Felaket Düşünceleri: Yaşamaktan Korkmak

01 Ekim, 2017
 

Felaket düşünceleriyle etrafı sarılmış insanlar, her olayda korkunç sonuçlar görürler. Karınları ağrısa doktora gitmeye korkarlar çünkü kötü bir tümör olabileceğinden şüphelenirler. Çakmak çaksalar, dikkatsizlik yüzünden üçüncü dereceden yanığa yol açacaklarını düşünürler. Uçağa bindiklerinde, akıllarında hep can yeleğini ne zaman giyecekleri vardır.

Tabiatımız gereği, yeni ya da belirsiz şeylere karşı belli oranda korku veya tedbirle yaklaşıyoruz. Ne var ki bazı insanlar için korku, sınırsız dehşete dönüşmekte, etraflarını sararak dünyalarını cehenneme çevirmektedir.

“Güneş her yerde parlar ama bazıları yalnızca gölgeleri görür.”

– Arthur Helps

Felaket düşüncelerine sahip insanlar, kötü hislerden muzdariptir. Düşünme şekilleri genelde “Ya… olursa” şeklinde gelişir. İşte bu yüzden “Ya otobüse binersem ve kaza yaparsak?” “Ya fikrimi belirtirsem ve herkes benimle dalga geçerse?” “Ya karşıdan karşıya geçerken arabanın geldiğini fark etmezsem?” gibi sorular vardır akıllarında. Daima her durumda en kötü ihtimali düşünürler.

Felaket düşüncelerinin doğası

Felaket düşünceleri bağımsız bir sorun değildir. Genelde çok daha derinde yatan anksiyete ve/veya depresyon ile ilgilidir. Çok yüksek anksiyete yaşayan kişiler için mesela, kalp atışlarındaki bir artış, kalp krizi geçirecekleri korkusuna yol açar. Depresyondan muzdarip kişiler, terk edildiklerini ya da reddedildiklerini, köprü altında yaşadıklarını, sokakta dilendiklerini ya da bir hastanede yapayalnız öldüklerini hayal ederler.

 
kurmalı kadın

Gerçek şu ki kimi zaman hepimiz, felaket düşüncelerine kapılırız ama bunları önemli bir belirti haline getiren şey bu fikirlerin düzenli olmadı ve inatçı karakterleridir. Elbette, hayvanat bahçesine gidebilir ve bir aslanın saldırısına uğrayabiliriz. Ama böyle bir şeyin gerçekleşme ihtimali çok küçüktür. Ayrıca bir araba çarpabilir ama bu tür bir kazaya uğramamış milyonlarca insan vardır.

Felaket düşüncelere sahip insanlar için bu küçük ihtimal gereğinden fazla büyütülür. Çünkü düşünme şeklinde bozukluk vardır ve bu olayın gerçekleşme ihtimaline dair nesnel veriyi düşünemezler. Bunun yerine zihnin yol açtığı korkulara yoğunlaşılır.

Başka bir deyişle, bu tür saçma risklere dair düşünceler öyle sık tekrarlanır ki kişi sonunda bunların gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olduğuna inanır. İhtimalin aşırı derecede gözde büyütülmesiyle, çevremiz ya da medya gibi başka faktörler de bu duruma eğilimimizi etkileyebilir.

İnsan beyninde sürekli tekrarlanan düşünceler, nöronlarımızın bağlanma şeklini dahi etkiler. Bir şeyi ne kadar çok düşünürseniz, o kadar çok aklınıza gelir. Felaket düşünceleri söz konusu olduğunda da yaşanan şey budur: Çok tekrar edildikleri için sabit hâle gelirler. Sabit oldukları için de sürekli tekrar edilirler, oysa kişinin kendini kandırmasının bir sonucu olduğu bellidir bu fikirlerin.

 

Felaketler ve yaşama korkusu

Neredeyse bütün insanlar en azından bir felaket durumunu yaşar. Er ya da geç sevdiğimiz birinin ölümünü yaşayacağız ya da yönetmesi çok güç olan bir hastalıkla ya da büyük bir değişimin ardından ne yapacağımızı bilememenin belirsizliğiyle yüzleşeceğiz. Ama bu durumlar sürekli olsaydı, katlanmamız imkânsız olurdu.

sıkışıp kalmış benlikler

Felaket düşüncelerinin hücumuna uğrayan insanların anlayamadığı şey, bütün bu durumların halledilebileceği ve aşılabileceğidir. İçten içe korktukları şey, aşırı savunmasız durumda kalmaktır. Tepki gösteremedikleri ya da onları bırakan durumlar, tam anlamıyla bizi felç eder ve hiçbir şey yapamamıza neden olur. Bu durumda şu gerçeği göz ardı ettiğimiz düşünülür: Bunu başarmak ne kadar güç olursa olsun herhangi bir duruma cevap sunma kaynaklarına sahibiz .

Felaket düşüncelerine sahip insanların ardında yatan şey, şüphesiz ki güç bir çocukluk dönemidir. Çocukken çevrelerinin kötü ve tehlikelerle dolu olduğunu öğrenmişlerdir. Büyüdüklerinde de riskin nereden geldiğini anlayamamışlar ve bu nedenle aşırı savunmacı bir düşünme mekanizması geliştirmişlerdir.

 
günbatımını izlemek

Bu tür düşüncelerle yüzleşmek için biraz durup onları değerlendirmemiz ve bir tür “gerçeklik filtresinden” geçirmemiz gerekir. Ayrıca tedbir almakla işe başlayarak bu tür tehlikelere vereceğimiz muhtemel tepkileri düşünmek de doğru olacaktır.