Zeki İnsanlar Daha Özgüvensiz Olma Eğilimindedir

Mart 2, 2018 İçinde Psikoloji 828 Paylaşıldı

Akıllı ve zeki insanlar günlük yaşamlarında daha derin düşünceli, titiz, şüpheci ve güvensiz olma eğiliminde olur.

Ne var ki en kibirli insanlar doğaları gereği öz güvenlidir; çünkü yaptıkları eylemlerin sonuçları hakkında endişeye kapılmazlar veya sözlerinin etkisini ölçme yoluna gitmezler. Ayrıca başkalarına verebilecekleri zararlardan dolayı da kaygılanmazlar.

İnsanlar “cehalet mutluluktur” diye boşuna dememişler. Kesinlikle hepimizin hem fikir olduğu bir söz olsa gerek bu. Çünkü hepimiz insanlığın en karakteristik özelliklerinden olan o aptallıkla karşılaşmış ve tamamen duygusal ve akılcı bir ihmalkarlıkla hareket eden biriyle tanışmışızdır. Bu kişiler bazı davranışlarının yarattığı etkilerden asla haberdar değillerdir.

“Bir insanın zekâsı kaldırabileceği belirsizliklerin sayısıyla ölçülür.”

– Immanuel Kant

Fakat çoğumuz, aşikâr bir gurur, küstahlık ve kibirle davranan o “cahil” insanlardan birini tanısak da yine bir soru sorarız kendimize. Bu kişiler neden hayatımızda bu kadar güç sahibi olmaya devam ediyor?

Tarihçi Carlo M. Cipolla, bazen dünyada muazzam sayıda aptal insan bulunduğu gerçeğini hafife aldığımızı söylemiştir. Ancak bu ifadeye fazladan bir şey eklememiz gerek … Aptallık toplumumuzda son derece yüksek bir güç seviyesine ulaştı. Peki ama bunun nedeni ne?

Psikologlar ve sosyologlar, bu davranış kalıbıyla ilişkili ilginç bir yönün olduğunu söylüyorlar. En aptal insanlar yüksek bir öz güven duygusu yaşama eğilimindedirler. Bunlar daha aceleci kişilerdir, “daha yüksek seslidirler” ve bu özellikleri nedeniyle başkalarını etkileme yeteneğine sahiplerdir.

Ancak akıllı insanlar öz güvensizlik ile tanımlanırlar. Bu kişiler yüksek bir kişisel tepki, düşünce ve tedbir seviyesine sahiptirler. 

Gel gelelim bu özelliklerin hiçbiri bir etki yaratmaz. Ayrıca insanların kendine güvensizlik hissini hâlâ olumsuz bir özellik olarak gördükleri bir dünyada yaşıyoruz.

ampul vazolarda yatan minik insanlar

Zeki İnsanlar Kendilerini Küçümserler

Zeki insanlara dair hâlâ yanlış bir fikre sahibiz. Çok yüksek IQ’ya sahip olan insanlar söz konusu olduğunda bu durum bilhassa doğru oluyor.

Bu kişileri her zaman en doğru kararları verebilen yeterli kimseler olarak görüyoruz. Ya da iş, sorumluluk ve yükümlülükleri konusunda son derece verimli kişiler olduklarını düşünme hatasına düşüyoruz.

Fakat çoğu zaman başka bir şey söz konusudur. Zeki insanlar, sosyal anksiyete sorunundan muzdarip olmaya yatkındır. Bir çevreye tamamen entegre olduklarını çok nadiren hissederler: okul, üniversite, iş çevresi vs. olabilir bu ortam.

Ayrıca psikiyatr ve sinir bilim uzmanı Dean Burnett’in açıkladığı gibi yüksek zekâya sahip insanlar kendilerini sürekli hafife alma ve küçümseme eğilimini gösterir.

Günümüzde buna “kimlik hırsızı sendromu” adı verilmektedir. Bu kişinin kendi başarı ve becerilerini en asgari düzeye indirdiği bir bozukluktur

Elbette genelleme yapmamamız gerek. Yüksek IQ’ya sahip olup kendine çok güvenen insanlar da olabilir. Psikolojik bütünlük, verimlilik ve tutarlılıkla başarı merdivenlerini tırmanmış yüksek IQ’lu insanlar da labilir.

Fakat ilk kalıp çok daha yaygındır. Entelektüel bakımdan çok gelişmiş insanlar daha derin bir gerçeklik algısına sahip olma eğilimindedir. Bu daima kolay hoş veya güvenilir olmayan bir gerçekliktir.

Bu karmaşık, tahmin edilmesi imkânsız ve çelişkilerle dolu dünyada zeki insanlar kendilerini “yabancı” olarak görür. Dolayısıyla, farkına bile varmaksızın kendilerini küçümserler. Bunu yapmalarının nedeni bu sosyal dinamiklere uyum sağlayabileceklerini düşünmüyor olmalarıdır.
Paylaş

dala tırmanıp yatmış kız

Kendine güvensizlik Gerçekten Bu Kadar “Negatif” Bir Şey Midir?

Şu doğru ki, öz güvenli bir kişi çekici ve ilham vericidir. Hızlı kararlar verebilecek insanları severiz. Kendine hâkim olan ve hızlı şekilde doğru tepkiyi gösteren kişileri. Fakat kendimizden bu kadar “emin” olmak, her zaman doğru ve gerçekten arzu edilir bir şey midir?

Bu sorunun cevabı şu şekildedir: “hem evet hem hayır.” İşin sırrı, orta yol ve dengeyi bulmaktır. Sinir bilimci Dean Burnett’e dönersek, ünlü kitaplarından birinden söz etmemiz gerekecek: “Aptal Beyni”.

Bu kitapta yazar en saf veya “aptal” insanların genelde en üst düzeyde kişisel güvenlik gösterme eğiliminde olduklarını açıklıyor. Bunlar, bir şeyler yanlış olduğunda bunu fark edemeyen insanlardır. Ayrıca bazı kararların, eylemlerin veya yorumların etkisini önceden değerlendirmek için analitik ve derin düşünceyi uygulayamazlar.

Ama mesele şu ki “salak kişilik” daha fazla sosyal başarıya sahip olma eğilimindedir. Bu kişilikteki insanlar kararlarında daha gözü kara davranan, güven ve sebat gösteren yöneticiler, yetkililer veya politikacılar olabilirler ve pek çok kişinin “liderlik yeteneği” olarak gördükleri özelliğe sahiptir.

Ne var ki bu varsayım gerçekten tehlikelidir. Bazen geleceğimizi, eylemlerinin sonuçlarını değerlendiremekte yetersiz insanların eline bırakırız.

denizde şemsiyeye oturan kedi

Verimli Öz güvensizlik

Bizi tutsak eden ve hareket gücümüzü yok eden öz güvensizlik elbette faydalı değildir. Ama bize “dur, dikkatli ol ve harekete geçmeden evvel iyi düşün,” gibi uyarılarda bulunan güvensizlik de vardır. İşte bu öz güvensizlik türü faydalı olabilir.

Fakat bu ancak bir karar alırken kullandığımızda faydalıdır. Bizi sürekli olarak hareketsiz kılıyorsa iyi bir şey değildir.

Zeki insanlar bu özgüvensizliği işleme konusunda gerçekten zorluk çeker. Bunun nedeni daha önce söylediğimiz gibi öz güvenlerinin düşük olmasıdır ama bunun yanında başka özellikler de söz konusudur:

  • Her bilgiyi, olayı, söylenen sözü, ifade ve tavrı aşırı derecede analiz eder, incelerler.
  • Düşünce süreçleri “dallandırma” şeklindedir. Yani bir fikirden ötekine geçerler ta ki boğazlarına kadar fikirlerle gömülene dek.
  • Bu kişiler çok mantıklı insanlardır ve her şeyin birbiriyle “uyum içinde” olmasını isterler. Her şey mantıklı ve akla yatkın olmalıdır. Ama bazen hayat, onu olduğu gibi, bütün mantıksızlığı, kaosu ve tuhaflığıyla kabul etmemizi de gerektirir.

İşte bu sebeple, güvensizlik duygusunun, onları seçkin ve gelişmiş zihinlerinin durgunluğunda izole etmesine engel olmaları gerekir. Belirsizlikle baş etmeyi öğrenmek zorundadır bu kişiler. İnsan davranışının kusurlu olduğunu kabul etmek zorundadırlar. Zira dünyada olanların çoğunun mantıklı bir açıklaması yoktur.

Bütün bunlara ek olarak, bu kişilerin zekâları son derece “mantıklı” olan sınırını kırmak zorundadır. Duygusal zekaya doğru ilerlemek zorundalar, böylece kendilerini küçümsemekten ve yabancı gibi hissetmekten vazgeçebilirler.

Buna inanmasalar bile dünya, “insan aptallığının virüsünü” yenmek için onlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor.

Resimler: Franzesca Dafne

Bunlar da ilginizi çekebilir