Cesaret ve Acı

Ocak 20, 2018

Hayat her zaman kolay değildir. Esasen asla böyle değildir, en azından yaşamın kolay olmadığını hissederiz hepimiz. Mesele şu ki acılarımızın çoğunu başka insanlardan saklarız. Yaralarımızın tam yerini ve bizi ne kadar kırılgan hâle getirdiklerini yalnızca biz biliriz. Cesaret ve acı yan yana gider.

İçimizi yıkıp geçen bir tecrübe atlatmak, karşılaşmamız gereken en güç şeylerden biri olsa da bu aynı zamanda bir fırsattır. Bize geri adım atma, dünyayı nasıl anladığımızı değerlendirme ve zamanla kendimizi yeniden kurma şansını verir. Soru şu: bunu nasıl yaparız?

“Karşılaştığımız durumu değiştiremiyorsak, aşmamız gereken zorluk kendimizi değiştirmektir.”

– Vicktor Frankl

Acının ağırlığı

Hiç kimse acı çekmekten muaf değildir. Hiçbir uyarı yapmadan ya da davet göndermeden hayatımızı bölen tuhaf bir misafirdir. Genelde bundan kaçmak ya da en karanlık bodrumlara saklanıp sanki ı orada değilmiş gibi davransak da bizi etkilemesini önleyemeyiz. Girmesini yasakladığımız o karanlık bodrumdan bile gücünü sürdürür. Etkisini fark edemiyor olabiliriz çünkü karanlık, onun hareketlerini beklememizi ya da belirlememizi güçleştirir.

Acılarımız gölgelerde zaman harcadıkça üzerimizdeki etki ve güçleri artar.

Bazı insanlar sahte gülümsemelerle negatif hislerini saklarlar. Başka insanlar günlerini çeşitli etkinliklerle doldurur ve böylece düşüncelerden kurtulmak ister. Diğerleri sessizce kendilerine yalan söyleyip hissettikleri rahatsızlıkların üzerine bir bandaj yapıştırmaya çalışır. Hepimiz böyle bir şey yapmışızdır bu nadiren yaşanan bir şey de olabilir ama alışkanlık hâline de gelebilir.

Problem şu ki hangi türden bariyerler kurarsak kuralım acı çekmek er ya da geç yaşayacağımız bir şeydir. Sonuçlar fiziksel ya da duygusal acı olabilir.

yağmurda duran üzgün kadın

Acı çekmek beğensek de beğenmesek de yaşamın bir parçasıdır. Tehlike şu ki acı çok ağır ve uzun süreli hâle geldiğinde pek çok şekil alarak bir hayat tarzına dönüşebilir. Çevremizdeki her şeyi bulutlarla çevirir, koyu gri renge büründürür, hatta her şey simsiyah gözükür.

Esasen hissettiğimiz acının büyük kısmı (hepsi değil) acılı bir tecrübeden gelişir. Sevdiğimiz biri ya da bir şeyin acısını yaşamayı bırakmadığımızda yaşanır bu. Kaybı kabullenemeyiz. Bunun yerine ona direniriz ve işleri farklı kılmak için elimizden geleni yaparız. Bunu yaptığımızda farkına varmadan kendimizin acı çekmesine neden oluruz. Acı çekmek çok zordur ama yasımızın ortasında başlayıp bizi kemiklerimize kadar üzüntüyle ıslatan yağmurdan sığındığımız yerdir aynı zamanda.

Sevdiğimiz birinin ölümü, bir ilişkinin sonlanması bir arkadaşın ihaneti ya da kovulmak, acı çekmemize yol açan kayıp türlerinden bazılarıdır. Bunlar, dikkat edip ilgilenmediğimiz sürece asla kanamayı bırakmayacak yaralardır. Birleştirmesi güç kırık parçalara dönüşebilirler.

Dirençli bir şafak

Bazı insanlar, yaşadıkları acıdan kaynaklanan bozukluk veya bazı gerçek sorunlar geliştirebilirler. Ama genelde böyle olmaz. Bazıları yaşadıkları travmatik tecrübe sonrasında eskisinden daha güçlü olmayı başarabilir. Bunlar onlara acı yaşatan ama büyümelerine de yardımcı olan deneyimlerdir. Öyle ya da böyle, o tecrübeden bir fayda çıkarırlar.

Wortman ve Silver tarafından gerçekleştirilen bir çalışma, hayatın darbelerine karşı beklenmedik bir güçle direnen insanlar olduğunu onaylamaktadır. Bunun nedeni direnme kapasiteleridir. Direnerek dengelerini korumayı başarmakta ve günlük yaşamlarında travma ve acıdan aşırı etkilenmemektedirler.

Bu durum düşündüğümüzden güçlü olduğumuza inanmamıza neden olmaktadır. Gücümüz bizi yarı yolda bıraksa bile küçük bir ışık görmemizi sağlar. Yolumuzu aydınlatır böylece kırık parçaları toplayıp kendimizi birleştirebiliriz. Bu, direnç gücümüzün şafak vaktidir. Üzüntülerimiz ve acımızın ağırlığının gücümüzün iyileştirici tesirine teslim olduğu andır. Direnmemize ve kendimizi yeniden yapılandırmamıza yardımcı olur.

“Dünya acı odlu olsa da acıyı aşma gücüyle de doludur.”

Helen Keller

sisler içinde tek bir çiçek

Hissettiklerimizi gözardı etmek yerine bunu bir hayat dersi olarak kabul etmeli ve gözlerimizi dört açarak yaşamalıyız. Buna alışmak biraz zaman alabilir, tıpkı karanlıkta görmeye gözün alışması gibi. Hayat bizi devirdiğinde ve paramparça ettiğinde bile güçlü hissetme becerimiz sayesinde yaşadıklarımızı aşabiliriz. Bu sayede kimliğimizi yerine koyabilir, kırık parçaları tek tek toplayabiliriz.

Bu dirençtir. En güzel becerilerden biridir ve hepimize okulda öğretilmesi gereken bir şeydir. Yaralarımızı iyileştirmeyi, onları sevgiyle tedavi etmeyi ve onlardan neler öğrenebileceğimizi öğrenmek. Peki bunu nasıl yaparız?

Kendimizi yeniden inşa edebilmek için parçaları toplamak

Gördüğümüz gibi fırtına sonrası gelişmek mümkündür ama kolay değildir. Karmaşık ve dinamik bir süreçtir. Psikiyatr Boris Cyrulnik’e göre bu süreç sadece kişisel evrimi değil kişinin kendi yaşam hikâyesini yapılandırma sürecini de gösterir. Direnç gücümüzü en üst düzeye çıkarmak ve kırık parçalarımızı toplamak için bize yardımcı olacak bazı faktörler vardır:

  • Öz güven ve karşılaşmalarla baş edebilme becerisi
  • Duygu ve hislerimizi kabul etme
  • Hayatta anlamlı bir amaca sahip olmak
  • Pozitif tecrübeler gibi negatif tecrübelerden de ders çıkarabileceğimize inanmak
  • Bir destek ağına sahip olmak
küçücük gülümseyen kadın

Ayrıca travma sonrası gelişim ile ilgili en fazla araştırma yapmış iki yazar olan Calhoun ve Tedeschi, acı ve sıkıntıların bizi sadece bireysel düzeyde değil ilişkilerimiz ve yaşam felsefesi düzeyinde de değiştirdiğine işaret etmektedir.

Acılı tecrübelerle karşılaşma korkutucudur ama onlardan kaçmak acımızın süresini artırır. Kaçmak, tehlikeli bir şekilde dönüşüm geçirmelerine neden olur. Gerçek cesaret, korkuya rağmen devam etmektir, bedenimiz içten içte titreyip parçalanırken ilerlemek demektir.

Hayatta tecrübelerimizi işlemek ve acımızla yalnız kalmak için zamana ihtiyacımız vardır. Bu yalnızlık anlarında onu anlayabiliriz. Önemli olan şeyin yürümeye devam etmek olduğunu öğreniriz, adımlarımızın büyük ya da küçük olmasının önemi yoktur. En güçlü insan, asla düşmeyen değil düştükten sonra ayağa kalkıp yürüyebilen ve düştüğü için daha güçlü olan kişidir.