İnsanların 24 Gücünün Anti-DSM Rehberi

28 Temmuz, 2017

Anti-DSM hareketi, pozitif psikolojinin insan değerleri ve güçlerine olan bağlılığını temsil eder. Bu bakış açısı, bizi mutlu eden şeyleri vurgulamayı ve ruhsal hastalıkları sadece sınıflandırıp inceleme eğilimine karşı koymayı amaçlar.

Yani DSM, Ruhsal Hastalık ve Sorunların Teşhis Rehberi iken VIA (Values in Action “Eylem Halindeki Değerler”) ise insan değerleri ve güçlerini kültürler arası bir seviyede anlamamıza yardımcı olacak ortak bir sözlük önererek ve şablonlar belirleyerek insan güçlerini sınıflandırmayı amaçlar.

Ayrıca DSM gibi VIA rehberi de araştırmacıların 24 güce ayrılabilecek 6 değeri doğru şekilde değerlendirmesine yardımcı olacak değerlendirme stratejileri ve anketleri sunar. Bu link ile kaydolduktan sonra siz de teste katılabilirsiniz.

24 insan gücü, mutluluğumuzun sırrı

Psikologlar Christopher Peterson ve Martin Seligman, bu inisiyatifin arkasındaki isimler. Bu araştırmacılar, 24 insan gücünü ifade etmeye yarayan 6 temel değeri belirlemiştir. Şimdi bu değerlere bir göz atalım: 

  1. Aşk:
    • Dostluk.
    • Samimi bir bağ.
    • Sosyal zeka.
  2. Engelleri aşma cesareti:
    • Cesaret/gözüpeklik.
    • Verimlilik ve dayanıklılık.
    • Dürüstlük.
    • Canlılık (arzu ve heves).
  3. Sağduyu ve bilgi:
    • Merak ya da başka bir deyişle etrafımızdaki şeylere ilgi duyma.
    • Bilgiye duyulan sevgi.
    • Eleştirel yargı gücü ve dinlemeye istekli bir akıl.
    • Yaratıcılık.
    • Bakış açıcı (kriterler)
  4. Adalet:
    • Yurttaşlık ve ekip çalışması.
    • Adalet ve eşitlik.
    • Liderlik.
  5. İnsan tabiatıyla ilgili özellikler:
    • Alçak gönüllülük.
    • Öz-kontrol.
    • İhtiyat ve tedbir.
    • Bağışlama ve merhamet.
  6. Aşkınlık:
    • Güzelliği takdir etmek.
    • Korku ve şaşkınlık.
    • Minnettarlık.
    • Umut ve iyimserlik.
    • Şakacılık ve mizah.
    • Maneviyat ve hedefler.

Eğitimde pozitif şeyleri vurgulamanın önemi

Aşırı iyimserliğe kapılmadan bu değer ve güçleri ne kadar çok geliştirirsek o kadar mutlu olabiliriz. Bu da toplumumuzda hem çocuklara hem de yetişkinlere sağladığımız formasyon ve eğitimi en iyi hâle getirmek söz konusu olduğunda ilerlememiz için harika yollar açabilir.

Güçlerimizi vurgulamak sayesinde bu kişisel, duygusal, bilişsel ve davranışsal yeterliliklerin gelişimini teşvik etmemize yardımcı olur. Bu insan güçlerini öne çıkarmanın önemini anlatan filmlerden birisi “Ölü Ozanlar Derneği”dir. 

Daha az katılık ve daha fazla esneklik olması gerektiğini savunabiliriz çünkü bakış açımızı geliştirmek, açık görüşlü olmak ve farkında, bilinçli olarak anlayıp öğrenmek ve her olasılığı değerlendirmek, dünyayla başa çıkabilen, güçlü insanların oluşmasını garanti etmek için esastır.

Çünkü burada sözünü ettiğimiz gibi eğitim insanlarda pozitif değişimleri teşvik etme ve kapılar açıp bu dünyaya ait varlıklar olarak gelişimimiz ile gerçekten ilgili olan şeyleri vurgulayarak yeterliliklerimizi her seviyede iyileştirme becerisine sahip olmalıdır.

Son birkaç yıldır eğitimimizde sosyal ve duygusal zekayı, başarı ve iyi gelişimin garantileri olarak öne çıkaran ‘insanlaştırıcı’ bir eğilim görüyoruz. 

Başka bir deyişle, insan güçlerinin gelişimini teşvik ederek çocuklarımızın daha mutlu ve kendilerinden emin olmasına, kendi kararlarını alabilen kişiler olmasına yardımcı oluruz. Ne var ki bugün bile okullardaki eğitim ve öğrenmeyi kişiselleştirme söz konusu olduğunda büyük bir eksiklik var.

Ancak sınıfların aşırı kalabalık olması nedeniyle bu görevi yerine getirmek imkansız hâle gelmektedir. Bunun yanında geleneksel bir okulda bunun için söz konusu bir kaç olasılığı da yok eden bir cehalet ve ‘eylemsizlik’ de mevcut. Einstein’ın meşhur bir sözündeki gibi:

“Hepimiz birer dahiyiz. Ama bir balığı, ağaca tırmanma kabiliyetine göre değerlendirirseniz, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirecektir.”

Artık buna dikkat etme ve güçlerimizi keşfetme zamanı.