Kendinize Sadık Olmanın Değeri

04 Ağustos, 2017

Kendimize sadık olmanın değeri çok büyüktür. Kendinize karşı dürüst olmanın dünyayı anlamanıza ve düşünme şeklinize ne kadar faydalı olabileceğini kanıtlamak için hümanist psikoloji prensiplerinde bir gezintiye çıkmak istiyorum.

Hümanist psikolojiyi duymuş olmalısınız. Bu hareket, davranışsal psikoloji ya da Freud’un psikanalizine geçerli bir alternatiftir.

Hümanist psikoloji nedir?

Hümanist psikoloji, değişmiş bilinç durumlarının istisnai olmasının, insan olarak tam potansiyelimize ulaşmamız demek olduğu ve sözsüz tecrübelere özel ilgi gösterilen bir psikoloji ekolüdür. 

Hümanist psikoloji, 1960’ların devrimci kültür hareketlerinin sonucunda ABD’de ortaya çıkmış modern bir branştır. Farklı sosyal ve sanatsal alanlar için geçerli bir psikolojik yaklaşım olarak sağlam bir temele oturmuştur.

Hümanist psikolojinin yaklaşımlarını geçerli kılmak için destekçileri, ünlü Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau’yu temel alıyor.  Rousseau, insanoğlunu verimli, nazik, mutlu ve iyi duyarlılıklar geliştirmiş soylu vahşiler olarak tanımlar. Tabi, güç tecrübeler ya da toplum, tabiatlarını bozmadıysa.

“Her tutku, kontrolümüzde olduğu sürece güzeldir ve bizi köleleştiren her tutku ise kötüdür.”

– Jean-Jacques Rousseau

Hümanist psikolojiye göre kendimize sadık olmak

Hümanist psikoloji, insanların şu özelliklerini vurgular:

  • İnsanlar, küresel olmalıdır. Her insanın içinde duygular, davranışlar, eylemler ve düşünceler bir bütün oluşturur.
  • Özgürlük ve dürüstlüğün ilgili bir şekilde katıldığı kişisel bir açıdan bakıldığında insan davranışı kasıtlıdır. 
  • Her bireyin kişisel varlığı, kişiler arası bir bağlamdan geçmelidir. Her varlığın geliştiği bir bağlamdan. Ama yaşıtlarıyla sosyal ilişkilerinde bireyselliklerini daima göz önünde bulundurmalıdırlar.
  • İnsanoğlu, bağımsız bir kişidir. Her birey, kendi kararlarını alma becerisine sahiptir ve bunun sonucunda gelişimleri seçtikleri yönde ilerler.
  • Bağımsız bir insan, sosyal ve kişiler arası ilişkilerde kendi sorumluluklarını üstlenme becerisine sahiptir. 
  • İnsanların doğal eğilimleri, kendini gerçekleştirmektir. Bu nedenle, bireysellik ve kişisel gelişim ortaya çıkar.
  • Her insanın iç tecrübesi, kişiseldir ve kendi içinde bir anlama sahiptir. Bu tecrübeler, her bireyin kendisi hakkında sahip olduğu algılar ağını geliştirdikleri temel eksendir.

“İyi eylemlerin avantajlarından biri, ruhu yükseltmesi ve daha da güzel eylemlerin gerçekleşmesini sağlamasıdır.”

– Jean-Jacques Rousseau

Hümanist psikoloji yaklaşımları

Şimdi, hümanist psikoloji teorilerinde bulunabilecek farklı yaklaşımlara bir bakalım. Kıymetli bir varlığa sahip olabilmek için kendimize sadık olmanın ne kadar önemli olduğunu göreceksiniz:

  • Varoluşçuluk: Hümanist psikolojinin klasik yaklaşımlarından biridir. Varoluşçuluk, insan oğlunun temel meselesinin öz değil varlık olduğunu ileri sürer. Varoluşçuluk için zaman, hayat olasılığına ve gelecek ise o zamanı özgürce yaşamak demektir. Yaşadığımız acının manasız olduğunu onaylar çünkü insanlar acıdan farklı ifadelerle varlıklarından faydalanabilirler.
  • Ben ötesi: Maslow’un desteklediği bu hümanist akım, temel konseptin insan oğlunun psişik tatminine dayandığı kişi ötesi yaklaşımı kabul eder.
  • Carl Rogers’ın hümanist psikoterapisi. İki temel noktaya dayanır. Öncelikle, terapist-hasta ilişkisinde tam güven sağlanmalıdır. Mesele, hastaya empati iletmek ve onu anlamak için hastanın tecrübesini ve dünyalarını anlamak ile ilgilidir. İkinci olarak, terapistin yönetme rolünün tam olarak reddedilmesi gerekir.
  • Logoterapi. Viktor Frankl, hümanist yaklaşımını hayatın anlamını aramaya dayandırır. Zor durumların karşısında ruh sağlığımızı korumaya yarayacak ve güç durumlara düşmemize engel olacak bir anlamdır bu. Bu fikre uygun olarak içimizde tuttuğumuz ve bizi koruyan şey işte bu sadakattir.
  • İşlemsel analiz. Berne’nin desteklediği bir diğer yaklaşım ise hümanist psikolojiyi, kişinin güveninin ve varlıksal potansiyelinin yeniden sağlanması ve korunması olarak önerir.
  • Bioenerjik yaklaşım: Lowen, biyolojik enerjilerini özgürce ifade edemedikleri için nevroz ve içine atma durumlarına engel olmak üzere her insanın karakterinin incelenmesini savunur.

Hümanist psikolojinin büyük ölçüde kendinize sadık olmaya odaklandığı açıkça görülüyor çünkü yalnızca kendimiz olarak büyük bir potansiyel ve psişik beceriler geliştirmemiz mümkün olabilir.