Gregory Bateson’ın Çözümsüz Çelişki Teorisi

· Şubat 17, 2019

Çözümsüz Çelişki Teorisi, antropolog Gregory Bateson ve Kaliforniya Palo Alto’daki araştırma ekibi (1956) tarafından geliştirilmiştir. Sistematik bir bakış açısı ile çerçevelenir ve biriyle iletişim kurduğunuz zaman çakışan mesajlar aldığınız tüm durumlardan bahseder.

Şizofreninin psikolojik kökenlerini açıklamaya çalışmak için bu teoriyi ortaya koydular, ama beyin disfonksiyonu ve vücudun kendisi ile ilgili teorileri bir yana bıraktılar. Üzücü gerçek şu ki, şizofreni hala en şaşırtıcı akıl hastalıklarından biri. Aslında, nasıl ortaya çıktığı hakkında pek çok teori var. Bazıları biyolojik, bazıları ise sosyal kökleri olduğunu söylüyor. Şimdi daha derinlere ineceğiz ve size Çözümsüz Çelişki Teorisi hakkında daha iyi bir fikir vereceğiz.

Gregory Bateson’un kısa biyografisi

Gregory Bateson, 9 Mayıs 1904’te İngiltere’nin Grantchester kentinde doğdu. Bir antropolog, sosyal bilimci, dilbilimci ve sibernetikçiydi; aynı zamanda başka birçok alanda da etkisi oldu. En göze çarpan fikirlerinden bazıları Zihin Ekolojisine Adımlar (1972), Zihin ve Doğa: Gerekli Bir Birlik (1979) ve Melekler Korkusu: Kutsal’ın Epistemolojisine Doğru (1987) kitaplarında yer alıyor.

Bateson ve ortakları, Jay Haley, Donald Jackson ve John Weakland gibi insanlar “sistemik bakış açısı”nı geliştirmede öncü olmuşlardır. Bazı akademik çevreler, karanlık, eksantrik kişiliğinden ve başardığı şeylerden dolayı onu etkileyici kült bir figür olarak görüyor. Ancak, bütüncülüğe, sistemlere ve sibernetik konularına duyulan ilginin artması, eğitimciler ve öğrencilerin çalışmalarını yayınlamaları için doğal bir baskıya yol açtı.

Bateson’a göre iletişim, insan ilişkilerini mümkün kılan şeydi. Başka bir deyişle, bir destek ışını görevi görmüştür. Ona göre bu, bir kişinin diğerini etkilediği her süreci içeriyordu. Bu şekilde baktığınızda, kesinlikle analiz etmemiz gereken medya, sosyal yapımızın temel bir bileşeni olarak öne çıkıyor.

Bateson, bazen iletişimde ortaya çıkan çözümsüz çelişkiden kurtulmamız gerektiğini söyledi. Ayrıca televizyonda bunu sürekli görebileceğimizi de ekledi. Örneğin, bir şov belirli bir ahlaki değeri övecek ve bir başkası da buna karşı çıkacaktır. Bunun yaptığı şey, izleyicinin aklında çatışmalar yaratmaktır. İzleyici, eleştirel düşünme için gelişmiş bir kapasiteye sahip olmayan çocuklar ya da insanlarsa, bu durum daha da doğrudur.
gregory bateson

Çözümsüz çelişki nedir?

Bateson’a göre, çözümsüz çelişki, iki ya da daha fazla mesaj arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanan bir iletişim ikilemidir. Bu yüzden ne yaptığınız önemli değildir, çünkü yaptığınız herhangi bir seçim yanlış olacaktır. Bu durumda, iletişim yalnızca acı çekmeye neden olur ve hatta psikolojik bozukluklara yol açabilir.

Bunu bir örnekle daha iyi açıklamaya çalışacağız. Bir çocuk, şefkatli olmakta zorlanan annesi ile etkileşime girmeye çalışır. Anne, çocuğunu ne kadar sevdiğini gösterir, ancak sadece beden dilini kullanır. Çocuk sadece reddedilme belirtileri görür. Annenin çocuğuna gönderdiği sözlü mesaj vücudunun gönderdiği mesajla aynı çizgide değildir. Sonunda, çocuk kendini şefkatle reddetme arasındaki bir çatışmaya hapsolmuş bulur.

Bir başka örnek ise ünlü ifade: “Spontan ol”. Asla yerine getiremeyeceğiniz çifte anlamı olan bir mesajdır. Eğer spontan değilseniz, size söylenen bu şeyi yapmazsınız. Fakat spontan iseniz, o zaman hala size söylenileni yapmıyorsunuz, çünkü onların söylediğini yapmak spontan değildir.

Çözümsüz Çelişki Teorisi

Çözümsüz çelişki teorisi, bir iletişim analizine, dahası Russell’ın mantıksal tip teorisine dayanmaktadır. Bu teoriyi ve şizofrenik hastaların gözlemlerini kullanarak, “çözümsüz çelişki” fikrine ulaştılar. Gördüğünüz gibi, çözümsüz çelişki durumunda ne yaparsanız yapın, kazanamazsınız.

Bateson, sürekli olarak çözümsüz çelişkilerde olan bir kişinin şizofrenik semptomlar geliştirebileceğini söyledi. Çözümsüz çelişki teorisinin temel fikri, bir grupla üyeleri arasında bir boşluk olduğudur çünkü grup kendi üyesi olamaz. Üyeler de grubun bir parçası olamaz, çünkü onun için kullandıkları kelime yalnızca soyut bir seviyededir.

Söz konusu gerçek iletişim olduğunda, boşluk (ya da bozulma) sürekli ve kaçınılmaz olarak mevcuttur. Bu doğrultuda, anne ile çocuk arasında iletişim boşluğu olması halinde, bu durum insan vücudunda da bu gerçekleşir. Bu bazen şizofreni dediğimiz şeye yol açabilir; bu, çok ciddi bir psikotik zihinsel bozukluktur. Başlıca özelliklerinden biri, düşüncenizi ve dilinizi kullanma şeklinizi değiştirebilmesidir.
duvara dayanmış mıtsuz

Çözümsüz çelişkin ortaya çıkması için gerekli bileşenler

İşte bir çözümsüz çelişki senaryosunun ortaya çıkması için gerekli faktörler:

  • İki ya da daha fazla insan. Bunlardan biri “kurban”. Çözümsüz çelişki her zaman annenin bir ürünü değildir. Sadece onun ya da bir anne, baba ve / veya kardeşlerin birleşimi olabilir.
  • Tekrarlanan deneyim. Çözümsüz çelişki, mağdurun hayatında tekrar tekrar olur. Tek bir travmatik deneyim değildir. O kadar sık tekrarlayan bir deneyimdir ki, kişi bunu yaşamın bir gerçeği olarak kabul etmeye başlar.
  • Olumsuz bir komut. Bu iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. “Bunu yapma, yoksa seni cezalandırırım” ve “Bunu yapmazsan, seni cezalandırırım.” Mağdurun öğrenme merkezleri, cezadan kaçınma etrafında dolaşır, ama bu bir ödül arayışı değildir. Ceza, sevgi ya da nefret ve sertlik görememek olabilir. Bunların yıkıcı yanı, bir ebeveynin tam bir acizlik ifadesinden gelen bir tür terk edilmeyi de içerebilecek olmasıdır.
  • İlk çatışmada ikinci bir komut. Bu daha soyut bir düzeyde olur. Mağdur, yaşamının tehlikede olduğunu gösteren cezalar ya da işaretler alır ve bu çatışmayı daha da güçlendirir. İkinci komutun sözlü formu birçok farklı şekil alabilir. Örneğin: “Bunu bir ceza olarak görme” ya da “Sana söylediğim her şeyi yapma.” İki ayrı insanın kurbana çözümsüz çelişkiler vermesi gibi başka örnekler de var. Örneğin, annenin verdiği komutu babanın reddetmesi durumunda gerçekleşir.
  • Üçüncü bir komut. Bu, kurbanın kaçmasına engel olan bir diğer olumsuz komuttur. Bu komutu ayrı bir öğe olarak sınıflandırmaya değmeyebilir ama çözümsüz çelişki çocukluktan geliyorsa, kaçmak imkansız olacaktır.

Çözümsüz çelişki teorisine göre, bu bileşen grubu, mağdur evreni bunun merceğinden görmeyi öğrendiğinde artık gerekli olmayacaktır. Yukarıdakilerden sadece bir tanesi panik atak ya da öfke patlaması için yeterli olabilir.

üzgün çocuk

Çözümsüz çelişki etkisi

Çözümsüz çelişkinin etkisi, mağdurun mantıksal tipler ve iletişim şekilleri arasında ayrım yapma yeteneğinin çöküşü ile ortaya çıkıyor. Bu, her çözümsüz çelişkiye düştüklerinde olur. İşte bunu gerçekleştirebilecek birkaç genel özellik:

  • Mağdur çok yoğun bir ilişki içerisindedir. Ortağının gönderdiği mesajları doğru şekilde ayırt etmenin önemli olduğunu düşünür.
  • Mağdur, içeri giren kişilerin iki tür mesaj gönderdiği bir durumda mahsur kalır. Eninde sonunda, biri diğerinin söylediklerini reddeder ve çözümsüz çelişkiye neden olur.
  • Diğer kişilerin gönderdiği mesajlar hakkında yorum yapamaz ve yanıtlamaları gereken mesajları doğru anlayamaz. Başka bir deyişle, meta-iletişimsel bir ifade oluşturamazlar.

Bateson’un çözümsüz çelişki teorisi, şizofreninin sebepleri için bir açıklama olarak öne çıktı. Ayrıca, zihinsel sağlık için iletişim kalıplarının ne kadar önemli olduğuna da ışık tuttu. Çözümsüz çelişki teorisi bu bağlamda bir kenara bırakılmış olmasına rağmen, sistemik tedavinin gelişimi için son derece önemliydi.

Kaynakça

Bateson, G., Jackson, D., Haley, J. ve Weakland, J. “Şizofreni Teorisine Doğru.” 1956.

Bateson, Gregory (1972). Zihin Ekolojisine Adımlar: Antropoloji, Psikiyatri, Evrim ve Epistemolojide Toplanan Makaleler.

  • Foxman, D., & Bateson, G. (1973). Steps to an Ecology of Mind. The Western Political Quarterly. https://doi.org/10.2307/446833
  • Bateson, G. (1972). 3.2.A Theory of Play and Fantasy. Steps to an Ecology of Mind. https://doi.org/10.1016/0732-118X(91)90042-K
  • Visser, M. (2003). Gregory Bateson on deutero-learning and double bind: A brief conceptual history. Journal of the History of the Behavioral Sciences. https://doi.org/10.1002/jhbs.10112
  • Gibey, P. (2006). The double bind theory: still crazy-making after all these years. Psychotherapy in Australia.