Nörobilim Perspektifinden Bilinç

· Aralık 3, 2018

Bilinç her zaman tartışmalı, araştırılması zor bir konu olmuştur. 20. yüzyılın büyük bir kısmında, insanlar hem psikolojik hem de bilimsel alanlarda bilinçle ilgili araştırmaları sistematik olarak reddetmiştir. Bunun büyük bir sebebi , davranışsal bakış açılarının o zamanlar her şey için kanıt talep etmesiydi. Bu yüzden herhangi bir “akılcı” terminolojiyi reddediyorlardı. Ancak bilişsel psikolojideki birtakım gelişmeler sonucunda, bilinçli ve bilinçsiz süreçleri araştırmaya yeni bir ihtiyaç doğdu.

Bilinç, tanımlaması çok kolay olan bir yapı değildir. Birçoğumuz ne olduğunu bilse de, ne kadar karmaşık olduğunun özünü kavrayan bir tanım yoktur.

Eğer bilinci aşırı basitleştirilmiş bir şekilde tanımlamak isteseydik, etrafınızda ve içinizde neler olduğunu “aktif olarak” bilmek için gerekli olan zihinsel kapasite derdik. Bilinç, size kim olduğunuzu ve etrafınızdaki olan her şey için orada olduğunuz bilgisini sunan şeydir.

İnsan zihninin derinlerine indiğinizde, bilinçsiz çok sayıda sürecin var olduğunu fark edersiniz. Örneğin, hiç kimse kalbine atmasını söylemez ya da konuşurken diline nasıl hareket edeceğini söylemez. Biz sadece bunları yapmayı düşünürüz ve onlar gerçekleşir.

Peki zihinsel süreçlerimiz tam olarak nasıl bilinçli ya da bilinçsizler? Bu süreçleri karakterize eden nedir? Bilinç için nöropsikolojik temeller nelerdir?

Bilinçli ve bilinçsiz süreçlerin özellikleri

kafasında yıldızlar olan adam

Bilinci incelemek isteyen bir bilim insanının kendine soracağı ilk şey, “onu nasıl ölçebilirim?” olacaktır. Bu noktada sorun şu ki, doğrudan gözlemlemesi imkansız bir şeyden bahsediyoruz.

Bu yüzden dolaylı ölçümler yapılması gerekir. Genellikle bunu gerçekleştirmenin en basit yolu, birisinin bu konuda konuşmasını sağlamaktır. Hemen hemen her zaman işe yarayan bir kural vardır: eğer organizma sizinle iletişim kurabiliyorsa, bunun bilincindedir.

Bir noktada araştırmacılar, deneklerine birden fazla uyarıcı gönderebileceklerini de fark ettiler. Çoğu zaman raporlarında bunlardan bazılarına değinmiş fakat bazılarından bahsetmemişler. Buna ek olarak, denekler uyaranın bilincinde olmasa bile, onların davranışları üzerinde hala bir etkisi olabileceğini de gördüler.

Bunun bir örneği astar teknikleridir. Bunlar en basit haliyle, birine bir kelime gösterdiğinizde bu işlemin bilinçsizce aynı bireyin bir sonraki alakalı kelimeyi tanımasını kolaylaştırması veya zorlaştırması halidir.

Farklı bilinç seviyeleri

Bilişsel süreçler söz konusu olduğunda karşılaşacağınız farklı bilinç seviyeleri de vardır:

  • Subliminal süreçler: uyaran zayıf olduğunda ya da hızlı bir şekilde kaybolduğunda. Bilinçli zihne asla geçmez. Ancak bu uyaranın davranışınız üzerinde hala bir etkisi olabilir ya da başka bir sürece yol açabilir. Ayrıca, tüm uzmanların bu tür bir sürecin varlığı konusunda hem fikir olmadıklarını da belirtmek gerekir.
  • Bilinç-öncesi süreçler: uyaranlar bilinçli zihne geçecek kadar güçlü olduğunda. Ama bu durumda dikkatinizi onlara vermediğiniz için hala geçmezler, gözden kaçarlar. Bunun bir örneği istem dışı körlüktür. Bu, dikkatiniz başka bir yerde olduğu için oldukça dikkat çekici uyaranlara karşı kör olmak anlamına gelir. İşte size bunun nasıl çalıştığını gösterecek ilginç bir video.
  • Bilinçli süreçler: uyaran bilinçli zihne geçecek kadar güçlü olduğunda ve buna dikkat edildiğinde, geçer. Bu durumda bilgiyi alırsınız ve daha sonra aktif olarak yanıt verebilirsiniz.

Ayrıca, bu kategorilerin aynı şeyin sadece seviyeleri olduğunu da eklemek gerekir; tek başına mevcut değiller. Bu, herhangi bir sürecin, herhangi bir noktada, algılanmamış ve tamamen bilinçli olan arasında bir yerlerde olabileceği anlamına gelir.

Bilincin nörofizyolojik temelleri

insan beyni labirent şeklinde

Bilinç hakkında yürütülen çalışmalarda karşımıza çıkan en büyük sorulardan biri de onun biyolojik ve nörofizyolojik süreçlerle olan ilişkisidir. Araştırmacılar, bilinçli süreçlerimizin nasıl işlediğine dair birçok model sundular, ancak havada asılı duran hala çok fazla soru var. Yine de yapılan araştırmalarda, bilinçliliğin tam olarak niçin var olmasıyla birlikte bu konuda payı olabilecek bazı yapılar tespit edildi.

Bilinçle ilgili beyin yapılarını incelemenin en kolay yolu beyin görüntüleme araçlarını kullanmaktır. Böylece bilinçli ve bilinçsiz süreçleri karşılaştırabilirsiniz. Sonuçlar genellikle bilinçli süreçlerde yer alan bir çeşit ekstra sinirsel aktivasyonun varlığına işaret eder.

Bu tam olarak ne anlama geliyor?

Yani, görev değiştirdiğinizde, aktif alanlar da değişecektir. Bu, bilince herhangi bir özel yapı çevresinde yoğunlaşmamış süsü verir. Aslında tamamen beynimizin yaptığı bir şey olabilir. Bu çalışmalara göre, beynin genellikle aktif olan bölgeleri yan ve ön loblardır. Ama yine de bu bilgiye şüpheyle yaklaşmak gerekir.

Hadi daimi soruya geri dönelim: neden bilincimiz var? Her ne kadar buna verilecek basit bir cevap olmasa da, en çok desteklenen teori onun kısa devre gibi çalıştığı şeklindedir. Başka bir deyişle, davranışımızı değerlendiren ve hataların olduğu herhangi bir süreçte “kısa devre” yaratan bir denetim süreci gibidir.

Bu teorik sistem enerji tasarrufu sağlamak ve daha verimli olmak adına sadece büyük süreçlerde harekete geçiyor olabilir. Bu da, neden farklı bilinç seviyelerinin olduğuna açıklık getirir.

Bilinç, bilim adamlarını, filozofları ve sinir bilimcileri uzun sürelerdir tahminlere sürükleyen, büyüleyici ve gizemli bir süreçtir. Ne kadar çok araştırırsak, bilinç hakkında o kadar çok şey öğreniriz. Şu da su götürmez bir gerçek ki keşfedilecek daha çok şey var.