterdiler. Locke, pratiğin ötesinde gerçek bilgiye insanın erişebileceğine inanıyordu. Öte yandan Hume, deneyimin doğasını da dikkate alarak, bilginin algılarımıza indirgendiğine dikkat çekiyordu.

İki tür bilgi vardır

Hume’a göre, iki tür bilgi vardır: izlenimler ve fikirler. İzlenimler, duyularla deneyimlediğimiz şeylerin bir sonucu olarak ortaya çıkan düşüncelerdir. Fikirler ise soyut ve belirsizdir, çünkü fiziksel algılardan kaynaklanmazlar.

Her şey algıdan gelir. İzlenimler algıdan edindiğimiz anlık bilgilerdir. Bu nedenle, fikirler izlenimlerden elde edilir, bu da çok daha karmaşık oldukları anlamına gelir. Hume ayrıca hayal gücü kavramı, insanın fikir üretme ve değiştirme yeteneği ile ilgili de görüş belirtmiştir.

“Güzellik, bir şeylerdeki nitelik değildir: yalnızca onu düşünen zihinde var olur; ve her zihin farklı bir güzellik algılar.”

– David Hume

Some figure

İki tür farklılaşmış ifade vardır

David Hume, belirli bir mekanda ve zamanda meydana gelebilecek veya gelmeyebilecek bir gerçekten türetilmiş olası ifadeler arasında bir ayrım yapmıştır. Örneğin, “Bir gün güneş doğmayabilir”. Güneş her gün doğuyor. Bu bilgiyi alışkanlık, algı ve kanaat sonucu edindik. Öte yandan, mantıksal yapıları nedeniyle inandırıcı ifadelerin de ispat edilebileceğinden bahseder. Örneğin: 4 + 4 = 8. İkisi de alışkanlıklarımızı, daha sonra yaşam tarzımızı tanımlayacak olan alışkanlıklarımızı oluşturur.

İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, Denemeler, Ahlak, Politika ve Edebiyat ve İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma gibi ana eserleri bu temel ilkeleri yansıtmaktadır.

David Hume ve psikoloji

Kısaca, David Hume en önemli deneyci yazarlardan biridir. Epistemoloji, psikoloji ile bağlantısı en fazla olan felsefe dallarından biridir. Bu da Hume’un psikolojiyi neden büyük ölçüde etkilediğinin sebebidir.

David Hume’a göre, hiçbir birey düşünceler ve duygularla doğmaz. Bunun yerine, onları deneyimlerinden edinir ve geliştirir. Bu nedenle, David Hume, her türlü doğuştanlığı terk etti ve insanın öğrenmesi fikrini güçlendirdi. Kuşkusuz, bu yazar bizi algılarımız ve dünyayı anlama şeklimiz üzerinde düşünmeye davet ediyor.

“Nefret etmek, sevmek, düşünmek, hissetmek, görmek; tüm bunlar algılamaktan başka bir şey değildir.”

– David Hume


Tüm alıntı yapılan kaynaklar, kalitelerini, güvenilirliklerini, güncelliklerini ve geçerliliklerini sağlamak için ekibimiz tarafından derinlemesine incelendi. Bu makalenin bibliyografisi güvenilir ve akademik veya bilimsel doğruluğa sahip olarak kabul edildi.


  • Hume, D. (2004). Investigación sobre el entendimiento humano(Vol. 216). Ediciones AKAL.
  • Hume, D. (2000). Tratado de la naturaleza humana. El Cid Editor.
  • Hume, D., & Mellizo, C. (1985). Mi vida. Cartas de un caballero a su amigo de Edimburgo: Cartas de un caballero a su amigo de Edimburgo (1745). Alianza Editorial Sa.

 


Bu metin yalnızca bilgilendirme amaçlı sunulmuştur ve bir profesyonelle görüşmeyi yerine geçmez. Şüpheleriniz varsa, uzmanınıza danışın.