Ebeveynler ve Çocukları Arasındaki Simetri

Kasım 15, 2019
Ebeveynler ve çocukları arasında bir simetri olduğunda, çocuklar kendilerinin ebeveynlerinin akranları olduğuna inanırlar. Ebeveynlerin çocukları üzerinde hiçbir otoritesi olmaz ve çocuklar kendi kişiliklerini geliştirmekte zorlanırlar. Onun yerine, travma ve anksiyete de dahil olmak üzere ebeveynlerinin yaptığını gördükleri şeyleri kopyalarlar.

Çocukların giderek dahada fazla yetişkinler gibi, yetişkinlerin de giderek daha fazla çocuklar gibi hareket ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Kısaca açıklamak gerekirse, Arjantinli psikolog Claudia Messing’in Ebeveynler ve Çocukları Arasındaki Simetri adlı kitabında açıkladığı şey de bu.

Messing’in klinik bulguları onu bu simetri, veyahut aynalama teorisini geliştirmeye itti. Messing, çocukların gittikçe daha da başa çıkması zor hale geldiğini, eskisinden daha fazla problemleri olduğunu ve bireyselleşme sürecini tamamlamak için daha az psikolojik kaynakları olduğunu vurguluyor. Aynı zamanda çocuklar, ebeveynlerinde gördükleri işlevsiz modelleri de tekrarlamaya devam ediyor.

“Çocuklarımıza vermeyi umut edebileceğimiz iki tane vasiyet vardır. Bunların bir tanesi köklerdir… diğeri ise, kanatlardır.”

– Hodding Carter

Messing, çocuklar ve ebeveynler arasındaki bu simetri olgusunun temelde modern ebeveynlik stillerinden geldiğine inanmaktadır. Bu stilleri kullanan ebeveynler otoritelerini anlaşılabilir bir şekilde göstermezler. Ayrıca ailedeki roller (baba, anne, çocuk) iyi bir şekilde tanımlanmamıştır. Onun yerine roller, aile hiyerarşilerini silen oransız bir demokrasi ile yer değiştirmiştir. Bu aile yapılarında, herkes herkesi bir akran olarak görür, ancak akran değillerdir ve akran olmamalıdırlar.

Bağıran küçük bir erkek çocuğu.

Ebeveynler ve Çocukları Arasındaki Simetrinin Özellikleri

Çocuklar ebeveynlerini aynaladıklarında başa çıkması zor hale gelirler. Kendilerinin her zaman haklı olduğuna inanırlar, istedikleri şeylerden son derece emin olduklarını hissederler ve yetişkinlerin onlara sınır koymasından nefret ederler.

“Simetrik bir çocuk” yetişkinlerin söylediklerine çok fazla kredi vermez çünkü yetişkinlerin ona önerebilecekleri bir şey olmadığını düşünür. Bu çocuklar yetişkinleri o kadar bilgili ya da deneyimli olarak görmezler. Bu çocuklar yetişkinlerin, onların eşitleri olduğuna inanırlar, onlar için yetişkinler, bundan daha fazlası değildir.

Aslında, bu simetrik ilişki ile büyüyen çocuklar, yetişkinliğe ulaştıklarında ebeveynlerinden ayrılmakta son derece zorluk çekerler. Bu ebeveynlerine çok fazla bağlı oldukları için değildir, onun yerine bağımsız yaşamayı bilmedikleri içindir. Çok fazla adapte olma yetenekleri yoktur ve hayatlarına bildikleri şeylerle devam etmeyi tercih ederler.

Simetrik Ebeveyn-Çocuk İlişkisinin Dört Boyutu

Messing, bu “simetrik çocuk” olgusunun bu dört boyutu olduğunu savunur:  taklit etme, eşitlik, tam olma fantezisi ve bireyselleşme eksikliği. Hadi bunların hepsine daha yakından bakalım.

Taklit etme, bu çocukların ebeveynleriyle deneyimlediği ayna etkisine işaret eder. Çocuklar, ebeveynlerinin yaptığı şeylerin tamamını taklit eder. Peki, bu neden bir problemdir? Çünkü bu çocuklar en sonunda, ebeveynlerinin travmalarını ve problemlerini de kopyalamaya başlarlar.

İkinci boyut, eşitliktir. Bu, çocuğun yetişkini eşiti olarak gördüğü anlamına gelir. Sonuç olarak, yetişkin çocuğun üzerinde herhangi bir otoriteye sahip değildir.

Göreceli olarak son zamanlara kadar, çocuklar yetişkinlere belli bir mesafe ile yaklaşıyorlardı. Çocuk oldukları için yetişkinlerin yaptığı her şeyi yapamayacaklarını anlıyorlardı. Bugünlerde, bir sürü ailede bu mesafe yoktur. Çocuklar kendilerini ebeveynleriyle tamamen özdeşleşmiş hissederler.

Parmağı havada, öfkeli bir şekilde bağıran bir erkek çocuğu.

Tam olma fantezisi ve bireyselleşme eksikliği

Bir çocuk kendini bir yetişkin ile eşit hissettiğinde, aynı zamanda her şeyi yapabileceğini de düşünür. Çoğunlukla ebeveynin rolünü oynamaya çalışır, tavsiye verir ve hatta evindeki insanlara emirler bile verebilir.

“Simetrik bir çocuk” öğretmeninin rolünü üstüne almaya bile çalışabilir, öğretmenine ne öğretmesi gerektiğini ve nasıl öğretmesi gerektiğini söylemeye çalışabilir. Ancak, er ya da geç, bu çocuklar bu şekilde davranmak için gereken malzemeler veya kaynaklara sahip olmadıkları gerçeğiyle yüzleşmek durumundadır. Bu farkındalık, onları korkutur ve onların kafalarını karıştırır.

Bu tam olma fantezisidir. Çocuk, gerçeğin bu olmadığı açık olsa bile, kendi kendine yetebildiğini hisseder. Çocuk, herhangi bir şey öğrenmesi gerektiğine veya bir büyüme ve öğrenme sürecinde olduğuna inanmaz. Bu çocuklar ebeveynlerini veya öğretmenlerini dinlemezler. Bunun bir sonucu olarak bireyselleşme süreçlerini tamamlamazlar. Bu çocuklar sadece nasıl insanları taklit edeceklerini bildikleri için kendi özgün kişiliklerini tam olarak geliştiremezler.

Doktor Messing’e göre, ailelerin bu problemi düzeltmelerini tek yolu, ebeveyn-çocuk rollerini tekrar inşa etmektir. Aileler, kendilerinin çocuklarının eşiti olmadığını ve evde bir otoriteleri olduğunu açık bir şekilde göstermek durumundadır. Bu otoriter olmakla aynı anlama gelmez. Onun yerine, bu durum ailelerin yol göstericiler ve rol modelleri olduğunun bir onaylanmasıdır.

Levin, E. (2000). La Función del hijo: espejos y laberintos de la infancia. Nueva Visión.