Paul Watzlawick ve İnsan İletişimi Hakkındaki Teorisi

01 Ekim, 2018
 

Avusturyalı psikolog Paul Watzlawick’e göre, iletişim hayatımızda ve toplumumuzda oldukça önemli bir yere sahip. Fakat çoğumuz bunun ne derece önemli olabileceğini fark etmeyiz. Hayatımızın en başından beri hep iletişimle ilgili kuralları öğrenme sürecinin içindeyiz. Bu kurallar biz farkında olmasak da ilişkilerimizde hep var olan kurallardır.

Yavaş yavaş bir şeyler söylemeyi ve nasıl söyleyeceğimizi öğreniriz. Günlük hayatımızda iletişimle ne tür şekillerde karşılaştığımızı öğreniriz. Böyle komplike bir sürecin biz farkında olmadan, hatta bilinçli olarak efor göstermeden kendiliğinden geliştiğine inanmak zor.

İletişim olmasaydı insanlar ilerleyemezdi ya da şimdiki kadar kendini geliştirmiş olmazdı. Peki, birbirimizi anlayabilmemize imkan veren iletişimin detaylarında neler yatıyor? Farkında olmadan yaptığımız fakat son derece önemli olan bu alışveriş nedir? Haydi biraz derinlerine inelim…

“İnsan iletişim kurmadan yapamaz.”

– Paul Watzlawick

Paul Watzlawick ve insan iletişimi teorisi

Watzlawick ve iletişim hakkındaki görüşleri

Paul Watzlawick (1921-2007), sıklıkla aile terapisi ve sistematik terapi ile adından söz edilen Avusturyalı bir psikolog. 1983’te yayımlanan The Art of Becoming Bitter (Huysuz Olmanın Sanatı) ile uluslararası tanınırlık kazandı. Watzlawick felsefe alanında doktora yaptı ve Zürih’teki Carl Jung Enstitüsünde psikoterapi okudu. Ayrıca Standford Üniversitesinde de profesördü.

 

Watzlawick, Jane Beavin Bavelas ve Don D. Jackson ile birlikte Zihinsel Araştırmalar Enstitüsünde (Mental Research Institute) insan iletişimi hakkındaki teorisini geliştirdi. Bu teori aile terapisinde bir dönüm noktasıydı. Teori, iletişimin kişinin içsel süreci olmadığını, ilişkilerden ortaya çıkan bilgi alışverişinin bir meyvesi olduğunu söylüyor.

Bu bakış açısına göre, asıl önemli olan nasıl iletişim kurduğumuz ya da bunu farkında olarak yapıp yapmadığımız değil. Asıl mesele, şu anda nasıl iletişim kurduğumuz ve birbirimizi nasıl etkilediğimiz. Haydi, insan iletişimi teorisi hangi temel ilkeleri barındırıyormuş beraber bakalım. Bundan ne öğrenebiliriz?

İnsan İletişimi Teorisi: 5 Temel Önerme

İletişim kurmamak mümkün değildir

İletişim kurmak hayatın içinde hep vardır. Paul Watzlawick ve meslektaşlarının anlatmak istediği, bütün davranışların kendi içinde bir iletişim şekli olduğudur. Bu hem açıkça hem de üstü kapalı şekilde olabilir. Sessiz kalmak bile bir mesajı iletmenin yollarından biridir. Yani iletişim kurmamak mümkün değil. İletişimsizlik diye bir şey yoktur.

Sözlü ya da sözsüz hiçbir şey yapmadan dursak bile karşı tarafa bir şeyler iletiriz. Belki de karşımızdaki kişinin anlattıklarıyla ilgilenmiyoruzdur. Ya da sadece fikrimizi paylaşmak istemiyor olabiliriz. “Bu mesaj” bazen kelimelere yansıtılandan daha çok bilgi içerir.

İletişimin bir içerik düzeyi bir de ilişki düzeyi vardır (meta-iletişim)

Bu ilke, tüm iletişimlerde sadece mesajın içerdiği anlamın (içerik düzeyinde) önemine değil, aynı zamanda mesajı ileten kişinin nasıl anlaşılmak istediğine ve başkalarının mesajını anlaması (ilişki düzeyinde) için nasıl bir yol izlediğine değinir.

 

Birbirimizle ilişki kurarken bilgi aktarımı yaparız. Ancak, ilişkimizin kalitesi aynı bilgiye farklı bir anlam katabilir.

sohbet eden iki kadın

İçerik yönünden kurulan iletişim sözlü olarak yapılır. İlişki düzeyinde ise bu mesajı nasıl ilettiğimiz önemlidir. Yani ses tonu, mimik hareketleri, içinde bulunduğumuz koşullar vb. bu konunun içine girer. Çünkü ses tonumuz ya da ifade biçimlerimiz, dinleyicinin bu mesajı nasıl anlayacağını belirler.

Zamanlama anlamı kişiden kişiye göre şekillendirir

Paul Watzlawick üçüncü ilkeyi şu şekilde açıklıyor: “Bir ilişkinin niteliği, partnerlerin iletişim sürecindeki zamanlamasına bağlıdır.” Bununla demek istediği, hepimizin gözlemlerimizin ve deneyimlerimizin farklı birer versiyonunu yarattığımızdır. Bu versiyon da daha sonra ilişkilerimizi renklendirir.

Başka insanlarla kurduğumuz ilişkide bu ilke temel alınır. Bunu, her etkileşim kurduğumuz zaman aklımızda bulundurmalıyız. Edindiğimiz bilgileri kişisel deneyimlerimiz, kişilik özelliklerimiz ve öğrendiğimiz derslere göre süzgeçten geçiririz. Yani bu da demek oluyor ki, tek bir kavram (sevgi, arkadaşlık, güven vb.) zamana bağlı olarak farklı insanlarda farklı anlamlara sahip olabilir.

 

Buna ek olarak, iletişimin bir diğer önemli bileşeni de her konuşmacının kendi davranışlarının karşısındaki kişinin davranışlarına göre şekillendiğine inanmasıdır. Fakat işin aslı şu ki, iletişim daha komplike bir süreçtir ve basit bir sebep sonuç ilişkine indirgeyemeyiz. İletişim, iki tarafın da karşılıklı aktarımdaki özgün katkısına dayanan periyodik bir süreçtir.

iletişimi temsil eden çizim

Dijital ve analog iletişim

İnsan iletişimi teorisi iki tür iletişim olduğuna inanır:

  • Dijital. İletişim sağlama aracı olarak kelimelerin kullanıldığı iletişim türü.
  • Analojik. İletişimin sözsüz olarak yapıldığı ya da kendimizi kelimeler kullanmadan ifade ettiğimiz tüm iletişim şekilleridir.

Simetrik ve tamamlayıcı iletişim

Son olarak, bu prensip ise başkalarıyla nasıl ilişki kurduğumuzu açıklar. İnsanlarla ilişkilerimizi bazen eşit koşullarda kurarız bazen de bu süreç farklı düzeylerde işler. İlişki simetrik ise taraflar aynı düzeydedir. Yani şartlar eşittir ve karşılıklı aktarımda iki taraf da eşit güce sahiptir, ancak ilişki tamamlayıcı değildir.

İlişki tamamlayıcı olduğunda ise şartlar eşit değildir; örneğin, ebeveyn ile çocuk, öğretmen ile öğrenci ya da satıcı ile alıcı arasındaki ilişki gibi.

 

Bütün bunları hesaba katarsak, iletişimin söz konusu olduğu her durumda asıl dikkat etmemiz gereken önemli nokta ilişkinin kendisidir: tarafların bireysel rollerinden ziyade iki kişinin birbirini nasıl etkilediği önemlidir.

  • Ceberio, Marcelo R. (2006). La buena comunicación. Las posibilidades de la interacción humana. Barcelona: Paidós.