Gölge Arketipi: İnsan Ruhunun Karanlık Yanı

· Temmuz 5, 2018

Carl Jung’un analitik psikolojisine göre, gölge arketipi kişiliğinizin “karanlık tarafını” temsil eder. Kendinizin en ilkel kısmını sakladığınız ruhsal bir alem dünyasıdır. Bencillik, bastırılmış içgüdüler ve bilinçli zihninizin reddettiği “yetkisiz” benlik. Bu, varlığınızın en derin girintilerine gömülmüş olan bölümdür.

Muhtemelen bu kavramı daha önce duymuştunuz. Gölge arketip fikri, yaygın bilinenlerden biri ve psikologlar hala içimizdeki çatışmadan söz etmek için bu terimi kullanıyorlar. İçinde bulunduğunuz, bazen hayal kırıklığına uğramış, korkmuş, güvensiz ya da öfkeli olduğunuzda karşılaştığınız içsel çatışma hissini ifade ediyor.

“Kişi aydınlık figürleri hayal ederek aydınlanmaz ama karanlığı bilinçli yaparak aydınlanabilir.”

– Carl Jung

Bununla birlikte, Jung’un arketipler üzerinde yaptığı çalışmalarla formüle ettiği düşüncesinin, toplumumuzda tarihsel ve kültürel olarak zaten mevcut olduğunu düşünmeyin. Gölge ya da karanlık taraf kavramı ortak bir ikiliktir. Hatta Robert Louis Stevenson’a klasik romanı Dr. Jekyll ve Bay Hyde’ı yazması için ilham verdi. Stevenson, elbette, romanın gölge arketip hakkındaki teorisini geliştirmesinden önce romanı yazdı.

Eğitiminiz ve toplumun ahlaki normları size her şeyin “kötü” olduğunu söyler, gölgenizin bir parçasını oluşturur. Ancak, bu iç dinamikleri anlaşılır veya tehlikeli olarak görmek iyi değildir. Böyle bir düşünce, dışarı çıkmaya çalışırken kendi “Hyde” ınıza sahip olduğunuza inanmanızı sağlayabilir.

Jung kendisi farklı gölgeler olduğunu açıkladı. İyilik, iyileşme ve kişisel özgürlüğü elde etmenin bir yolunun, onlarla yüzleşmesi ve onlardan haberdar olması olduğunu söyledi.ayakta adamın oturan gölgesi

Gölge arketipi- insan ruhunun karanlık yanı

Gölge arketipi teorisi Freud’un bilinçaltı fikriyle örtüşür. Bu da Jung’ın ortaya attığı olguları genişletiyor. Freud ve Jung arasındaki entelektüel romantizmin azaldığını unutmayın. Jung “Öyle ya da böyle psikolojinin babası dense de, ne kadar büyük adam olsa da onun terapötik yöntemlerine katılmıyorum” demiştir.

Jung kendi yöntemini geliştirdi – analitik psikoloji. Terapisti ve hasta arasındaki kanepeyi ve asimetrik ilişkiyi reddetti. Jung, konuşmaya dayalı tedaviyi tercih etti. Terapinin, arketiplerin yaşadığı ruhsal ve bilinçsizliğin yapısına girmesi gerektiğine inanıyordu. Tüm arketiplerden, en fazla terapötik değeri olan kişi, hiç şüphesiz, gölge arketipiydi. Bu arketipin özelliklerini öğrenelim…

Gölge, bilinen ama reddedilen bir varlık

  • Gölge, Jung’ın Frederich Nietzsche’den ödünç aldığı bir terimdir.
  • Bu fikir her insanın içindeki gizli diğer kişiliği anlatır. Hepimiz dışardan genelde kibar ve iyi görünsek de aslında içimizde baskıladığımız başka kişilikler de vardır.
  • Gölge arketipi yalnızca bireylerde mevcut değildir. İnsan grupları (tarikatlar, dini gruplar, siyasi partiler) ayrıca bir gölge arketipine de sahip olabilir. Bu gruplar herhangi bir anda insanlığa karşı şiddet eylemlerini haklı göstermek için karanlık taraflarını gösterebilirler.
  • Gölge ne kadar çok baskı yaparsak, o kadar yıkıcı, sinsi ve tehlikeli olur. Jung’a göre, onu bastırdığımızda, kendisini “yansıtabilir” ve nevroz ya da psikoz şeklinde ortaya çıkabilir.
  • Aynı şekilde Jung, gölge arketipinde iki tipolojiyi belirledi. Birincisi kişisel gölge. Bu bizim küçük hayal kırıklıklarımız, korkular, bencillik ve ortak olumsuzluklarımızla hepimizin sahip olduğu şey. Diğeri kişisel olmayan gölge. Kötülüğün en arketipsel özünü içerir ve soykırım, acımasız katliamlar gibi şeylerin nedenidir.

“Ne yazık ki, insanın, bir bütün olarak, kendisini hayal ettiğinden ya da olmak istediğinden daha az iyi olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur. Her bir insan bir gölge taşıyor ve bireyin bilinçli yaşamında ne kadar az somutlaşıyorsa, o kadar karanlık ve daha yoğun oluyor. Eğer aşağılık duygusu bilinçliyse onu düzeltmek için her zaman bir şansı vardır. Dahası, sürekli olarak diğer ilgi alanlarıyla temas halindedir, böylece sürekli olarak değişikliklere tabi tutulur. Fakat eğer bastırılmış ve bilinçten yalıtılmış ise, asla düzeltilmez. Ayrıca, bir bilinçsizlik anında patlak vermekle sonuçlanabilir. Tüm olaylarda, en son girişimleri engelleyen bilinçsiz bir engel oluşturur.”

– Carl JungCarl Jung

Kendi gölgemle nasıl yüzleşebilirim?

Gölge arketipi düşüncesi size ilginç gelmiş olabilir. Mistik ve metamorfik yanlarıyla size çekici gelmiş olabilir. Çünkü insan ruhunun şeytani ve kötücül yanını temsil eder. Peki bu teoriyi günlük hayata uyarlayacak bir şey yapabilir miyiz?

Bu sorunun cevabı evet. Jung, bunu Arketipler ve Kolektif Bilinçaltı gibi kitaplarda yazılı olarak hatırlatır. Hayattaki görevimizin kendimizi tamamen kabul etmemizi ve “gölgemizi” kişiliklerimize entegre etmesini söylüyor. Bu şekilde, bunun farkında olabilir ve yüz yüze çalışırız. Onu görmezden gelmek ve bilinçdışında kalmasına izin vermek bize dengeyi kaybettirebilir ve mutlu olma fırsatını yok edebilir.

“Gölge” dediğimiz bu kavramı ne tür şeylerin oluşturduğunu unutma. Korkularımızı, geçmişimizdeki travmayı, bizi zehirleyen hayal kırıklıklarını ve kendi kararsızlığımız nedeniyle asla gerçekleşmeyen hayalleri buluyoruz. Bütün bu iç şeytanları gizlersek, daha şiddetli olurlar. Eğer onları susturabilirsek, bizi kontrol edecekler. Beğenmediğimiz ya da kabul etmediğimiz bir resmimizi yansıtacaklar.

Sonuç olarak, kişisel gelişimimizin ve psikolojik açıdan iyi oluşumuzun her zaman bu gölgeleri ışık haline getirme yeteneğimize bağlı olacağını unutamayız. Bu cesur çabanın karşılığını kazandığımızda, hassas ama değerli bir iyileşme çalışması başlıyor. Ancak o zaman huzur ve refahı bulabileceğiz.