Kendinizi Kötü Hissedebilirsiniz!

Mart 21, 2020
Kendinizi kötü hissetmeniz son derece normal bir durumdur. Ruh halimizde meydana gelen değişimler doğal yaşantımızın bir paçası niteliğindedir. Bu nedenle, böyle zamanları olduğu gibi kabul etmek ve herhangi bir biçimde üstünü örtmeye çalışmamak en doğru davranış biçimidir. Çünkü sonunda bu fırtınalı dönemi de mutlaka geride bırakacaksınız.

Kimi zaman derin bir stres içine düştüğümüzde ya da kötü hissettiğimizde kendimiz suçlarız. Bunu yaparken aslında bazı durumlarda böyle hissetmenin son derece doğal olduğunun farkına varamayız. Yani aslında kötü hissetmek sanıldığı kadar olumsuz bir durum değildir.

Şu tür cümlelerin neden söylendiğini hiç merak ettiniz mi? “Ağladığında çok çirkin görünüyorsun!”, “Erkek adam ağlamaz!”, “Hadi o zaman neşelen biraz bakalım!”… Elbette son derece masumane niyetlerle söylenmiş olan bu cümleler, yönlendirici oldukları kadar adeta birer işkence aracı gibi zarar verici bir özelliğe de sahiptirler.

Bu tür cümleler bir şekilde bize hissettiğimiz duygularla ilgili olarak bir şeylerin yanlış olduğunu ifade etmektedir. Yani aslında o şekilde hissetmememiz gerektiğini söylemektedirler. Bu yaklaşıma göre sevdiğimiz bir insanı ya da başka bir şeyi kaybettiğimiz için üzülmemeli, ihanete uğradığımızı öğrendiğimizde öfkeye kapılmamalıyız. Peki gerçekten de bu şekilde hissetmemiz doğru mu?

Tüm hislerimizi kabullenmek, kendimize ait farkındalığımıza ekleyeceğimiz adımlardan biridir.

Üzgün kadın camdan dışarı bakıyor

Kötü Hissetmek Neden Normaldir?

Hepimizin iyi zamanları olduğu gibi elbette kötü zamanları da olur. Bu gerçek, hayatın doğal bir parçasıdır. Yaşamın dinamik yapısı içinde değişimler geçirmek, bir anlamda inişler ve çıkışlar yaşamak son derece olağan bir durumdur. Aslında ruh halimizin ya da diğer bir deyişle modumuzun değişmesinin herhangi bir tehlike doğuracağını söylemek doğru olmaz. Kimi kültürlerde yer alan inanışın tam aksine bu tür değişimler insanın doğasında bulunan özelliklerdir.

Sadece birini kaybettiğimizde ya da ihanete uğradığımızda kendimizi kötü hissetmeyiz. Bu tür olumsuz ruh haline, içinde bulunduğumuz olumsuz düşünce dünyasından sıyrılamıyor olmanın verdiği çaresizlik de neden olabilir. İşte bu durumlarda tüm öfkemizi kendimize yöneltir, yaralarımızı daha da derinleştirerek çektiğimiz acının  daha fazla canımızı yakmasına neden oluruz.

Şu durumlarda kendimizi kötü hissetmenin son derece doğal ve normal olduğunu söyleyebiliriz:

  • Hissettiklerimizi ifade etme ihtiyacı duyduğumuzda
  • Biriyle onun söylemek istediklerini dinlemek için iletişim kurduğumuzda.
  • Hoş olmayan bir durumla karşı karşıya kaldığımızda.
  • Yakın olarak gördüğümüz bir kişinin başına olumsuz bir şey geldiğinde.
  • Kendimizi motive hissetmediğimiz anlarda.

Yukarıda sıraladığımız durumlar, insanların kendilerini pek de iyi hissetmedikleri durumlara verilebilecek örneklerden sadece birkaçıdır. Aslında hissettiğimiz duygularla ilgili en önemli nokta, bu duyguları dinlemeye kendimizi ikna ettiğimizde bunların artık birer değer haline gelmesidir. Yani bu duyguları birer kötü haber kaynağı olarak değil de, adeta birer işaret olarak algılamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Acı Çekmek Yerine Kötü Hissetmek Daha İyidir

Dünyaya bakış açımızı değiştirip kendimizi kötü hissetmenin aslında öğrenmek için çok iyi bir fırsat olduğunu görürsek, çektiğimiz acının derecesi de azalacaktır. Elbette bu değişim, kendimizi hemen iyi hissedeceğimiz anlamına gelmemektedir. Ama evet, bu şekilde düşünürsek bize acı veren nedenlerden uzaklaşma şansını yakalarız. Unutmayın ki, çoğu zaman acı çekmek bir seçimdir.

İşte o an daha dirençli olma şansını da yakalamış oluruz. Bu özellik belki de insanın en önemli kuvvetli yönlerinden biridir. Böylelikle bize rahatsızlık veren ne varsa üstesinden gelme, hayatımıza bir anlam katma ve tecrübelerimizden dersler çıkarma fırsatını elde etmiş oluruz.

Balonu seyreden kadın

Kendimizi Kötü Hissettiğimizde Ne Yapmalıyız?

Kendimizi kötü hissettiğimiz bir süreci yönetmek için farklı yöntemler bulunmaktadır. Öncelikle kendi benliğimizin derinliklerine uzanan bir yolculuğa çıkabiliriz. İnsanın kendini bilmesi ve yeterli derecede tanıması çok güçlü bir anahtar niteliğindedir. Bu özel anahtar, aslında ne olduğumuzu ve nereye gitmek istediğimizi bize söyleyecek olan çok önemli bir araçtır.

Diğer bir yöntem, duygusal olarak nasıl bir durumda olduğumuzu anlamak ve bunu yaptıktan sonra içinde bulunduğumuz durumla başa çıkma stratejisinin bir parçası olarak daha iddialı hedefler belirlemektir. Örnek olarak, bir hata yaptığımızda bizi sinirlendiren şeylerin neler olduğunu biliyorsak, bu detaylar üzerinde kendimizi geliştirmek için çalışabiliriz. Bunun sonucunda öfkemizi daha kontrollü bir biçimde ifade etmeyi başarabilir, ayrıca bu öfkenin en üst noktalara ulaşmasını engellemeyi de öğrenmiş oluruz.

Bunlara ek olarak yardım isteme seçeneğini de unutmamalıyız. Örneğin psikolog ya da psikiyatr gibi bir profesyonele başvurabiliriz. Tek ihtiyacımız olan şey, konunun uzmanlarından alacağımız destektir. Profesyonel yardım sadece kendimizi kötü hissettiğimizde aldığımız bir yardım olarak kalmayacak, aynı zamanda en iyisini yapabilmek için kendimizi geliştirmemiz konusunda gerekli yönlendirmeleri aldığımız önemli bir araç olacaktır.

Diğer taraftan, ruhsal durumumuzu bir nebze olsun iyileştirecek aktiviteler yapmayı da deneyebiliriz. Örnek olarak spor yapmak, dans etmek, resim yapmak, yakınımızda bulunan insanlarla paylaşımlarda bulunmak vb. aktivitelerin faydası dokunacaktır.

Bu noktada en önemli şeyin, zaman içinde çizdiğimiz yolda ihtiyaç duyduğumuz anlamı bulabilmek olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Böylece acı çektiğimiz günlere elveda diyebiliriz. Bu konuda, örneğin, Viktor Emil Frankl İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabında şok edici ve harika hayat tecrübelerini bizlere aktarmaktadır.

Kısacası kendimizi kötü hissetmek, duygusal anlamda kabullenme yaşadığımız anlarda normal ve son derece doğal bir durumdur. Duygularımıza nefes alacakları bir alan bırakmak ve bize vermek istedikleri mesajları alabilmek çok önemlidir. Bir insan tarafından incitilmiş olabilir ya da bizim için önem verdiğimiz bir kişiyi ya da şeyi kaybetmiş olabiliriz. Bir süre sonra gidenlerin bize ilk anlardaki kadar yoğun bir şey ifade etmediklerini görür, arkalarından düşünmemiz için enerjilerini bıraktıklarını hisseder ve artık gitmiş olduklarını kabulleniriz.

Frankl, V. (2015). El hombre en búsqueda de sentido. Barcelona: Herder.