Kendi Kaderimi Kendim Yazarım

Ocak 27, 2018

Her birimiz, kendi kaderini kendileri yazan insanlarız. Kendi kaderimizi yeniden tayin etme, kimliğimizi yeniden oluşturma, canımızı yakan ve bize gereksiz yük bindiren ve işimize gelmeyen sayfaları da, hayatımızdan çıkarma yeteneğine sahibiz her birimiz.

Ve yeni bölümler eklemek için, kader kitabımızda bir sayfayı boş bırakalım.

Jorge Luis Borges, kuşların, suların ve kitapların olmadığı bir dünyada yaşayamayacağını söyleyen insanlar olduğunu söylemiştir.

Şimdiye kadar okuduğumuz her kitap, bizlere her birimizin birer hikayeden ibaret olduğumuzu söyler. Varlığımızın büyülü bir yapısı vardır; kendimizi, her geçen gün kendi hikayesini yazan bir yazara dönüştürebiliriz.

“Yaşamın macerası öğrenmektir. Hayatın amacı büyümektir. Yaşamın doğası değişmektir.”
– William Ward

Ancak işte tam burada en büyük sorunlarımızdan biri ortaya çıkıyor: klasik, öngörülebilir bir giriş, gelişme ve sonuç ile tek bir anlatıya sahip olduğumuzu düşünmeye başlıyoruz.

Hiç kimse, hayat hikayemizin her zaman mantıklı bir düzen içerisinde ilerleyeceğini söylemedi. Tamamlanmamış hikayelerimiz var mesela. Silinip, yeniden yazılması gereken paragraflar da var. Ve hikayenin konusunun daha mantıklı olabilmesi için, yırtıp atması daha kolayımıza gelecek olan bir sürü sayfa var.

Diğer bir taraftan ise, kesinlikle aklımızda tutmamız gereken şey ise, hayatımızın öyküsü, yalnızca tek bir insana tamamen mantıklı gelir: kendimize.

Yaşadığımız her bir deneyim ve her bir etkileşim; aldığımız her bir karar, hissettiğimiz her bir his, dokunuş ve ürperti – kimsenin tam olarak anlayamayacağı ve sadece bize özel olan anılar bırakır hayatımızda.

Başkalarının kaos olarak gördüğü hayatımızda, bizler belirli bir düzende işleyen, mantıklı olaylar silsilesi görebiliriz. Sürekli olarak en başından başlayarak, şimdiye kadar yazılmış en iyi romanı bu sayede elde edebiliriz: yani, kendi yazımızı.

kadın ateş eşliğinde kitap okuyor

Hayatımızın hikayesini yeniden yazmaktan başka bir seçeneğimiz olmadığında

Joan Didion, birçok insanın “Amerikan yazınının beyaz balinası” olarak tanımladığı, tanınmış bir yazardır. Şu an 82 yaşında olan yazar, yazı yazmayı, çok ilginç bir şey yapmak için yazı yazdı.

Yazı yazma eylemini, sevdiklerini tekrar hayata döndürmek için kullandı. Aralık 2003’te, Joan ve kocası, hasta kızlarını hastanede gördükten sonra evlerine geri dönmüş. Sonradan, ortada hiçbir neden yokken, Joan’nın kocası, ki kendisi de bir yazarmış, John Gregory Dunne, evlerinin oturma odasında aniden yaşamını yitirmiş.

Sadece birkaç ay sonra, zatürre olan kızı da, babası ile aynı kaderi paylaşacaktı. Bütün bu olaylardan sonra, Joan Didion 88 gün boyunca durmadan yazdı ve en çok sevilen kitabı böylece ortaya çıkmış oldu: ”Büyülü Düşünce Yılı.”

Hem psikiyatristler hem de antropologlar, “sihirli düşünce” kavramını, insanların, kendi düşüncelerinin çevrelerinde olup biten olayları değiştirebileceğine inanmaya başlamasına dayalı zihinsel bir tutum olarak tanımlar. Joan Didion, ailesinin kendisi ile tekrar bir araya geleceğini ve tekrar hayata döneceğini umuyordu…

Tabi böyle bir şey olmadı. Ancak, kitabı yayınlandıktan sonra Didion, hayatında yeni bir bölüme başlamasının zamanının geldiğini anladı. Gerçek bir bölüm. Yazı yazmak, Didion için bir çeşit duygu patlaması olarak işlev görüp, acılarını gidermenin bir yolu oldu.

Ancak hayat, Didion’un sevdikleri artık yanında olmasa da, yavaş yavaş akmaya devam etti. Yine de, yazara göre, “Varlığımın ahengini şu an nasıl hissediyorsam, aynısını yazdığım cümlelerde de bulabiliyordum.

kitap ile kökleşmiş ağaç adam

Hayatlarımızı yeniden yazmanın ve geleceği kabullenmenin üç yolu

Yazının başında, kitabımızda boş sayfaların olmasının ne kadar önemli olduğunu söyledik. Bu bembeyaz, mükemmel ve bomboş sayfalar, yeni fırsatlarla dolu bir gelecek yaratma fırsatı taşır. Kitabımızın daha ileriki bölümlerinde yer alan yepyeni, heyecan verici ve daha mutlu fasıllar için ayrılmıştır bu sayfalar.

Her yeni bir gün kendi hikayenizi yazabileceğiniz boş bir sayfadır.

Ancak, bu değerli fırsatın gözlerimizden kaçması da ihtimal dahilindedir. Kendimizi yeniden yazma fırsatını kaçırabiliriz, dikkat edelim. Sorunlu bir çocukluk, bir aile dramı, bir aldatma olayı ya da sevilen birini kaybı, bazen bizlere, hikayemizin son bölümüne geldiğimizi düşündürtebilir.

Aşağıda üzerine düşünmemiz gereken üç stratejiyi inceleyeceğiz. Bu sayede bakış açımızı değiştirebiliriz.

başka bir dünyaya açılan kitap

Bölümleri yeniden yorumlamak

İlk adım, yaşamımızın bazı bölümlerini gözden geçirmektir. Hayatınızın anlatımına gerçek ve objektif bir değerlendirme yapmaktır. Bu değerlendirme çocukluktan başlayıp günümüze kadar devam etmeli.

Bu ilk aşamada, başınıza gelen felaketlerden dolayı başkalarını suçlama tuzağına düşmeyin. Suçu başkasına atma olayına hiç girmeyin yani. Sadece kendimize, hayatımızın her bir bölümünde, kendimizi nasıl gördüğümüz üzerine odaklanmalıyız.

Temizlenme. Bu ikinci aşamada, geçmişin değiştirilmesinin mümkün olmadığını varsayacağız. Fakat yapabileceğimiz şey ise, geçmişimize karşı tutumumuzu değiştirmek olacaktır.

Bu aşamada, kabullenip, affetmemiz gerekir. Ve her şeyden önce, şimdiki kendimiz olmak için geçmişteki acılardan kurtulmamız gerekir.

Bu işlemin üçüncü aşaması ise kişiye özeldir. Hayat kitabınıza boş sayfalar ekleyin. Bunu birçok farklı şekilde yapabildiğiniz için son derece heyecan verici bir adımdır. Çünkü yeni başlangıçlardan, deneyerek öğrenme şansından ve kendimize yeni şeyler hakkında bilgi vermekten bahsediyoruz. Yeni arkadaşlar, yeni projeler, yeni yerler, yeni hobiler …

Yaşlandıkça ve olgunlaştıkça, çok önemli bir şey öğreniyoruz. Yeni başlangıçlar da yaşamın bir parçasıdır.

Gereksinimlerimize göre daha gerçek, daha somut ve daha fazla bir mutluluk halini böylece kabul edebileceğiz. Öyleyse cesur olalım ve istediğimiz hikayeyi yazalım. Herkes kendi hikayesini yazabilir.

Görseller: SIUM and Soizick Meister