Jean-Martin Charcot: Alışılmışın Dışında Bir Bilim İnsanı

Şubat 20, 2019

Jean-Martin Charcot ünlü bir nörolog ve doktordu. 1825 yılında Paris’te dünyaya geldi ve psikolojide de tıpta da çığır açan çalışmalara imza attı. Meşhur Guillauma Duchenne de Boulogne’in öğrencisiydi. De Boulogne ve Jean-Martin Charcot nörolojinin babaları sayılmaktadırlar. Jean-Martin Charcot aynı zamanda psikanalizin de öncülerindendi.

Jean-Martin Charcot 30 yıl boyunca meşhur Pitié-Salpêtrière Hastanesi’nde çalıştı. Charcot işe başladığında, hastanede yaklaşık 5,000 hasta vardı. Yaklaşık 3,000 tanesi akıl hastalığından yatmaktaydı. Bu hastanede, yeni doktorlar çalışmaktaydılar ve yeni yöntemlerle ilgili deneyler gerçekleştirmekteydiler. Burası, her şeyin beyinle alakalı olduğu bir dönemde, dünyanın en önemli tıp merkeziydi.

“Teori iyidir, fakat dış etkenlerin gerçekleşmesini engellemez.”

– Jean-Martin Charcot

Jean-Martin Charcot histeri tedavisi için hipnoz yöntemini kullanmaya başladığında Avrupa’da oldukça tanınır hale geldi. Kendisi, öncelikle bir bilim insanıydı. Bu sebepten ötürü, tıp alanındaki bütün yeniliklere açıktı. Gözlemleri onu, çağdaşlarına nazaran çok daha fazla araştırdığı histeri hastalığına özel bir ilgi duymaya yönlendirdi.

Bunu da okuyun: Günlük Yaşamınız İçin Kendinize Hipnoz Uygulamak: Bilinçaltınızı Programlamayı Öğrenin

Jean-Martin Charcot ve Salpêtrière’ye Varışı

Jean-Martin Charcot her türden hastayla çalıştı. Hastaları arasında hayat kadınları, serseriler, kognitif problemleri olan insanlar ve toplumdan dışlanan diğer kişiler bulunmaktaydı. Salpêtrière o zamanlar insanlığın sefaletini yansıtan devasa bir akıl hastanesi olarak bilinmekteydi. Bu kaotik yeri Avrupa’nın en önemli tıbbi araştırma merkezine döndüren kişi Charcot idi.
tarihten histerik kadın fotoğrafı

Hipokrat zamanından beri, yumurtalıkların kadın vücudu içerisinde dolaşan hareketli bir organ olduğu düşünülmekteydi. Bu organ göğse ulaştığı vakit, ciddi semptomlara sebebiyet veriyordu. Bu semptomlar arasında garip çırpınmalar ve sıcak basmaları yer alıyordu. Bu duruma histeri adı verilmekteydi. Çoğu kadın bu semptomları gösteriyordu. Histerinin yalnızca kadınları etkileyen bir durum olduğu düşünülüyordu.

Charcot’nun hastaneye gelmesiyle çoğu hasta tedavi görmeye başladı. Öte yandan, kadınların çoğuna histeri teşhisi kondu. Fakat Fransız doktorun notlarına göre, bazı erkekler de histerik olarak sınıflandırılabilecek semptomlar göstermekteydiler. Kadınlarda, sıcak basma ve nöbet geçirmenin yanı sıra, körlük ya da felç gibi hastalıklar da görülüyordu. Bu vakalarda ortak olan nokta, gösterdikleri semptomların tıbbi bir açıklaması olmamasıydı.

Histeri

Jean-Martin Charcot her şeyden öte bir beyin öğrencisiydi. Araştırmaları sayesinde skleroz, beyin kanaması, Friedrich hastalığı ve Tourette sendromu gibi hastalıkların anlaşılmasına imkan tanıdı. Fakat, merakı onu yine epilepsi denilen hastalığa sahip kişilerin olduğu koğuşa sürükledi. Buradaki hastaların %90’ı histerik ve sinir hastası olarak sınıflandırılmaktaydılar.
kadını inceleyen bilim insanları

Charcot, histerinin yumurtalıklarla değil, beyinle ilgili olduğunu kanıtladı. Aynı zamanda bu çırpınma, sıcak basma, felç ve diğer açıklanamayan semptomların geçmişte yaşanan durumlarla ilişkili olduğunu bir teoriye dönüştürdü. Hemen hemen aynı zamanda, bu korkunç durumun hipnoz ile tedavi edilebileceği fikrini ortaya attı. Bu sayede zamanın en büyüleyici senaryolarından biri ortaya atılmış oldu: Salı toplantıları.

Salı toplantılarında, neredeyse çoğu zaman histerik bir senaryonun takip edildiği histeri vakalarını sundu. Fransız doktor hipnoz altında semptomların nasıl yok olduğunu tek tek gösterdi. Bu vakalardaki hastaların hepsi kadın değildi. Erkeklerin de histeri hastası olabileceği kanıtlandı.

Jean-Martin Charcot, Bir Tartışma Konusu

Charcot’nun çoğu meslektaşı onu eleştirdi. Onu, bilimsel olmamakla ve Salı toplantılarını sirke çevirmekle suçladılar. Bu suçlamalar adil değildi. Oldukça bilimsel bir ruhu vardı ve bu sebeple bu suçlamaların doğruluğu hiçbir zaman ispatlanmadı. Kısa zamanda, histeri ve hipnoz arasında bağlantılar kurmaya başladı.

Charcot, travmatik histerinin kişinin beyninde derin etkiler yaratan bir olay ile tetiklendiği fikrini ortaya attı. Travmatik histeride, bir olay meydana gelir. Travma, kendini hipnotize etme gibidir: yetki travmadadır ve travmaya uğrayan kişinin farkında olmadan garip davranışlar sergilemeye başlamasına sebep olur.
jean-marie charcot

Charcot’nun en önemli katkılarından biri “travma” kavramını beyin ile sınırlandırmasıydı. Charcot’nun öğrencilerinden olan Sigmund Freud, onun çalışmaları sayesinde psikanalizi keşfetti.