Anksiyete Tedavisinde Transdiyagnostik Terapi

Ağustos 3, 2019
Klinik psikoloji, transdiyagnostik terapi sayesinde aynı stratejiyi kullanarak  birçok hastalığı tedavi edebiliyor. Anksiyete bozukluğu ile ilgili Peter J. Norton'ın yaptığı çalışmaları öğrenmek için okumaya devam edin. 

Transdiyagnostik terapi, farklı psikolojik bozukluklarda görülen ortak özelliklere odaklanır. Örneğin panik atak, fobi ve genel anksiyete sorunu tüm hastalarda benzer özellikler sergiler. Örneğin üzüntü, olumsuz düşüncelere sahip olma, psikolojik hiperaktivite veya sorundan kaçınma gibi durumlar bu bozukluklara sahip olan kişilerde yaygın olarak gözlemlenir.

Peki farklı bozukluklar için tek bir bilişsel davranışçı tedavi yeterli mi? Houston Üniversitesinden bir grup bilim insanı (Norton, Hayes ve Hope 2004; Norton ve Hope, 2005) bu soruya cevap arıyor.

Araştırmacılar, farklı depresyon ve anksiyete bozukluklarına sahip bir dizi hasta üzerinde transdiyagnostik bilişsel davranışçı grup terapisi uygulayarak klinik bir deney gerçekleştirdi.

Bu araştırmalarının sonucunda sadece anksiyeteye dair semptomlarının iyileşmediğini, aynı zamanda anksiyete ile ilişkili olmayan ancak bu rahatsızlığa eşlik eden ikincil problemlerde de gelişmeler olduğunu (örneğin depresyon) gözlemlediler.

Klinik psikoloji profesörü ve Houston Üniversitesi Anksiyete Bozukluğu Kliniğinde direktör olan Peter J. Norton’a göre bu tedavi kombinasyonu, rahatlama teknikleri gibi diğer anksiyete bozukluğu tedavileriyle bir araya getirilerek oluşturulan diğer bilişsel davranışçı terapilerden çok daha etkiliydi.

üzgün kız koltukta dinleniyor

Anksiyete tedavisinde kullanılan transdiyagnostik terapi neye benziyor?

Transdiyagnostik terapi için farklı anksiyete bozukluklarında ortak görülen özellikleri saptayabilecek bir terapistle çalışmanız gerekir.

Hasta panik atak, OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) veya örümcek korkusu gibi farklı sorunlara sahip olabilir. Transdiyagnostik terapide tüm etiketler bir tarafa bırakılır ve hastanın sadece anksiyeteden dolayı sıkıntı yaşadığına odaklanılır. Anksiyetenin kendini nasıl dışa vurduğu önemli değildir.

Norton’un ortak özelliklere dayanan bu farklı patolojik yaklaşımı, temel olarak üç faktörlü anksiyete ve depresyon modelinin yapısı ile belirlenir (Clark ve Watson, 1991).

Clark ve Watson’a göre üç faktörlü model, depresyon ve anksiyetenin ortak (genellenmiş negatif etkiler) ve kendine özel (memnuniyetsizlik ve psikolojik hiperaktivite) bileşenleri olduğunu gösteriyor.

Norton bu referansları kullanarak anksiyete ve depresyon tedavisinde negatif etkilerin merkez bileşenler olduğunu varsaydı. Bu kuramsal modele uyumlu olarak, tedavi süreci ve bileşenleri, anksiyetenin farklı ve özgün dışavurumları için aynı olabiliyor. Transdiyagnostik terapiye dahil olan bileşenler şunlardır:

Psikolojik eğitim

Terapist, hastasına genel olarak anksiyete hakkında bilgi vermelidir; anksiyetenin neye benzediğini, neden gerçekleştiğini veya neden devam ettiğini hastasına açıklamalıdır. Terapist üç faktörlü modele göre depresyon ve anksiyetede ortak görülen olumsuz etkilerle ilgili hastasını bilgilendirir.

Ruh sağlığı konusunda uzman olan kişi şunu anlamalıdır; eğer hasta duygusal durumunu yönetmeyi öğrenirse ve terapist yapay ayrımlardan uzak durabilirlerse hastanın sahip olduğu ikincil psikolojik bozukluklar iyileşebilir.

Asıl bozukluğun iyileşme sürecini olumsuz anlamda etkileyen bu eşzamanlı hastalıklar, asıl problemle birlikte gelen bozukluklardır. Endişe ve depresyon buna örnek olarak verilebilir. Aslında çoğu durumda bu iki farklı bozukluk o kadar benzerdir ki, ayrı ayrı tanımlamak neredeyse imkansızdır. Ortak özellik bulmanın yolu, bu bozuklukların olumsuz etkilerine odaklanmaktan geçer.

Bilişsel yeniden yapılandırma

Çoğu anksiyete hastasının mutsuzluktan ve olumsuz düşüncelere sahip olmaktan şikayetçi olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda anksiyetenin potansiyel tehlike durumuna karşı bir ‘tepki’ olduğunu da biliyoruz.

Çalışmalar, anksiyeteye sahip hastaların tehlikeye karşı sezgisel tepki mekanizmalarının düzgün çalışmadığını gösteriyor. Bu kişilerin düşünceleri abartılı, gerçeklik algıları problemlidir.

Bilişsel yeniden yapılandırma eğitimi sayesinde hastalar kendilerini mutsuz eden düşünceleri tespit edebiliyorlar. Sokratik diyaloglar sayesinde olumsuz düşünceler yerini daha gerçekçi düşüncelere bırakıyor.

Örneğin bir kişi paniklediği zaman genellikle “Şimdi panik atak mı geçireceğim?” ya da “Deliriyor muyum” diye düşünür. Veya anksiyete problemi yaşayan biri “Ya kızım gece dışarı çıktığında tecavüze uğrarsa” diye düşünebilir.

Henüz gerçekleşmemiş şeyler hakkında endişelenmek yerine, hastanın asıl amacı o an yaşanan gerçekliğe odaklanmak olmalıdır. Hastanın endişe ettiği şeyler gerçekleşse bile, tam olarak onun hayal ettiği gibi olmayacaktır.

üzgün çocuk camdan dışarı bakıyor ve transdiyagnostik terapi

Maruz kalma ve tepki

Bu strateji, hastanın korktuğu şeye maruz bırakılması ile gerçekleştirilir. Maruz bırakma gerçek veya hayali araçlarla sağlanabilir. Bu strateji, panikle ilgili problem yaşayan hastaların panik anında ortaya çıkan duygularını kontrol edebilmesini amaçlar.

Maruz kalma, anksiyetenin bir alışkanlığa dönüşmesini ve diğer bozuklukları tetiklemesini önler. Bu stratejinin bir diğer faydası da, hastanın sürekli olarak sorunlardan kaçınma halini durdurmasıdır. OKB, anksiyete veya sakinleştiriciler, hastanın sorunlardan kaçmak için kullandığı araçlara dönüşebilir.

Transdiyagnostik terapi hakkında bazı bilgiler

Transdiyagnostik terapi harika sonuçlar verebiliyor. Norton’a göre, transdiyagnostik terapiler standart terapilerden daha faydalı sonuçlar sağlıyor. Araştırmacılara göre, bu yöntem ikincil hastalıkların giderilmesinde de oldukça etkili; asıl hastalığın yanında beliren diğer rahatsızlıkların üçte ikisini ortadan kaldırabiliyor.

Beli bir rahatsızlığa odaklanan tedavilerin başarı oranı %40 olduğu için transdiyagnostik terapideki bu oran oldukça dikkat çekiyor. Transdiyagnostik terapi yöntemini tüm hastalarda etkili olabilir. Özellikle aynı problemlere sahip olan hastalarla yapılan grup terapilerinde terapist için oldukça faydalı bir yöntemdir.

Transdiyagnostik perspektif, ruhsal problemlere daha geniş bir açıdan bakabilmemizi sağlar. Bu şekilde farklı psikolojik süreçlerin birbirine yakınlaşması, tedaviyi daha etkili ve bütüncül bir hale getirir.

Bilim insanları çoğu zaman tiksinme ve isteksizlik gibi duygu durumlarını hafife alıyor. Son çalışmalar memnuniyetsizlik ve korku hissinin anksiyete üzerinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor; özellikle fobiler ve OKB söz konusu olduğunda.

Uzmanlar isteksizliğin getirdiği olumsuz sonuçların ne ölçüde olabileceğini henüz tam olarak bilemese de, eldeki veriler bu duygu durumuna karşı gelişen hassasiyetin transdiyagnostik bir boyutu olduğu yönünde.

Mantıksal olarak, bilişsel davranışçı terapi teknikleri yeni diyagnostik protokollerde değiştirilebilir. Bu konuda yapılan çalışmalar şu ana kadar son derece umut verici.

Transdiyagnostik tedavi sadece yetişkinler üzerinde etkili değildir, çocuklar ve gençler için de son derece faydalı olabilir. Psikolojik bozuklukların saptanması, söz konusu çocuklar ve gençler olduğunda çok daha zordur.

  • Norton, P. J. (2012). Group cognitive-behavioral therapy of anxiety: A transdiagnostic treatment manual. New York: Guilford.
  • Sandín, B.; Chorot, P.; Valiente, R. (2012). Transdiagnostico: Nueva frontera en psicología clínica. Revista de Psicopatología y Psicología Clínica. Vol. 17, N.º 3, pp. 185-203.