Erich Fromm’a Göre Sevmeyi Öğrenmek

· Kasım 25, 2018

Erich Fromm’a göre sevgi, özgürleştirici ve zenginleştiren bir alışkanlık olarak her gün kutlanması gereken bir duygudur. Çünkü olgun ve bilinçli bir biçimde sevmeyi öğrenebilen insan, bir şeyler talep etmenin aslında sahip olduklarımız ya da içinde bulunduğumuz durumla ilgili olmadığını bilir. Sevgi, hayata dair karşımıza çıkan tüm endişelerin üzerindedir. O, sevdiklerimizin büyümesi ve daha iyi duruma gelmeleri için beslediğimiz önem ve sarsılmaz arzunun ifadesidir.

Büyük ihtimalle Fromm’un kendisi dahi Sevme Sanatı adlı kitabının zaman içerisinde bu kadar olağanüstü bir etki yaratacağını tahmin edememiştir. Ayrıca bu harika ve her zaman için ilginç olacak eserin hangi şartlar altında ortaya çıktığını da çoğu kişi bilmez. Yahudi kökenli bu psikanaliz uzmanı ve hümanist filozofla tanışma şansını yakalayan insanlar, dünyada çok az kişinin hayatlarında Fromm’un yaşadığı kadar önemli bir dönüm noktası yaşadıklarını söylemektedirler.

“Varoluş problemine verilecek en iyi cevap, sevgidir.”

– Erich Fromm

1950’lere kadar Talmud öğretim görevlileri arasında bulunan Marksist psikanaliz uzmanı Erich Fromm, bu dönemde Sigmund Freud’un teorik yaklaşımlarından uzak bir duruş sergilemiştir. Fromm, II. Dünya Savaşının ardından ABD’ye yerleşmiş olan sessiz ve sakin bir akademisyen kimliğinde bir kişidir. Arkasında bıraktığı bir boşanma, son eşinin intiharı ve halen bölünmüş ve enkaz halinde bulunan Avrupa’nın hatıralarının ağırlığını taşımaktadır.

Fromm, daha sonraki yıllarda Meksika’ya yerleşmeye karar vermiştir. Burada, barış ve kadın hakları konularında bir aktivist olmuştur. Psikanaliz uzmanı, kendi bakış açısını değiştirmek, dünyaya tamamen açılmak, mutlu olmak ve inandığı şeyler için savaşmak istemiştir. Takip eden dönemde çok ünlü bir terapist haline gelmiş, Birleşik Devletler Başkanı Kennedy ile arkadaş olmuştur. Ancak hepsinden önemlisi de, aradığı aşkı harika bir kadında bulmuştur: Annis Freeman.

Daha önceki eşlerinin acı hatıralarına rağmen Fromm, kendisine çok net bir hedef koymuştur: sevmeyi öğrenmek. Hayatının bu kısmının hem kendisi hem de Annis Freeman için en iyi dönem olmasını hedeflemiştir. Bunun karşılığında da, dünyanın geri kalanına sevmeyi öğretmek en büyük amacı olmuştur. Bunun sonucu olarak ünlü kitabı ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, hayatının son döneminde kendisi de mutluluğun tadını çıkarmıştır.

Erich Fromm

Erich Fromm’a Göre Sevmeyi Öğrenmek

“Sevmeyi bilmeden sevmek, sevdiğimiz insanı incitir.”  Thich Nhat Hanh’a ait olan bu cümle şüphesiz çok açık olan bir gerçeği mükemmel bir biçimde özetlemektedir. Birçoğumuz elbette bu konuda uzman değiliz. Daha çok bilmeden ve şans eseri kendimizi batırdığımız bir gerçekliğin acemileri gibiyiz. Birçok ihtiyacımız olmasına rağmen, bunları yerine getirmek için gerekli araçlarımız bulunmamaktadır. Bu bağlamda, kimi zaman birer yetişkin olarak değil de, sadece birer çocuk gibi seviyor olmamız, içinde yaşadığımız kültürler nedeniyle ortaya çıkan bir sonuçtur.

Hayatımız boyunca, sevgiyi büyülü ve ideal renklere sahip bir yapı olarak görerek bir dizi kültürel kalıpla şekilleniyoruz. Sosyal dokumuzda halen, Orta Çağlarda şövalyelerin hanımefendilere karşı duydukları “nazik sevgi” kavramı yer almaktadır. Aşk tanrısı Eros’un oklarının hedefi olduğumuzu düşünmek her zaman için hoşumuza gider. Shakespeare’in Verona’sında sonsuz aşıkların tattığı tutku gibi, her birimizin kaderin çizdiği o yollardan birinin bizi götüreceği kişiye doğru ilerlediğimiz düşüncesini benimseriz.

Tanınmış bir sosyal psikolog olan Erich Fromm Sevme Sanatı adlı kitabında, hayatta sevgi kadar sorumluluk ve kabiliyet isteyen başka çok az sayıda boyutun bulunduğunu ifade etmektedir. Çünkü sevmek aslında, hayal kuran kişilerin değil, eğitimli sanatçıların işidir. Sevmeyi öğrenmek, pratik yapmayı, uzmanlaşmayı ve sürekli olarak çalışmayı  gerektirir. Bu sayede, gösterilen çabalar ve olumlu işlerle herhangi bir şeyi şansa bırakmamış oluruz.

Şimdi, Erich Fromm’un kendi yaşadığı dönemde ileri sürdüğü ve bizlere yol gösterebilecek bazı ipuçlarına göz atalım.

Aktif Sevgi

Eğer hayatımızın çok büyük bir kısmında arzu ettiğimiz bir şey varsa, o da sevilmektir. Kendimizle ilgilenilmesini ve bize değer verilmesini isteriz. Ayrıca takdir edilmeyi, saygı kazanmayı ve yaptığımız ya da sahip olduğumuz her şeyin geçerli kılınmasını arzu ederiz. Ancak bu aşamada mümkün olduğunca çabuk bir biçimde anlamamız gereken bir gerçek bulunmaktadır: “edilgen ya da pasif sevgi” pek işe yaramaz ve olgunlaşmaz.

Sevgi, bir dinlenme yeri değildir. Sevgi, şimdiki zamanda ve aktif olarak çekimlenen bir senaryo gibidir: birbirini sevmek, bir diğerini önemsemek, birbirine saygı duymak, birbirine değer vermek, birlikte bir şeyler yaratmak ve birlikte bir projeyi hayata geçirmek… İyi sanatçıların hep istedikleri şey, nasıl katılım sağlayacağını bilen, verip alabilen, inşa eden bir kişiliğe sahip olmaktır. Bu insanlar, mental anlamda gelişimin sürekli olarak var olduğu bir projede aktif olarak rol almayı arzu ederler.

Bir çift oluşturan dalgalar

Hiç Bitmeyen Endişemiz: Mükemmel İnsanı Bulmak

Sevmeyi öğrenmek ayrıca bir başka açıdan da farkındalık sahibi olmayı gerektirmektedir. Çoğu zaman, hep hayallerimizdeki bize uygun o ideal insanı bulamayacağımız için oldukça fazla endişeye kapılırız. Hiç düşünmeden sevebileceğimiz bu “hedef” konusunda kendi kendimize kafa karışıklığına yol açarız. 

Kimi zaman idealizm ve romantizm düşünceleri ile kendimizi son derece meşgul ederiz. Bunun sonucunda da, aslında en fazla önem vermemiz gereken şeyi unuturuz: sevgi emek ister. Yani sevgi dolu bir ilişkide karşımıza çıkan problemlerle nasıl yüzleşmemiz gerektiğini bilmemiz, sahip olmamız gereken en önemli özelliktir.

Bir İhtiyaç Olarak Sevgi

Sevmeyi öğrenmek, öncelikle tüm ihtiyaçlardan nasıl kurtulmak gerektiğini bilmeyi gerektirir. Çünkü eksikliklerini ya da ihtiyaç duyduğu şeyleri azaltmak için bir ilişki arayan kişiler iki durumla karşılaşırlar. Birincisi, bu tür kişiler hiçbir zaman tatmin olmazlar. İkinci olarak da, diğer insanı daimi bir köle durumuna sokarlar.

Sevmeyi Öğrenme isimli kitabında Erich Fromm bizlere, sağlıklı ve mutlu bir ilişkinin her şeyden önce çok yüksek seviyede üretken bir bağ gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bu bağ sayesinde, her iki kişi de boşlukta bulunma ve bağımlı olma hislerinin üstesinden gelebilecektir. Böylece, içimizdeki narsist güç hissini söküp atmak, diğer insanları biriktirip kullanma arzusunu yok etmek mümkün olacaktır. Ayrıca, sevdiğimiz kişiye üzerimizde herhangi bir yük ve korku taşımadan ulaşmak ve doygunluk hissine ulaşmak en belirgin edinimlerimiz arasında bulunacaktır.

“Yeni toplumun görevi, bizleri her türlü güç ve sahiplik türünü terk etme konusunda istekli bir hale gelmeye cesaretlendirmek olmalıdır. Benzer şekilde, herkesin sahip olduğu inanç doğrultusunda bir kimlik ve güven duygusu oluşturması gerekmektedir. Böylelikle sahip olmak, dünyaya egemen olmak ve bu yüzden sahip olduklarımızın kölesi olmak yerine, bağ kurmak, ilgilenmek, sevmek, etrafımızdaki dünya ile bütünlük içinde olmak ihtiyacımızı giderme şansına sahip olabiliriz.”

– Erich Fromm

Birbirine sarılan çift

Sevmek Bir Yaratıcılık Eylemidir

Erich Fromm’a göre sevmek bir tür enerjidir. Harekete geçmemizi sağlayan, kendimizi ifade etmemize yardımcı olan, yaratıcılığımızı kullanmaya yönlendiren bir çeşit dürtü… Elbette (yukarıda anlatılanlarla bağlantılı olarak) bu büyüyen ve yaratıcı güç ancak ve ancak temel ihtiyaçlarımız karşılandığında ortaya çıkacaktır.

Aynı şekilde, Fromm’un Sevme Sanatı eserinde bahsettiği diğer bir detay da, bu enerjinin onu sadece hissetmek için yeterli olmayacağıdır. Unutmayın ki, aşk sadece hissedilmez. Onu yaşamak ve ona bir şekil vermek zorundasınız. Çünkü gerçek tutkunun, duyguları, olgunluğu ve dengeyi beslediğini, en güzel işlerin günlük olarak emek verme ve kendini adama gerektirdiğini anlamamız çok önemlidir.

Sevgi tıpkı bir müzik eseri, bir tablo, bir marangozluk yapıtı, bir yazı ya da bir mimarlık örneği gibidir. Öncelikle onun teorisini anlamalı, daha sonra da pratik yaparak onun öğretmeni olmalısınız. Böylece, oldukça yaratıcı bir mühendis gibi karşımıza çıkan her zorluğun üstesinden gelebiliriz. Benzer şekilde yolumuza çıkan her beklenmedik engeli sahip olduğumuz hayal gücü ve etkili davranışlarımızla aşabiliriz.

Ormandaki bir çift

Sonuç olarak, Erich Fromm’a göre sevmeyi öğrenmek genellikle bizi betimleyen (ve kafamıza sokulan) çocukluktan kalma tüm bakış açılarını bir tarafa bırakmayı gerektirmektedir. Sevgiyi pasif bir yaklaşımla algılamayı bırakmalı ve onu, iki kişiyi bir anda büyülü bir şekilde bir araya getiren bir kıvılcım olarak görmeliyiz. Çünkü sevgi bir cisimdir, bir kitledir, bir maddedir. Çünkü sevgi, eğer gerçekten istersek ve gereken sorumluluğu alırsak hayatımızın en önemli parçası olacak güzel bir projeyi inşa edebileceğimiz bir ham maddedir.