'Vicdan' Denen O İç Ses

08 Temmuz, 2017

Düşündüğümüz, hissettiğimiz ve yaptığımız şeyler söz konusu olduğunda ahlaki koruma görevi gören kısmımıza ‘vicdanın sesi’ deriz. Sanki hayatımızla iç bir diyalog kuran ‘bir başka ben’ vardır. Bu diyalog süresince uyarı ve eleştirilerde bulunur ve hatta cezalandırır. O ses genelde bizi suçluluk duygusuna yöneltir.

Vicdanın sesi, içimizdeki ahlaki otoritenin ifadesidir. Bu otorite kaynağı genellikle bir baba bir tür tanrı ya da din ile ilgilidir. Ya da davranış kurallarımızı belirleyen bir başka güç şekli olabilir.

“Vicdan, kendimizi keşfetmemize, kendimizi kınamamıza ya da suçlamamıza neden olur. Şahit eksikliği nedeniyle bize karşı tanıklık eder.”

– Michael de Montaigne

‘Vicdanımızın sesi’ ahlak ve doğruluktan bahseder. Bir memur gibidir çünkü suçlayıcı bir rolü vardır ve hatta bazı kişiler için sinsi bir rol üstlenebilir. Gerçekten de fiziksel anlamda o sesi duyan insanlar vardır. Mesela, daima onlara işaret eden, tehdit ve işkence eden bir fısıltı gibi.

Ahlaki vicdan ve ön yargı

Hepimiz toplumda medeni bir şekilde yaşayabiliyoruz çünkü şu şarkıda olduğu gibi bize böyle öğretilmiştir: “Şunu diyemezsin, şunu yapamazsın, şuna dokunamazsın.” Başkalarıyla bir arada yaşayabilmek için istediklerimize ve anlık heveslerimize göre davranmaktan vazgeçmeliyiz. Dünyayı yöneten temel rullara uyum sağlayabilmek için bazı dileklerimizden vazgeçmeliyiz.

Ayrıca çok küçük yaştan itibaren belli bazı ahlak ‘yasalarını’ öğreniyoruz. Bu kurallara göre her şey kalın kırmızı çizgilerle ayrılıyor: doğru ve yanlış. Genelde, belli bir otoritenin kurduğu bu ahlak kurallarını bize aktaran insanlar, anne babalarımızdır. Böylelikle din, yasalar, kültür ya da toplumun belirlediği başka prensipler temelinde iyi ve kötü olanı değerlendirmeyi öğreniriz.

Bu ilke ve değerlerin çoğu, pek çok durumda mantıktan uzak olabilir. Ayrıca kimi zaman ön yargılara, sağlıksız korkulara ve utanca dayanmaktadırlar.

Mesela, bazılarımız, ırksal ayrımcılığın olumlu bir şey olduğunu öğrenmişizdir. Belli bir insan grubunun ‘saflığını’ korur denmiştir bize. Başkaları ise mastürbasyon yapmanın, deliliğe yol açacağını öğrenmiştir. İki durumda da aktarılan şey, mantık ve akıl dışıdır fakat geçerli bir şey gibi nesilden nesle aktarılır.

Ahlaki katılık ve keyfiyetçilik

Ahlaki vicdan genellikle keyfi bir şekilde aktarılır. İlk başta, anne babalar ve dünya, çocukların toplumdaki ahlaki sorumlulukları anlaması için bunu bir görev olarak görür. Çocuklar illa ki kendi vicdanını geliştirmez. Mevcut ahlak kurallarına uyarlar. Böylece onlar için ‘eğitmek’ herkesin itaatini sağlamaktan ibaret olur.

Bazı aileler ve belli toplumlarda, özellikle de mantıkla çelişen davranış ilkeleri aktaran toplumlarda, kurallara saygı sağlamak için tehdit ve cezayı kullanırlar.

Mesela kadınlara karşı şiddetli ayrımcılığın uygulandığı ülkelerde böyle olur. Kadınlar büyük kısıtlamalarla karşılaşmaktadır ve davranış normları çok sıkıdır. Bu cezaların sonucunda, erkek şiddeti gibi uygulamaları kabul ederler.

Ahlaki vicdan ve ahlak dersi vermek

Bütün ahlak sistemleri belli ölçüde mantıksızlık içerir. Bunların çoğu, cinsel davranışlar ve güç ilişkileriyle ilgilidir. Çoğu durumda çocukluk, toplumun bireye ait iradeyi kırmaya çalıştığı bir ‘telkin’ dönemidir. Böylece, normdan ‘sapan’ davranışlar geliştirmezler.

Çoğu insan, bu kuralları içselleştirir ve yetişkinlik döneminde suçluluk duygusuna kolay av olurlar. Aslında, kendilerine öğretilen bu kuralları sorgulamaktan bile suçluluk duyarlar.

Anne babalarının davranışını ya da dinlerinin kavramsal geçerliliğini sorguladıklarında bile kendilerini ‘kötü’ hissederler. ‘Vicdanın sesi’ yakalarını bırakmaz ve eziyet halini alır. Onlardan ‘gözünü ayırmaz’ ve kurallara uymadıkları takdirde ağır biçimde cezalandırır.

Gerçekten de sağlıklı bir yetişkinin görevlerinden biri, yetiştirildiği değerler ya da anti değerleri incelemektir. Ahlaklılıktan farklı olarak etik değerler, araştırma vasıtasıyla gelişir ve insanın akıl ışığında kendine ve dünyaya daha objektif bir değerlendirmeyle bakabilir.

Etik değerler, mantıklı kanıt ile kişisel ve sosyal elverişliliğe dair nedenlerle gerçekleştirilen eylemleri haklı çıkarır. Ahlakçılık, ön yargıya yani keyfiyetle sonuçlanan argümanlara dayanır“Çünkü öyle olmalı”, “çünkü ahirette cezalandırılırsın” veya “çünkü adet böyle.” Daha çok etik ve daha az ahlak dersi, sağlıklı bir şekilde bir arada yaşayabilmemiz için ihtiyacımız olan tek şey.