Yetişkinlerde Çocukluk Travması ve Depresyon

· Haziran 9, 2017

Hiçbir dönem, çocukluk kadar yoğun, muhteşem ve hassas değildir. O ilk tecrübeler, yalnızca hayatımızın büyük bölümünde iz bırakmakla kalmaz, hayata bakışımızı da şekillendirir.

Bize rehberlik eden, bizimle ilgilenen bakıcı ve ebeveynlerimiz, güvenlik ve bağımsızlık kazanarak büyüyebilmemiz için gelişimimizin temel sütunlarını sağlarlar.

Ama bir şeyler ters giderse, mesela şiddet ya da talihsiz durumlar ortaya çıkar ve çocukluğumuzun izlediği yolu yarıda keserse, bunun izi sonsuza dek kalacaktır.

Bu bir gerçektir. Çocuklar olarak, henüz kendini savunmayı bilmeyen veya kötülüklerin ve trajedilerin varlığını anlayamayan insanlar olarak, bunu beraberindeki tüm güçlük ve ağırlıkla birlikte sindirmemiz gerekir.

Psikiyatrlar bu durumları ‘prematür stres’ şeklinde adlandırıyor. Bunlar, gelişim ve olgunlaşma sürecimizi büyük ölçüde değiştirecek fiziksel ya da duygusal travmaların yol açtığı olaylar.

Aldığımız yaraların izi beynimizde kalacaktır. O yoğun stres ve acı, bizde büyük bir iz bırakır ve yetişkinlik dönemine ulaştığımızda bir tür depresyon geliştirme riskimizi yükseltir.

Çocukluk döneminde şefkat eksikliği: depresyonun en büyük nedenlerinden biri

Bazen çocukluk döneminde taciz ya da kötü muamele gibi talihsiz uç durumlarla karşılaşmak gerekmez. Aile kökü olmadan ya da çocuklarıyla bu mühim bağı nasıl güçlendireceklerini bilmeyen anne babalarla büyümüş çocuklar, çoğu zaman birçok eksik ve kusurla yetişkinlik dönemine ulaşırlar.

Sağlıklı, mutlu ve bütün bir çocukluk geçiren bir çocuk, sevildiğini bilerek büyür ve her adımda, her karar ve başarısızlıkta, ailesinin koşulsuz desteğini alacağını bilir.

Öz güvenlerinin gelişimi, çocukların gördüğü şefkatle el ele yürür. Şefkat gören çocuk, kendine dair pozitif bir konsepte sahip olur çünkü şu ana kadar keşfettikleri bunlardır.

Ama bunun yerine boşluk, alay ve azar keşfettiyse çocuk, sadece öz güven eksikliği değil güceniklik ve hatta kimseye güvenememe gibi olumsuz duygularla büyüyecektir.

Ona destek olması ve koşulsuz sevgi sunması gerekenler sırtını dönüp kötü bir tutumla davranmışsa, başka bir kişiyle sağlıklı bir ilişkiye ulaşmaları güçtür. Güven eksikliği yaşar ve korku duyarlar.

Zor bir çocukluk dönemini aşmak

Psikiyatrlar ‘biyolojik kırılganlıktan’ söz ederler. Yani geçmişteki bütün bu travmatik ya da negatif tecrübeler, yaşamımıza ve beynimize sinmiştir.

Yüksek stres seviyeleri, en derin yapılarımızın çoğunu değiştirip şekillendirebilir ve bütün bunlar bizi daha kırılgan insanlar yapar. Yetişkinlikte depresyondan muzdarip olmaya daha meyilli kişiler yapar.

Peki bu, çocukluk döneminde travma yaşamış herkesin depresyon yaşayacağı anlamına mı geliyor? Cevap, hayır. Her birimiz, travmatik geçmişimizle belli bir şekilde yüzleşeceğiz. Belki bazı kişiler için bu geçmiş olaylar, her gün mücadele ederek aşmaları gereken bir şoktur.

Hayatın onlara yeni bir fırsat ve tekrar mutlu olmaları için şans vermesi için benimsemek, kabul etmek ve yüzleşmek durumunda oldukları bir şeydir bu.

Ama başkaları için bu biyolojik ve duygusal eğilimler yine de çok ağır bir yük. Mesele yalnızca gitmek bilmeyen bir hatırayla başa çıkmaktan ibaret değildir. Bu durum, dünya ile ilişki kurma şekillerini de etkileyebilir.

Kendilerine ve çevrelerindeki her şeye olan güvenlerini yitirebilirler. Arkadaşlık ve ilişkilerini sürdürmekte zorlanabilirler. Şefkat istedikleri hâlde aldatılma ya da incitilme korkusu olmaksızın sevgi ve şefkati kabul edemezler.

Bunlar her gün mücadele edilmesi gereken belli bir tür anksiyete, hipersensivite ve duygusal kırılganlık gösteren profillerdir. Bu durumlarda mutluluk pahalıdır. Peki, bununla nası baş edebiliriz? Elbette emek, irade ve sosyal destekle. 

Bütün bu gerçekleri görünce hatırlamamız gereken tek şey, çocukları korumaya devam etmenin önemidir. Asla bir çocuğu, minyatür bir yetişkin yerine koymayın.

Bir çocuk, pozitif duygulara açtır ve koşulsuz sevgi, sözler ve bağlantılara muhtaçtır. Bir çocuk, diğer yetişkinlerin ona neden kötü davrandığını anlayabilecek kapasitede bir yetişkin değildir. Kendilerini savunmaya da güçleri yetmez. Bu yıllarda yaşananlar ömrümüzün sonuna dek hayatımıza işler. Bunu asla unutmayın.

Küçüklere daima iyi bakın ve eğer zor bir çocukluk geçirdiyseniz, mutluluğun hiç kimse için ulaşılmaz olmadığını, bu zor durumları kabullenip aşmak ve yeni bir hayat yaratmak gerektiğini unutmayın.

Resim: Lucy Campbell