Her Zevke Uygun 18 Müzikal

09 Temmuz, 2020
Müzikal sinema filmleri çocukluğumuzdan beri hayatımızda bulunuyor. Birbirinden çok farklı tarzlarda yapımlar bulunan bu türü en iyi temsil ettiğini düşündüğümüz küçük bir derleme listesini kronolojik olarak beğeninize sunuyoruz.
 

Müzikal tiyatronun kökenleri on dokuzuncu yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. Bu özel sanat türü o zamandan güne dek pek çok değişime uğramış ve çok farklı adaptasyonları yapılmıştır. Halen tiyatroya gidip keyifle izleyecebileceğimiz çok sayıda müzikal yapım bulunmaktadır. Ancak bunun yanında bu tür yapımların önemli bir kısmının sinemaya da uyarlandığının altını çizmek gerekir.

Bu yazımızda sizlere tüm zamanların müzikal filmlerinden küçük bir derleme sunuyoruz. Müzik ve sinemanın bir araya gelmesi hep çok ilginç olmuştur. Farklı olumsuzlukların yaşandığı günlerde bu tür tercihler hayatımızı bir nebze de olsa tatlandırıp keyfimizi yerine getirebilir.

Elbette bazıları size beklediğiniz kadar eğlenceli ve keyifli gelmeyebilir. Ancak hemen bir başkası mutlaka ilginizi çekecektir. Çünkü bu türde ortaya konmuş olan farklı yapımlar her türden zevke hitap eden bir nitelik taşır. Bugün sizler için bu yapımlara ait kısa bir listeyi bir araya getiriyoruz.

1. Oz Büyücüsü, Victor Fleming (1939)

Filmde, siyah ve beyazın sadeliği ve süssüzlüğü ile şekillenmiş gerçek bir dünya içinde gözlerimizin önünde açılan renkli ve fantastik başka bir dünyaya şahit oluyoruz.

Judy Garland’i bir efsaneye dönüştüren film sinema tarihinin önemli bir parçalarından biridir. Elbette müzikal denince de en önde gelen filmler arasında yer almaktadır.

Bu film, ölümsüz Somewhere Over the Rainbow şarkısı ve eşsiz hikayesi sayesinde hafızalarımıza kazınmıştır. Son olarak filmin UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesine eklendiğini de belirtelim.

 

2. Singing in the Rain, Gene Kelly ve Stanley Donen (1952)

Film, yüzyılın ilk yarısından sinematografik sanatın üstkurmacası olarak karşımıza çıkmaktadır. Gene Kelly’nin yağmur altındaki o unutulmaz dansı bıkkınlık verecek sayıda çok kez taklit edilmiş ve pek çok yapıma konu olmuştur. Bu klasik, Stanley Kubrick’in Otomatik Portakal adlı yapımında bile şiddet içerikli bir biçimde kullanılmıştır.

3. Batı Yakası Hikayesi, Robert Wise ve Jerome Robbins (1961)

İşte türün klasiklerinden bir diğeri daha: Batı Yakası Hikayesi (West Side Story). Romeo ve Juliet’in modern versiyonu olan bu filmi aslında tanıtmaya pek de gerek yok.

Sahneler, eski Verona yerine New York caddelerinde geçiyor. Peki ya karşı karşıya gelen taraflar? Bir yanda Porto Rico asıllı bir sülale olan Köpekbalıkları, diğer tarafta ise Avrupa’dan gelen Jetler.

4. Mary Poppins, Robert Stevenson (1964)

Çocuk klasikleri arasında vazgeçilmezler arasında bulunan bir filmin bu listenin dışında kalması elbette düşünülemezdi. Mary Poppins, aradan geçen bunca zamana rağmen nesilden nesile ufaklıkları kazanmayı sürdüren bir yapım.

Oscar’a en fazla aday gösterilmiş olan bu Disney filminin, aday olduğu 13 daldan 5’inde Oscar kazandığının da altını çizelim. Julie Andrews ve Dick van Dyke’ın başrollerini paylaştığı bu yapımda gerçek çekimlerle animasyonlar bir arada kullanılmış. Elbette böyle bir teknoloji filmin yapıldığı dönem için inanılmaz bir başarı olarak kayıtlara geçmiş.

5. Cherbourg Şemsiyeleri, Jacques Demy (1965)

 

Uzunca bir süre kült filmler arasında yer alan bu yapımda Catherine Deneuve oldukça genç haliyle karşımıza çıkıyor. Ancak Deneuve’ün seslendirmesini ise Fransız şarkıcı Danielle Licari yapmış.

Cherbourg Şemsiyeleri romantik drama kategorisinde bir film. Sosyal farklılıklar, filmin kahramanlarının birbirleri ile olan ilişkilerinde ciddi bunalımların yaşanmasına sebep oluyor.

6. Damdaki Kemancı, Norman Jewison (1971)

1960’lı yılları geride bırakıyor ve sinemada müzikal yapımlar açısından oldukça önemli bir zaman dilimi olan 1970’lere göz atmaya başlıyoruz. Ukrayna’da bir köyde yaşayan sütçü Tevye, kızlarının güzel birer evlilik yapmalarını istiyor. Evlenecekleri kişilerin ailenin ekonomik durumunu garanti altına alacak iyi birer mevki sahibi erkekler olmalarını bekliyor.

Film oldukça çalkantılı bir içeriğe sahip. Rusya’da Çar zamanında hayatta kalan Yahudi diasporasının yaşadığı değişimleri ve hayatın zorlukları ön plana çıkıyor. Filmde özellikle dördüncü duvarın yıkılması ve doğrudan seyirciye hitap etmesi ilginç bir ayrıntı olarak yer alıyor.

7. Kabare, Bob Fosse (1972)

Daha önce de altını çizdiğimiz gibi 70’li yıllarla birlikte tarihin en ikonik müzikalleri karşımıza çıkıyor. Bu dönemin önemli yapımlarından biri olan Kabare‘deki enerji dolu ve yorulmak bilmeyen performansıyla Sally Bowles rolündeki Liza Minelli’yi hatırlamamak mümkün değil.

Eğer Judy Garland müzikal kariyeri sayesinde bir ikon haline dönüştüyse, kızı Liza da aynı şeyi Kabare ile gerçekleştirmiştir. 1930’ların Berlin’inde geçen filmde gece hayatı Kit Kat Klub olarak bilinen bir mekanda yoğunlaşıyor.

 

Genç bir Amerikalı olan Sally bu bölgenin yıldızıdır. Saygısız, görgüsüz ve neredeyse bir o kadar da sofistike bir karakter olan Sally Kabare‘nin de parlayan bir yıldızı olarak karşımıza çıkıyor. Yıllar sonra 1979’da Fosse ona garip bir müzikal olan All that Jazz ile yeniden güzel bir sürpriz yapacaktır.

8. The Rocky Horror Picture Show, Jim Sherman (1975)

Saygısız karakterlerden konu açılmışken eksantrik Frank-N-Furter’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Richard O’Brien tarafından yaratılan ve Sharman tarafından uyarlanan önemli bir müzikal yapım olan The Rocky Horror Picture Show, dönemin kuralları, standartları ve ahlak anlayışına rağmen gölgede kalarak başarı sağlamış bir filmdir.

İlginç bir biçimde insanlar bu filme karşı reaksiyon göstermiş, sinemalara kılık değiştirerek gidip filmi izlemiş ve hatta gösterimler esnasında filmle bir etkileşim içine girmişlerdir. Adeta bir mit halini alan bu film, geleneksel yargıları yerle bir etmiş ve cinsellik konusunu özgürce ve fantastik bir biçimde dile getirmiştir. Bu yapım halen dünyanın dört bir yanında takipçilerinin ilgisini çekmeye devam etmektedir.

9. Grease, Randal Kleiser (1978)

Grease, hiç şüphesiz tüm zamanların en bilinen müzikal yapımları arasında yer almaktadır. Bu film, Olivia Newton-John ile birlikte Cumartesi Gecesi Ateşi (Saturday Night Fever – John Badham, 1977) adlı yapımla bu türde daha önce de yer almış olan John Travolta’nın şöhretin zirvesine çıkmasını sağlamıştır.

 

Bununla birlikte her ne kadar ikonik ve eğlenceli danslar içerse de, Grease‘in büyüsünün zaman içinde azaldığı da bir gerçektir.

10. Bırak Güneş İçeri Girsin (Hair), Milos Forman (1979)

1970’li yılları geride bırakırken bu dönemi bu yapımdan daha iyi yansıtan bir müzikal bulamazdık. Dönemin meşhur hippi akımı, Vietnam Savaşı ve rock müzik Bırak Güneş İçeri Girsin filminde bir araya gelmiş.

Bu yapım aslında on yıl önce tasarlanmış olan ve Broadway’de zaten başarıya ulaşmış olan türün bir uyarlaması olarak ön plana çıkıyor: Savaşla yüzleşme ve aşk.

11. Cazcı Kardeşler (The Blues Brothers), John Landis (1980)

Bu ikonik film aslında Saturday Night Live adlı televizyon programından ortaya çıkmıştır. John Belushi ve Dan Aykroyd, bu televizyon programında Cazcı Kardeşler adıyla komik müzikal skeçlerle izleyicilerin karşısına çıkmışlardır.

Zamanla popülaritesi artan ve daha geniş bir izleyici kitlesine kavuşan bu program bir süre sonra beyaz perdeye taşınmıştır. İşte bu noktadan sonra da hepimizin hafızalarına kazınan o unutulmaz film müziğiyle daima hatırlanacak olan yapımlar arasındaki yerini almıştır.

12. Monty Python ve Hayatımın Anlamı (Monty Python’s The Meaning of Life), Terry Jones (1983)

Monty Python’un hikayesi bir şekilde The Life of Brian (1979) tarafından elde edilen büyük başarının gölgesinde kalmıştır.

Ancak yine de film, sıra dışı espri anlayışına ek olarak kendimizi mizahın felsefi doğası konusunda sorgulamaya davet etmektedir. Hayatın anlamı nedir? Bu ilginç müzikalde Monty Python, komedi ile absürd kavramlar arasında bu soruya yanıt bulmaya çalışmaktadır.

 

13. Küçük Korku Dükkânı (Little Shop of Horrors), Frank Oz (1986)

1960’larda Küçük Korku Dükkanı adı altında B serisi filmler ortaya çıkmıştı. Bu film zaman içinde dünyada en fazla izlenen B serisi filmler arasına girmiştir. Frank Oz da bu seriye hak ettiği saygısı sunmak için son bir filmin altına imzasını atmıştır: unutulmayan bir 80’ler uyarlaması yapmak. Küçük Korku Dükkanı‘nda komedi, korku ve müzikal bir araya geliyor.

14. Sulugöz, John Waters (1990)

Bu filmle John Waters bizlere kötüyü de sevmeyi, korkunç olan şeylerde güzelliği keşfetmeyi ve kötü zevkten keyif almayı öğreten bir yapımın altına imza atıyor. Yani bu müzikal filme parodiden başka bir tanımlama yapmak mümkün değil. Sulugöz adlı yapımda sadece tek bir gözyaşı damlası ile ağlama yeteneğine sahip genç bir adam karşımıza çıkıyor. Bu genç adam lisedeki tüm kızları çileden çıkarıyor.

Johnny Depp ya da Iggy Pop gibi oyuncu kadrosuyla ön plana çıkan Sulugöz, daha önce değindiğimiz Grease gibi basmakalıp gençlik müzikallerini net bir biçimde alaya alarak eğlenceli ve hatta garip bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

15. Noel Gecesi Kabusu (The Nightmare Before Christmas), Henry Selick (1993)

Hayır, öyle görünmesine rağmen bu filmin yönetmeni Tim Burton değil. Ancak filmin kahramanı ve genel olarak senaryosu Burton’ın bir şiirinde geliştirdiği orijinal bir fikre dayanıyor.

Bu özel listeyi, bizlere sayısız müzikal yapım sunan animasyon sinemasından da bir örnek almadan bırakmak büyük bir eksiklik olurdu. Müzikal animasyon deyince de en unutulmaz yapımlar arasında önde gelenlerden biri elbette Noel Gecesi Kabusu adlı yapımdır.

 

16. Çöller Kraliçesi Priscilla (The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert), Stephan Elliott (1994)

Nasıl The Rocky Horror Picture Show sinemada devrim niteliği taşıyan görüntüleri ile seyircileri adeta çılgına çevirdiyse, aynı şeyi 90’lı yıllarda Priscilla yapmıştır. Eğlenceli, ikonik ve dönemi mükemmel bir biçimde yansıtan film müziği ile bu yapımda en insani bileşen kesinlikle gözardı edilmemiştir.

Filmde karşımıza çıkan drag queen‘ler kişisel hikayeleri ile toplumun ilgisini çekmiş ve renkli drag dünyasının diğer bir yüzü olan homofobiyi kınayan dramatik bir bakış açısını da izleyicilere sunmuştur.

17. Kırmızı Değirmen (Moulin Rouge), Baz Luhrmann (2001)

Moulin Rouge, sinemanın adeta kafasını kaldıramadığı bir anda ortaya çıkmış bir yapımdır. Nicole Kidman ve Ewan McGregor’un başrolünü paylaştığı bu film son dönemin en fazla akıllarda kalan yapımları arasında yer almaktadır. Ancak buna rağmen sinema eleştirmenlerinin tamamının beğenisini aldığını da söyleyemeyiz.

Kronolojik hatalar ve estetik açıdan aşırılıkları filme alışılmışın dışında bir müzikal yapım kimliği vermiştir. Bu durum toplum tarafından alkışlanan ancak eleştirmenlerin pek de beğenmediği bir türün küllerinden doğmuş olması anlamına gelmektedir. Ancak ne olursa olsun Moulin Rouge bir başarı hikayesidir ve aynı zamanda müzikal dünyanın geri dönüşünü simgelemesi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir.

18. La La Land, Damien Chazelle (2016)

Geride bıraktığımız on yılın müzikal filmler açısından nispeten daha verimli olduğunu söyleyebiliriz. Bunun en önemli kanıtı La La Land adlı yapımın 2016 yılında çok sayıda izleyiciyi sinema salonlarına çekmeyi başarmış olmasıdır. Son derece eski moda olarak görülen bu sinema türü sonunda ikinci altın çağına girmiş gibi görünüyor.

 

Aslında filmin konusu farklı yapımlardan tanıdığımız bir hikaye. Ayrıca bu listedeki birden fazla filmi de hatırlatıcı nitelikte. Bu nedenden dolayı öyle bir zaman geldi ki böyle bir müzikal yapım artık bir gereklilik haline dönüştü. Bunun sonucunda da ortaya çıkan bu film sıradan bir başarıdan çok daha ötede bir noktaya ulaştı.

Büyük bir olasılıkla bu listede pek çok önemli yapım bulunmuyor. Çünkü müzikal sinema oldukça verimli bir tür olarak ön plana çıkıyor. Bu yüzden bu kadar kalabalık bir liste arasından seçim yapmak gerçekten de çok zor. Bu nedenle de zevklerin herkese göre değiştiğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ancak yine de sizler için hazırladığımız bu kısa listenin ağzınızda güzel bir tat bıraktığını umuyoruz. Hepsinden de önemlisi bu listenin, filmlerden bazılarındaki ritmleri hatırlama ve dans etme arzunuzu uyandırmış olmasını diliyoruz.

“Müziksiz bir hayat, hatadır.”

– F. Nietzsche