Nefret Ekerseniz, Şiddet Biçersiniz

· Temmuz 11, 2017

Nefretin birinci sonucu şiddettir, çünkü yalnızca bu şekilde devam eder. Nefret, kontrol edilemez bir iştah gibidir, hiç doyurulmaz. Öfke ve hınçtan meydana gelir ve tekrar yakılmak için bir sebep bulur. Hiç şüphesiz insanoğlunun yaşayabileceği en zalimce ve insanı köleleştiren tutkulardan biridir.

Meşhur atasözüdür: “Ne ekersen onu biçersin.” Bu söz genelde pozitif anlamda kullanılır. Ama aslında kötü şeyler için de geçerlidir. Yani, sevgi ekerseniz, sevgi biçersiniz. Ama nefret ekerseniz, nefret ya da şiddet biçmeniz muhtemeldir ve ikincisi çok daha kötüdür.

“İnsanlar, tek bir sevgiden ziyade tek bir nefreti paylaşmak için uğraşıyor.”

– Jacinto Benavente

Nefret çabuk çoğalır 

Bir insan, başka birine hangi nedenle olursa olsun saldırdığında, o kişide nefret ve acı duygularını uyandırır. Saldırganlık, saldırının büyüklüğüne bağlı olarak iyileşmesi güç bir yara üretir. Ayrıca, kalbinizde biriktirdiğiniz saldırının kaydına da bağlıdır.

Elbette, negatif yönlerin kaydı ne kadar uzun tutulursa, yaralar da o kadar büyük ve derin olacaktır. Çünkü bazı insanlar, kötü anları, iyilerden daha çok hatırlar. Başarılarından çok hatalarını öne çıkarma eğiliminde olurlar.


Saldırganlıktan nefrete giden tek bir adım vardır. Bir saldırganlık zinciri, nefretin gelip kalbe yerleşmesi için gerekli koşulları yaratır. Bu rahatsız edici duygudan doğan bağ, sevginin doğurduğu bağdan çok daha güçlü olabilir. Ardından katlanmış bir saldırganlık artışı gelebilir çünkü daima ‘ödenecek bir borç‘ ya da ‘görülecek hesap‘ vardır.

Hiçbir şey şiddeti haklı gösteremez

Şiddet asla iyi bir şey getirmez. Genelde korkaklık, cehalet ya da her ikisinin varlığından ortaya çıkar. İnsanı karalayan ve ona zarar veren bir davranıştır. Özellikle de ahlak ve sosyal bakımdan.

Şiddet, daha fazla şiddeti doğurur. Şiddetin sonuçları neredeyse hep aynı olur: nefret, hınç ve derin bir intikam hırsı. Dilerseniz, kısır bir döngü yaratabilir, tıpkı Sisifos mitindeki gibi kibirli ve kalın kafalı bir h^le gelebilirsiniz.

Ne var ki şiddetin anlaşılabilir olduğu ve hatta bazı durumlarda nefsi müdafa amacıyla kullanılabileceği durumlar vardır. Yine de geçerliliği ve doğruluğu bakımından çok dengesiz bir tepki olmaya devam eder. Kelimenin tam anlamıyla daima en son çare olmalıdır. Ancak ve ancak başka bir seçeneğiniz olmadığında. Aklınızda tutmanız gereken son seçenektir. Yalnızca çok daha yüksek bir değer risk altında olduğunda geçerli olabilir.

Nefretten şiddete

Şiddet, sadece fiziksel ya da sözlü olmaz. Tek bir kelime dahi gerektirmeyen şiddet hareketleri de vardır. Bir başkasını tek bir bakışla karalayan biri gibi. Ya da sırf rahatınız bozulmasın diye, problemlerle karşılaşmamak için bir adaletsizlik karşısında sessiz kalmak gibi.

Ne var ki bu tür şiddet kendini nasıl gizlerse gizlesin, aynı etkiyi yaratır. Sonunda durmadan sızlayan bir yara içinde yankılanan dargınlıkların oluşturduğu bir zincir ortaya çıkar. Böylece iki insanın hasta bir duyguyla birbirine bağlandığı dramatik bir yaratmış olursunuz.

Şiddete başvuran hemen herkes, güç kullanmaya hakları olduğuna inanır. O nefret yıllarca süren o şiddet incelendiği takdirde, söz konusu kişilerin saldırganlıklarını nefsi müdafa şeklinde haklı çıkardıklarını görürsünüz.

Başkalarının onların canınızı yakmasına engel olmak isterler, böylece önce davranıp onlar başkalarının canını yakarlar. Kendilerine saygı gösterilsin isterler ve ardından bunu başarmak umuduyla, karşılarındaki insanı ürkütmek için ellerinden geleni yaparlar. Huzur isterler ve kendilerinden farklı düşünen kişileri susturarak ya da sadece kendileri konuşarak bunu başarmaya çalışırlar. Bunun sonucunda şiddetle karşılaşırlarsa, kendi şiddetlerinin geçerliliğini onaylarlar.

Mesela bir yalan söylediğimizde neden her şeyi mükemmel bir şekilde planlar ve hemen her seferinde hedefimize ulaşırız? Peki, neden doğruyu söylediğimizde engellerle, reddetme ile ve ‘amalarla’ karşılaşırız?

Nefret ve şiddet döngüsünü kırmak 

Bağışlamak, sizi özgürleştirir. Huzur, mutluluk için bir ön şarttır. Ama ne bağışlamak ne de huzura ulaşmak, otomatik şekilde gerçekleşen eylemlerdir. Kişinin kendi hataları ve başarısızlıklarını kabul etmesiyle başlayacak derin bir süreç içerir.

Dünyanın, çatışmalardan uzak durmak için bir adım geri gidecek güçlü ve cesur insanlara ihtiyacı var. Dünyanın, verimli bir diyaloga başlamak için sessiz kalarak karşısındakinin sakinleşmesini bekleyecek insanlara ihtiyacı var. Diğer kişiyi yargılamadan, kınamadan ve hatta cezalandırmadan önce onu anlamaya çalışırlar.

Belki daha cesur olmalı, risk almalı ve ‘kötü alışkanlıkları’ kaldırmak için kararlı insanlar olmalıyız. Kişisel gelişimin gizli bahçelerine ekin ekmek için yaratıldık biz. İçinde yaşadığımız aşırı şiddet, gerilim ve saldırganlığa karşı direnmenin ilginç yollarından biridir bu. Ve gözlerimizdeki bağı çıkarmaktan bizi alıkoyar.