Kanser Hastalarına Yardım Etmek: “Zamanımızın Kahramanları”

Şubat 14, 2018 İçinde Psikoloji 0 Paylaşıldı

Kanser hiç beklenmedik bir zamanda kapıyı çalar. Bu hastalık her gün kendini gösteriyor. Madalyonun asla görmek istemediğimiz yüzü. Her şey bir teşhisle başlıyor, teşhis onaylanıyor. Sonra ara vermeksizin yüzlerce soru hücum ediyor: Neden ben? Hayata tutunmaya çalışıyoruz ama acının çok fazla olduğu zamanlar oluyor. Bu yüzden kanser hastalarına yardım etmek çok çetrefilli bir iş.

Tedavi bittikten sonra bile kanser, kişinin ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde etki bırakıyor. En yaygın belirtiler, teşhis ve müdahale sürecinden kaynaklanan tükenmişlik ve psikolojik stres. Diğer yaygın problemler ise depresyon ve anksiyete, fiziksel zayıflık, dikkat ve hafıza problemleri.

“Bilirsiniz, bir kere kansere direnince diğer her şey kolay bir mücadeleye dönüşür.”

– David H. Koch

Sosyal destek tiranlığı

Hiçbir şey acı kadar eşsiz değildir. Hiçbir şey bu deneyim kadar kişisel değildir. Thiebault’un dediği gibi “Zararın önüne geçilebilir ama acı kaçınılmazdır.” Her zihin, duygusal veya fiziksel ağrı ile bütünleşmeyi ve bunlarla baş etmeyi başaramaz. İşte paradoks burada ortaya çıkar: Beden, canı yanmadığında sessiz kalır, fakat zihin sessizken acır. Kanser zor bir savaştır ve hastanın bununla nasıl yüzleşmek istediğini seçme hakkına saygı göstermek esastır. Yenilgi ve tükenmişlik de dahil olmak üzere tüm duygularını ifade etmelerine izin vermek de bu saygının parçasıdır. iletmelerine izin veriliyor.

Çoğu zaman cesaret verme ve teselli etme amacıyla destek sözlerine başvururuz. Ne var ki farkına varmadan bazen zorlayıcı beklentiler yaratmış oluruz. “Sen bir şampiyonsun.” “Üzülme güçlüsün sen.” Bazı durumlarda en saf ve iyi niyetle şefkatimizi gösterirken “hasta iyimser” imajını empoze ederiz. Sanki hastalar ve yakınları tüm heves ve güçleriyle hastalıkla yüzleşmek zorundaymış gibi. Kanser, son derece zor bir tecrübedir, her zaman mutlu bir tavır takınmak zorunda değilsiniz. Acı ve korkuya da yer bırakın.

Destek ve sevgi sunmak önemlidir ama hastaya aşırı bir örnek sunmamak ve omuzlarına daha çok yük yüklememek için dikkatli olmalıyız. Bu insanları, insanlık hâllerinden çıkararak “kahramanlara” dönüştürmek yanlıştır. Hastalıkları yeterince ağır bir yüktür zaten. Bizim refakat ve desteğimize ihtiyaçları var. Acılarını tanımalı, duygularını kabul etmeli ve çabalarına değer vermeliyiz. Onları dinlemeli ve ihtiyaçlarını görmeliyiz.

Aile üyelerine öfkelenme, yorulma ve acı çekme alanı tanımak da aynı şekilde önemlidir. “Böyle bir savaşçının” annesi, babası, kardeşi, çocuğu vs. oldukları için “gurur” duymaları gerektiğini söyleyerek onları bunaltmayın. Elbette destek vermeliyiz ama düşüp yeniden ayağa kalkmak için de alan sağlamalıyız. 

pembe kelebek saçlar

Hayatta kalmaya bir tehdit olarak kanser hastalığı

Kanser teşhisini öğrenmek kişide güçlü bir stres tepkisi yaratır. Kanser hastalarının 6 temel korkusu vardır: ölüm, bağımlı olma, sakatlık, yaşamlarının bozulması, rahat eksikliği ve çirkinleşmek. Bilgi almak çok önemlidir. İhtiyaçlarına göre yeterli bilgiyi alan hastalar tedavi sürecini daha iyi kontrol edebilirler ve tedavi konusunda daha aktif davranarak işbirliği yaparlar. Bu anlamda, belirsizlik ne kadar büyük olursa, rahatsızlık da o kadar artar.

Bu bilgi gerçekçi olmalıdır. Kişinin süreç hakkındaki tüm şüphelerini çözmek temel hedeflerden biridir. Ancak temelsiz beklentiler veya idealize edilmiş umutlardan uzak durmalıdır. Kimi zaman koşulsuz destek vermek zorunda olduğumuzu düşündüğümüz için doğruluğunu kontrol etmediğimiz bir şey söyleriz. Unutmayın, her zaman bir şey söylemeniz gerekmez. Kişinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmek ve onların zaman ve huzuruna saygı göstermek de anlayış ve şefkatin bir şeklidir.

“Kanser kurbanı ya da kanserden kurtulmayı başaran biri olabilirsiniz. Tamamen düşünce şekliniz ile ilgilidir bu.”

– Dave Pelzer

Mücadele tarzları

Kimi zaman sevdiklerimizin bu hastalığa verdiği tepkiyi anlamak kolay olmayabilir. Böylesi acı verici ve karmaşık bir anlarla karşı karşıya kaldığımızda kendi hareketlerimizi anlamamız bile zordur. Bir çok durumu kontrol edemeyiz, ne yapacağımızı bilemeyiz, sinirimiz bozulur ve o kişinin ne düşünüp hissettiğini anlamaya çalışırız. Ne de olsa onların acı çekmesini istemeyiz. Biz de acı çekmek istemeyiz.

Hastanın hastalıkla başa çıkması, kişinin sahip olduğu mücadele tarzlarıyla ilgilidir. Bu mücadele tarzları, hastanın düşünce şablonları ve kişilik özellikleriyle belirlenir. Genel olarak 5 mücadele tarzı vardır:

Savaşmak

Bu insanlar hastalığı bir meydan okuma olarak kabul eder. Şöyle düşünürler: “Hayatımı şimdiye kadar yaptığım gibi yönetmem gerek. Ne yapabileceğime karar vermem gerek.” Hatta teşhisin kendisi bile bir meydan okuma hâlini alır. Durum üzerindeki kontrollerini göz önüne alarak iyimser bir tahmin geliştirirler. Pek çok bilgi edinmeye çalışırlar. aşırı bilgi değildir bu, pratik ve faydalı bilgilerdir. Süreçte aktif bir rol üstlenmelerine yardımcı olacak şeyi ararlar.

sahilde günü kucaklamak

Kaçmak

Bu tarza sahip insanlar hastalığın neden olabileceği negatif şeyleri inkâr ederler. “O kadar da kötü değil, her şey aynı kalacak. Endişelenecek bir şey yok.” Tehdidin önemini azaltarak onu en asgari düzeyde algılamaya çalışırlar. Yönetilmesi kolay bir tahmin yöntemi belirleyerek hastalığın etkisini hafife alırlar. Bu tür mücadele tarzına sahip insanlar bir kaçış yolu olarak madde kullanımına yönelebilir.

Kadercilik

Bu mücadele trzına sahip insanlar pasif bir kabullenme tavrı takınır. “Her şey doktorların elinde.” “Tanrı kaderime karar verdi.” Boyun eğerler. Tehdidi çok ciddi görmez ve kontrolü, kendilerinin dışına bırakırlar (doktorlara, Tanrı’ya vs.) Durumla baş çıkmak için aktif stratejiler kullanmayan ve uyum sağlamada zorlanan hastalardır bunlar.

Çaresizlik

Hasta bunalmıştır. “Ölümü beklemekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok,” diye düşünür. Kendilerine konan teşhisi çok ciddi bir tehdit, büyük bir kayıp olarak görürler. Dolayısıyla, durumları üzerinde hiçbir kontrollerinin olmadığını hissederler. Doktorlar gibi üçüncü tarafların kontrolüne bile inanmazlar. Bu mücadele tarzına sahip hasta hijyen, beslenme vb konulara dikkat etmeyi bırakabilir . Ruh hâli bozuklukları da bu grupta çok yaygındır.

Anksiyete

Bu grup aşırı bir endişe ve anksiyete tepkisi yaşar. Her belirtiye karşı uyanık olmalı, elimden geldiğince çok şey öğrenmeliyim,” diye düşünürler. Hasta, büyük bir tehdit algılayarak durum üzerindeki kontrolünde sürekli şüphe duyar. Aynı şekilde gelecek konusunda da zihinleri bulanıktır. Bunun sonucunda sürekli olarak güven verici bilgiye ihtiyaç duyarlar. Bu tarzın beraberinde anksiyete ve psikolojik acıyı bedenselleştirme gibi bozukluklar görülebilir.

“Kanser, bir kelimedir sadece, bir ceza değil.”

– John Diamond

düşünen kadın

Hayat kalitesi

Yaşam kalitesini ele alırken başvurmamız gereken üç temel kriter var. Birincisi tamamen özneldir. Her birey eşsizdir ve tecrübeleri, hevesleri ve kişisel tercihleri temelinde yaşam kalitelerine değer verirler. Ayrıca çok boyutludur bu konu. Yani hastalık ve tedavisinin geniş etkilerini de hesaba katmamız gerekir. Son olarak ise geçicidir. Yaşam kalitesi, şu ana bağlıdır. Duruma göre değişir.

Yaşam kalitesi her zaman hastalıkla yakından ilintilidir. Hastalar yaşamak ister, hayatta kalmak değil. Bu da hastanın bağımsızlık ve aktivite seviyesini göz önüne almayı gerektirir. Aynı şekilde hastalığın ve psikolojik durumun etkisini de dikkate almak önemlidir (anksiyete depresyon, öz güven vs.)

Sosyal boyutu da unutamayız. Tatmin edici sosyal ilişkilere ve bir destek ağına sahip olmak çok önemlidir. Manevi hayat da aynı derecede önemlidir. Son olarak, para ve tıbbi bakım gibi maddi kaynaklar büyük önem taşır.

Kısacası, kişinin ihtiyaçlarını göz önüne almak şarttır. Kişinin kendi değerlendirmeleri ve arzuları temelinde aldığı kararlara saygı göstermek ve yardım etmek, güçlükleri yönetmelerine ve aşmalarına destek olacaktır. Mesele, yaşam süresini uzatmaya çalışmak değil, bu süreye yaşam katmaktır.

Bunlar da ilginizi çekebilir