Eko-Anksiyete: İklim Değişikliğinin Bir Sonucu

02 Ekim, 2020
İklim değişikliği ile ilgili endişeli misiniz? Bu konuda bilgi almak sizin çok fazla strese girmenize mi neden oluyor? O zaman eko-anksiyete denen şeyden muzdarip olabilirsiniz. Bu konuda daha fazla şey öğrenmek için okumaya devam edin.

İklim krizi bir gerçek: kutuplar erimekte ve insanlar dünyanın ekosistemlerini sürekli değiştirip yok ettikçe tehdit altında kalmaya devam eden milyonlarca tür var. Bundan dolayı, eko-anksiyete bu konuyu gerçekten önemseyenler için bir nevi normal hale gelmiş durumda.

Dahası, belirli kaynakların kontrolü konusunda çatışmalar ve kıtlıkları konusunda da endişeler var. Bu konuda endişelenmek insanları farklı şekillerde etkiliyor, ancak bazı insanlar için bu çok derin olabiliyor ve hayatlarını büyük ölçüde etkileyebiliyor. Bu insanlar büyük ihtimalle eko-anksiyete denen durumdan muzdaripler.

İklim anksiyetesi olarak da bilinen bu kavram kronik çevresel yıkım korkusunu isimlendirme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. İklim değişikliği ve bunun doğa üzerindeki sonuçları ile ilgili endişe kesinlikle insanların günlük endişelerine ekleyebilecekleri başka bir stres kaynağıdır.

Dünyanın yavaşça bir çöplüğe dönüştüğünü temsil eden bir görsel.

Eko-Anksiyete Durumundan Muzdarip Olmanızın İki Olası Nedeni

Eko-anksiyete iki sebepten dolayı gerçekleşir. Bir yandan, bunun nedeni bir kişinin kökeninin olduğu yeri bırakmak zorunda kalması olabilir. Diğer yandan ise, bu durum kişinin psikolojik rahatsızlığa yol açacak kadar gelişmiş bir çevre bilincine sahip olmasının bir sonucu olabilir.

Kayıp Toprak

Avrupa Birliği tarafından yayınlanan bir rapora göre yaklaşık 26 milyon insan meteorolojik felaketlerden etkilenmektedir: bunların arasında seller, yağmurlar, yangınlar ya da her yıl tekrarlayan şiddetli fırtınalar bulunuyor.

Bundan dolayı, söz konusu olaylar dolayısıyla belirli bölgelerde yaşayan insanlar göç etmek zorunda kalıyorlar. Örneğin, Tuvalu ya da Kiribati gibi adalarda yaşayan her on kişiden biri iklim mültecisi haline geliyor.

Bu hem doğa kaynaklı olan, hem de insan yaratımı olan çevresel değişikliklerden dolayı da biyoçeşitliliğin büyük bir kısmı yok oluyor ve belirli bölgelerin kaynakları tükeniyor.

Bundan dolayı, bu tür bölgelerde ikamet etmek giderek zorlaşıyor, ve hatta imkansız hale geliyor. Öyle ki, Birleşmiş Milletler yaklaşık 1500 milyon insanın hayatta kalmaları için yer değiştirmek zorunda kalacaklarını tahmin ediyor.

İnsanların ikamet ettikleri yeri değiştirmek zorunda kaldıklarında yaşadıkları değişikliklerin yanı sıra, zorla göç edenler topraklarının ve çevrelerinin tahrip olduğunu da görmek zorunda kalıyor. Bu da büyük endişelere ve hayal kırıklıklarına yol açabiliyor.

Eko-Anksiyete Temel Olarak Yüksek Çevre Bilincine Bağlıdır

Doğaya bağlı olan ve doğanın bilincinde olan insanlar duygusal sıkıntı çekerler. Bu genellikle kendi bireysel eylemlerinin gücünün sınırlı olması dolayısıyla gerçekleşen bir hayal kırıklığı hissi ile birlikte gelir. Bu nedenler, bazı insanlar insanların gezegende neden olduğu etkilerden dolayı gerçekten acı çekmektedir.

Bunun bir örneği bunun gençler üzerindeki etkisidir. Oxford’dan bir klinik psikolog pek çok 8-12 yaş arası çocuğun eko-anksiyete yaşamakta olduğunu belirlemiştir.

Bunun nedeni çocukların bu iklim değişikliklerinden insanların sorumlu olduğunu anlama ve fark etme olasılıklarının daha yüksek olmasıdır. Bundan dolayı yetişkinlere karşı kızgınlık gibi duygular yaşarlar, çünkü yetişkinler bu etkiyi, hayal kırıklığını, korkuyu ve kederi azaltma becerisine sahiptirler.

Benzer şekilde, çevre bilimcilerin ne kadar geniş ölçüde etkilendiği de çarpıcıdır. Bu bağlamda, Joe Duggan 2104 yılında bilim insanları için bir anket başlatmıştır. Buradaki amaç onların iklim değişikliğinin kendilerini nasıl hissetmelerine neden olduğu sorusunu cevaplamalarıdır.

Sonuçlar aynı şeyi daha da fazla göstermiştir. Bilim insanlarının pek çoğu umutsuz, korkmuş, çaresiz ve endişeli hissetmektedir. Hatta, İngiliz bilim insanları yakın zamanda Science dergisinde bir mektup yayınlamışlardır. Bu mektubun içerisinde çalışmalarının olumsuz sonuçları ile daha iyi bir şekilde başa çıkabilmek üzere psikolojik yardım talep etmişlerdir.

Eko-Anksiyetenin Bazı Sonuçları

İklim değişikliğinin eko-anksiyete haricinde pek çok sonucu vardır. Psikolojik yönlere odaklanılırsa, bu farklılıklar insanların iyiliğini etkileyen fizyolojik değişikliklere yol açabilir. İnsanların en temel fizyolojik süreçleri – mesela uyumak ve yemek yemek – doğadan büyük bir ölçüde etkilenmektedir.

Güneş ışığı ve sıcaklık sirkadiyen ritimleri etkiler ve örneğin sağlığınızı ve ruh halinizi etkileyen nörotransmitterleri düzenler. Bundan dolayı, ortamdaki radikal değişiklikler vücudunuzun dengesini pek çok düzeyde tehlike altında bırakır.

Ayrıca, doğal afetler ve yüksek sıcaklıklar anksiyete ve duygudurum bozuklukları gibi psikolojik hastalıklar ile de yakından ilişkilidir. Örneğin, küresel sıcaklıklardaki yükseliş halihazırda ruh sağlığı üzerinde sonuçlar göstermektedir.

Dahası, Nature tarafından yayınlanan bir araştırma, bu yükselişin intihar oranlarında da büyük bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Başka bir çalışma sıcaklıklar fırladığında pesimizmin arttığını ortaya koymuştur.

Üzgün görünen bir kadın.

Ne Yapılmalı?

Bu sorunu, ve kendi rahatsızlığınızı azaltmak için bu üç basit aksiyonu gerçekleştirmek sizin elinizdedir:

  • Ne yiyeceğinize, nasıl seyahat edeceğinize ve neyi nereden satın alacağınıza karar verirken iklim değişikliği ile ilgili düşünün:
  • Arkadaşlarınızla iklim değişikliği hakkında konuşun. Dünyayı değiştiremeyebilirsiniz, ancak kendi yakın grubunuzda farkındalık yaratmak büyük bir fark yaratabilir. 
  • Siyasi düzlemde hangi önlemlerin alındığını ve ilgili partilerin ne önerdiğini bilin, ve buna göre oy verin.

Uzmanlar, bu durum ile karşılaşıldığında psikolojik dayanıklılık mekanizmalarının teşvik edilmesini tavsiye etmektedir. (Hemen harekete geçmedikçe, bu değişmeyecektir.) Diğer bir deyişle, problemi çok boyutlu bir durum olarak anlamalısınız.

Bundan dolayı, eko-anksiyeteyi azaltmak için en iyi önlem kendinizi iyi bir şekilde bilgilendirmek ve güçlendirmektir. Her insan çözümün bir parçası olma fırsatına sahip olmalıdır.