Eğer Ne Yapmamız Gerektiğini Biliyorsak, O Zaman Neden Yapmıyoruz?

04 Kasım, 2017

Felç olmuşsunuz ve kendinizi bu şekilde kabul ediyorsunuz. Bununla birlikte, derinlerde bir yerlerde, ruhunuzu tekrar ayağa kaldırmak için ne yapmanız gerektiğini ve her şeyden önce kalbinizi neyin mutlu edeceğini biliyorsunuz. İleriye doğru bir adım atmanın ve ilerlemenin tamamen sizin elinizde olduğunu bilseniz de, bunu yapmazsınız. İçinizde sizin neye ihtiyacınız olduğunu söyleyen biri ama aynı zamanda bunu inkar eden biri var. Peki bu neden olur?

“Korkunun olmadığı yerde, yaşanması gereken bir değer de olmaz.”

– Leonardo Boff

Korku, kendimizi içinde bulduğumuz bir çok olumsuz durumun temelini oluşturan bir duygudur. Korkunun üstesinden gelmek ise bize büyük bir sevinç kaynağı olur. Korkuyu yendiğinizde, hayata bakış açınız daha da netleşir. Ayrıca, büyük olasılıkla, hayatınızdaki bir sonraki büyük adımın ne olması gerektiğini de öğrenirsiniz. Yine de, sizi şu anda olduğunuz yere bağlayan korku ve paniktir.

Kendimi nasıl hissediyorum?

Bu sorunun cevabı oldukça karmaşıktır çünkü bireyin kendisine karşı sabırlı ve şefkatli olmasını gerektirir. Ve bu soruyu cevaplamaya çalışırken, dürüst olmaya ve kendinizle açık bir şekilde konuşmaya zorlar. Bu, sizin tarafınızdan oldukça büyük bir duygusal çaba gerektirir.

Silüet şekilindeki kadın ağzından kuş ve yıldız üflüyor

Şu anki konumunuzda, rahatsız hissediyor, odaklanamıyor ve günlük hayatınızda düzensizlik ile mücadele etmeye çalışıyorsunuz. Sanki, bulunduğunuz yerin doğru bir yer olmadığınızı biliyorsunuz, ancak bunu değiştirmek için de harekete geçemiyorsunuz. Bu nedenle, hissettiğiniz rahatsızlık tüm bedeninize ve duygularınıza yayılıp, ruh halinizi değiştiriyor.

Kilit nokta: rasyonel  ve duygusal bilgi

Hepimizin bir karar alırken başvurduğu iki mantık yolu vardır: biri, beyninizin daha içgüdüsel ve akılcı kısmı ile ilgili olup, diğeri ise daha duygusal ve dürtüseldir. İlki, içinde bulunduğunuz durumu kontrol etme ve güvenlik arayışı ile bağlantılıdır. Böylece, sakin olunması gereken durumlarda beynin bu kısmının kullanılması çok yararlıdır. Adından da anlaşılacağı gibi ikincisi ise, duygularımızla bağlantılıdır.

“Hisleri kuvvetli insanlardan hoşlanırım. Bu insanlar, mantık ile kalpleri arasında bir ayrım yapmazlar. Aynı anda hep hissedip hem düşünürler. Ayakları yere sağlar basar, akılcı bir duruştan duyguları ayırmazlar.”

– Eduardo Galeano

Her ne kadar bilinçsiz olarak, iki taraftan birine ağırlık verme eğilimi göstersek de, beynin bu iki tarafı da birbirlerine bağlıdır. Örneğin, bazı insanlar diğerlerinden daha empatiktir. Eğer mantık olarak ne yapmanız gerektiğini biliyor ama duygusal olarak neden yapmadığınızı bilmiyorsanız, hal ve hareketlerinizin, duygusal tarafınız nezdinde teşvik edilmesi gerekebilir.

Motivasyonunuza yeniden şekil verin

İçinizdeki bu çatışmanın nedeninin mantık ile değil, duygular temelinde meydana gelmesi daha iyidir. Eğer bir şeyler yapmanız gerekiyorsa, önce bunu yapmak istediğinizi hissetmeniz gerekir. Diyelim ki, örneğin, diyet yapmaya başlamanız gerektiğinin farkındasınız, çünkü günden güne kilo aldığınızı görüyorsunuz. Bununla birlikte, hiçbir zaman buna başlayamıyorsunuz. Sorun, duygusal olarak bir diyete başlamak istemediğinizden kaynaklanıyor. Dolayısıyla iradeniz bozuluyor.

Fırtınalı havada uçan şemsiyelere bakan kadın

Motivasyonlarınıza yeniden şekil verin ve gerçekten gitmek istediğiniz yere karar verin. Gitmeniz gereken yere bakmayın, çünkü bazen mantık mutlu olmamıza izin vermez. Kalbinizin yollarını bulmak için kendinize zaman tanıyın ve bunu yapmanızı engelliyor ise, korkularınıza karşı savaşın. Bunları alt edebilirsiniz, bu kazanılması gereken bir savaştır. Ancak o zaman, yaptığınız şeyin gerçekten uzun süredir istediğiniz bir şey olduğunu anlarsınız.

“Tıpkı bu dünyaya ilk geldiğiniz anda ki gibi güvenle nefes alın. Dikkatinizi hiçbir şeyin dağıtmasına izin vermeyin. Bekleyin ve gerekirse daha uzun bir süre bekleyin. Sakin olun, sessiz kalın ve kalbinizi dinleyin. Ve kalbiniz sizinle konuştuğunda, ayağa kalkın ve sizi nereye götürürse, oraya gidin.”

– Susanna Tamaro